|
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın 1 Temmuzda vardıkları mutabakat Kıbrıs'ın hem Güneyinde hem de Kuzeyinde enteresan tepkilere yol açtı.
İki lider, yeni kurulacak devletin egemenliğinin ve vatandaşlığının tek olacağı ilkesi üzerinde anlaşmışlar, detaylarını da kapsamlı müzakerelerde ele alma konusunda fikir birliğine varmışlardı.
Varılan bu anlaşma aslında Annan planındaki vatandaşlık ve egemenlik noktalarıyla bire bir benzemektedir.
Zaten buna tepki gösterenlerin kimliğine bakıldığı zaman mesele kendiliğinden ortaya çıkar.
Annan planına karşı olan ve referandumda hayır oyu için açık kampanya yürütenlerin tümü 1 Temmuzda varılan anlaşmaya yüksek perdeden tepki göstermektedirler.
Bu Kuzey'de de öyledir Güney'de de.
Sadece Güney'de bir tek farkı vardır.
Hristofyas Rum ana muhalefeti DİSİ tarafından desteklenmektedir.
Bu destek 1 Temmuz anlaşmasının çoğunluk tarafından onaylanmasını sağlamaktadır.
Kuzey'de ise Annan planına karşı çıkanlar örgütlü ve kararlı bir şekilde 1 Temmuzu eleştirmekte fakat Annan planını destekleyenlerin önemli bir bölümü şu sıralar eşel-mobille ilgilendikleri için 1 Temmuzu es geçmekteler.
Görünen odur ki daha bir süre de es geçmeye devam edecekler.
***
Yeni kurulacak devlette vatandaşlığın tek olması normal bir durumdur.
Oluşturucu devletler kafalarına göre vatandaşlık dağıtamayacaklarına göre ortak devletin vereceği tek vatandaşlık tüm adada geçerli olacaktır.
Yapılan açıklamalarda tek vatandaşlık seçme ve seçilme pozisyonu yani siyasi eşitlikle karıştırılıyor.
Sanki de tek vatandaşlık olunca siyasi eşitlik de ortadan kalkıyormuş gibi bir hava yaratılıyor.
Bu doğru değildir.
Aslında egemenlikle ilgili ortaya konulanlar da doğru değildir.
Ortak devletin tek egemenlikte olması da normaldir.
Burada tartışılması gereken ortaklıkla inşa edilecek egemenliğin kaynağı olmalıdır.
Yani egemenliğin kökeni nereye dayanacak.
Türk tarafı iki tarafın iradesinden oluşacak egemenliği savunmaktadır.
Rum tarafı, bunun ileride ayrılıkçılık için kullanılabileceği endişesi taşımaktadır.
İleride ortaya çıkacak herhangi bir sorunda Kıbrıs Türk kurucu devletinin bu egemenliği kullanarak tanınma talep edebileceği korkusu yaşanmaktadır.
Görüldüğü kadarıyla iki lider, 1 Temmuzda yaptıkları görüşmede bu konu üzerinde anlaşamadılar. Bu yüzdendir ki "detayları" görüşmeyi kapsamlı müzakerelere bıraktılar.
Bu da demektir ki şimdi olduğu gibi kapsamlı müzakerelerde de "bakir doğum" tartışmaları artarak sürecek.
Anan planı egemenlik kavgasını "bakir doğum" formülüyle çözmeye çalışmıştı.
Fakat başarılı olamadı.
Bakalım Talat ile Hristofyas nasıl bir formül bulacaklar.
Eğer bir çözüme ulaşamazlarsa analarından doğduklarına ve cumhurbaşkanı seçildiklerine pişman olacakları kesindir.
İki liderin omuzlarındaki sorumluluk bunu göstermektedir.
|