|
"69" bizim mezuniyet yılımız olan 1969'u simgeler...
Nereye çevirirseniz aynı okunur...
Uyanık devredir...
Bu altmış dokuzun Haydar Dümen kitaplarında geçen 69'la uzaktan yakından ilişkisi yoktur...
Sıcaklar bastırdı...
Bari serinletici bir kokteylle sıcak günlere renk verelim dedik
Bizim piyade-i bahriye'nin 1969'daki Barselona seferinden "Monika" ve "Sangria" anıları ile dönmüştük...
Eğitim gemimiz Savarona'nın kıç üstünde arya sancak yaptığımız yerde çekilen fotoğraf büromda tam karşımda duruyor...
Ve hâlâ baktıkça kendimi subay adayı gibi görüyorum...
Züğürt tesellisi yani...
Bildiğim kadarı ile Barselona'dan
Marsilya'ya seyrederken,
Malum sokağın-hâlâ Barselona'da
Kristof Kolomb Anıtı'nı arkanıza aldığınızda, sebze halinin de yer aldığı sol cenahtaki yan sokaklar seks icra-i faaliyetindeki hatunların mekanıdır.-
(Merak etmeyin, İki kez kontrole gittim bizim kızlar emekliye ayrılmış...)
Yaşanan maceralar da dönüş yolunda anlatılır çokça...
İşte yaklaşık kırk yıl sonra bir akraba ilişkisi itirafı...
Ben, köylü, Necdet ve Hikmet bölgenin en güzel kızı Monika'ya hesap tutmuşuz meğer.
Birbirimizden habersiz tabii...
Akrabalık oradan geliyor yani..
Her ne kadar biz 69' lular Mason teşkilatı gibi birbirimize düşkünsek de, bunda Monika'nın
dahli çok azdır...
Bu arada Sülü'yü Kolomb Anıtı'nın dibinde sızmış ve beş parasız bulduğumuzu da hatırlatırım...
Bana verdiği birkaç peseta ile long play almamı istemişti...
Hemen arkasından da eklemişti:
"Laflı olsun abi.."
Yani Sülü'yü hiç açmayan "enstrümantal olmasın" anlamındaydı bu ikaz..
Hey gidi Sülü..
Tek satır İngilizce bilmeden,
Cartegena'da "bu akşam dans with me yes mi abla "söylemi ile subay kulübüne kapağı atmıştı kızlarla...
Biz sözde dil bilen saplar ise,
Savarona'nın kıç üstünde "bu nasıl dans yahu?" diyerek ilk kez gördüğümüz casacosh'u
ve müziğini çözmeye çalışıyorduk...
Neyse, Sangria'ya gelelim...
Bunu son seyahatte erbabından öğrendim...
Maksat umuma hizmet olsun diye yazıyorum
Çoğunuz bu tarifi biliyorsunuz ya, maksat nostalji... Bu arada sevgili Galip'in kıç üstünde o güzelim sesiyle söylediği Hoffmann'ın masallarından "artık gidiyorum aryasını" da anımsamanızı isterim Valensiya açıklarından geçerken...
Devremizin seçkin iki müzisyeni Köylü ve Necdet'in Valensiya'yı "ulan ziya " diyerek tersyüz edip güzelim şarkıyı piç etmelerini de tarihe not olarak düşelim...
Bu arada Necdet'in tüm varını yoğunu vererek aldığı o güzelim gerçek İspanyol gitar duruyor mu acaba ..
Satın aldığımız dar uzun dükkanı bugün gibi hatırlıyorum...
Evet; gelelim Sangria'ya dedim...
Bir sürahinin içine 5 tatlı kaşığı şeker-siyah şeker olursa daha iyi bir şişe kırmızı şarap,
pahalı olmasına gerek yok, köpek öldüren bile olabilir, -sahi lisede 2.5 liraya alıp Kalamış'tan kiraladığımız kayıkta içilen güzel Marmara bile madalyalı olmuş ...-
Üstüne biraz portakal suyu, varsa biraz şeftali suyu ilave edin, son olarak ta başta limon elma ve şeftali olmak üzere meyve parçaları koyun...
Burası çok önemli, içine iki çubuk tarçın atın ve bırakın buzdolabında biraz demlensin...
Büyükçe bir bardağa bol buz koyun sürahiyi kokteyl çubuğu veya çatalla iyice karıştırın
ve bardağa içinde meyve parçaları da olacak şekilde boşaltın...
Çubukla karıştıra karıştıra için, tadını çıkarın...
Tabii şimdi rakı erbapları dudak bükecek ama, ben gene de deneyin derim...
Sonrasını bilmem
Haliniz varsa, besmele çekerek helalinize veya sevdiğinize sağdan yaklaşın...
Tabii hala duruyorsa Cenova upim'inden aldığımız Sanremo'nun o yılki şampiyon şarkısı "piove" -yağmuru-yi veya Fransız kopilleri Jean Birkin ve Sergio'nun Je tem moa non plu - bu yazım yanlış olabilir herifin adı da başkaydı sanırım- 45'liklerini de çalabilirsiniz sevdiğinize sağdan yaklaşırken...
"Şerefe" demiyorum...
Çünkü sadece biz Türkler diyoruz "şerefe" diye...
Hani Napolyon'a İngiliz'ler demiş "biz şerefimiz için savaşıyoruz siz ise para için..."
Napolyon'un yanıtı kısa olmuş:
"Ee herkes kendisinde olmayan şey için savaşır..."
Güzel yarınlara...
Özellikle bizim devre gibi iki kardeşimizi toprağa çok erken vermiş, yaşı kemale ermiş,
eski taifenin ve sevdiklerinin ve de tüm dostların sağlığına...
MESUT GÜNSEV
(*) Pazar'lık yazı olarak bugün köşeme sevgili dostum, emekli deniz binbaşısı ve yetenekli meslektaşımız Mesut Günsev'in ulaştırdığı nostaljik satırları aldım. Bizi subay adayı deniz piyadelerinin renkli dünyasına taşıyan bir anılar yumağı... Üstelik Mesut'un işlek kaleminden süzülen şurupla harmanlandı... Beğeneceğinizden eminim... Fotoğraf, 1969 yılında Trablusgarp Limanı'nda, askeri denizcilik okul gemisi ve Atatürk'ün yatı SAVARONA'nın güvertesinde çekildi. Fotoğrafta görülen subay adayı deniz piyadelerinin 5'i, 20 Temmuz 1974 şafağında Kıbrıs'a ilk ayak basan amfibi deniz piyade alayının mensupları oldular... Teşekkürler Mesut dostum...
|