|
İlahi adalete inananlardan değilim ama yapanın yanına kalmayacağını da yaşayarak görüyorum ve bu kurala inanıyorum.
"Ortak aklımız ve geçmişle olan bağlantımız" diyerek tanıştırdığımda yüzünde beliren mahcubiyeti görüp de keyif aldığım sevgili Mustafa Doğrusöz, beni her zaman şaşırtan bilgiler verir, geçmişle ilgili yaptığımız sohbetlerde.
O da "kimsenin yanına kalmaz" kuralının sıkı bir takipçisidir.
Ellerini insan kanıyla ıslatanların nasıl birer enkaza dönüştüklerini, aile şeceresiyle birlikte sıralar.
Üstelik olayları toplumsal ve politik ortamında anlatır.
Şüphesizdir ki toplumsal ve siyasi ortamın eksik bırakıldığı anlatımlar dedikoduyla bulaştırılmış bir parça tarihtirler aslında.
Neden-sonuç ilişkisinde mutlaka konuya toplumsal ve siyasi boyut dahil olur.
Nedensiz ve sonuçsuz bir tarih dizayn edilemeyeceğine göre her olay kendi siyasi ve toplumsal koşullarında ele alınmalıdır.
Yakın geçmişimiz de dahil, tarihimize bu perspektiften bakamadığımız için tarih fukarasıyızdır.
İşimize geldiğinde Osmanlı'nın "şanlı başarılarına" sığınırız, işimize gelmediğimizde "reddi-miras" yaparız.
Tarihi kendimize göre düzenlemekte de üstümüze yoktur.
***
Uzun yıllardan sonra ilk kez gazetenin manşetine bir dış haber koyduk.
Diğer gazetelerin iç sayfalarında bile değerlendirmediği habere çarpıcı fotoğraflarla tam 2 sayfa ayırdık.
Konu malum; Yugoslavya'nın dağılmasından sonra Sırbistan yönetimini eline geçiren aşırı milliyetçi Radovan Karadziç ve ekibi, çoğunluğu Bosnalı Müslüman olan on binlerce kişinin kanına girmişlerdi.
Avrupa'nın ortasında muazzam bir katliam yaşanıyordu ve Avrupa bu katliamı sadece izliyordu.
Dönemin ABD Başkanı Bill Clinton'un emriyle yapılan askeri müdahaleler sonucu bu katliamlar durdurulabilmişti.
Karadziç ve ekibi de kirişi kırmışlardı.
13 yıllık bir firarilikten sonra geçtiğimiz gün yakayı ele verdi.
Nerde saklandığına ilişkin çeşitli senaryolar ortaya atılmıştı ama tümü fos çıktı.
Katil sadece saç ve sakal uzatıp Belgrad'ta yaşamaya devam etmiş.
Üstelik hiçbir sakınca görmeden doktorluk mesleğine de geri dönmüş.
Tabi ki bunu yaparken kendisini korumuşlar ve desteklemişler.
Aşırı milliyetçi Sırp örgütler savaş ve yenilgi sonrası toparlanmışlar. Eski dönemdeki gibi olmasa da etkinliklerini kurmuşlar.
Karadziç'i koruyacak kadar bir düzen oluşturmuşlar.
Uzmanlar bu inanılmaz durumu "hesap sormamaya" bağlıyorlar.
Savaşta insanlık suçu işleyenlerin önemli bir bölümü hiçbirşey yapmamışlar gibi normal hayatlarına devam etmiş.
Sadece Karadziç gibi önde gelen katiller takibata alınmış.
Geri kalan tetikçiler ellerini kollarını sallayıp siyasi faaliyetlerini sürdürüyorlarmış.
***
Kıbrıs'ta işlenen insanlık suçlarıyla ilgili benzer bir süreç yaşandı.
Toplu katliamların eli kanlı katilleri tıpkı Sırp katiller gibi hiçbirşey yapmamışçasına yaşamlarına devam ettiler.
Gerçi kimi kötü hastalıktan süründü kimi evlat acısıyla sarsıldı yani yapanın yanına bir şekilde kalmadı ama, geçmişle hesaplaşmadı bu topraklar.
Umalım ki bu konu gelecekte bir soruna dönüşmez.
|