|
Gazetemizin manşetinde Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan var.
Başbakan Erdoğan sorularımızı yanıtladı ve önemli açıklamalarda bulundu.
Bu mülakat, Kıbrıs'ta başlayan yeni döneme ilişkin Sayın Erdoğan'ın ilk kez bu denli kapsamlı görüş bildirmesini içeriyor.
Bu açıdan da Türkiye'nin Kıbrıs sorunundaki pozisyonun net bir şekilde ortaya koyuyor.
Kıbrıs sorununda önemli gelişmeler olmasına, liderlerin sık sık bir araya gelmesine ve kapsamlı görüşmelerin 1 eylülde başlayacak olmasına rağmen Türkiye'de yaşanan iç sıkıntılar nedeniyle Ankara hükümetinin kamuoyuna yansıyan konsantrasyonu elbette Kıbrıs eksenli değildi.
Çünkü kapatma davası sadece Kıbrıs'ı değil Türkiye'nin bütün iç ve dış dengelerini etkiliyordu.
Başbakan Erdoğan bunun aksi bir görüntü çizmeye çalıştı. Veya "Türkiye'nin zarar görmemesi" adına bunu yapmaya çalıştı.
Suriye ile İsrail arasında arabuluculuk yaptı. Fransa'nın Akdeniz Birliği projesinde önemli rol oynadı. Birçok ülkeyi ziyaret etti.
Dün itibarıyla da kalabalık bir heyetle Kıbrıs'a geldi.
Peki kapatma davası Kıbrıs sorununu nasıl etkiliyor?
Başbakan'a bunu sorduk.
Yanıtı kısa ama kapatma davası açısından önemli ipuçları içeriyor.
Başbakan Erdoğan "Kıbrıs sorunu bizim için, hükümetimiz için siyaset-üstü milli bir davadır" diyor ve ekliyor. "Bundan sonra da böyle yürütülecektir."
Son cümle itibarıyla çıkarılacak anlam Erdoğan'daki inancın Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kapatılmayacağı yönünde olabilir.
Bu iyimser bir yorumdur.
Zaten Başbakan Erdoğan'ın sorulara verdiği yanıtların nerdeyse tümünün iyimser yönü ağır basmaktadır.
Örneğin şu cümle bile uzun süre tartışılacak türdendir:
"2008 yılı sonuna kadar bir çözüm gerçekçi bir hedeftir. Zira, Kıbrıs'ta çözümün tüm unsurları yıllar boyu süren görüşme süreçlerinde tekrar tekrar ele alınmıştır. Mevcut Birleşmiş Milletler müktesebatını kullanarak hızla uzlaşıya varılması mümkündür. Bunun temel koşulu iyi niyetle müzakere, siyasi irade ve yetki-paylaşımına dayalı Birleşmiş Milletler parametrelerini ve çözüm modelini kabullenmektir. Diğer anavatan Yunanistan'ın da süreci desteklemesi ve Rum tarafını çözüm için teşvik etmesi önem taşımaktadır."
Bu cümle çözüm yönünde temenni belirtmenin ötesinde ciddi bir taahhüdü de içermektedir.
2008'de Birleşmiş Milletler parametreleri çerçevesinde varılacak bir çözümü destekleme taahhüdünü.
Ve öteye geçip Yunanistan'ın Rum Yönetimini çözüm yönünde teşvik etmesini talep etmektedir.
***
Kıbrıs sorunu, 2008 yılında bir çözüme ulaşır mı bilinmez ama Başbakan Erdoğan'ın gazetemize yaptığı açıklamalardan ortaya çıkan sonuç şudur ki Türkiye hükümeti Kıbrıs sorununa geri dönüyor.
İç sorunlar nedeniyle bir süredir azalan ilgisini tazeliyor ve çözüm yönünde üzerine düşenleri yerine getirme sözü veriyor.
Çözüm için de 2008'in son periyodunu hedef olarak ortaya koyuyor.
Bugüne kadar Ankara'nın tutumuyla ilgili kuşkucu veya "felaket senaryolarını" da içeren görüşler ortaya konuluyordu.
Nedeni Ankara hükümetinin uzun süren sessizliğiydi.
Gazetemizin sorularına verilen yanıtlardaki açıklık ve genelde Kıbrıs ziyareti Ankara'nın sessizliğini bozduğunun açık kanıtıdır.
Eğer AK Parti'nin kapatılması gibi bir facia ortaya çıkmazsa sessizliğini bozan Ankara'nın oyunda etkin bir oyuncu olarak yeralacağını kesinlikle söyleyebiliriz...
|