|
Biz 2004 referandumlar döneminde tartışmıştık.
Rum yönetiminin konuları Rum halkından nasıl sakladığını ve bunun hangi boyutta olduğunu yeni yeni öğreniyoruz.
Nereden mi?
Rum basınındaki gündemlerden.
Üzerinde uzlaşıya varılan konular bile sanki ilk kez gündeme geliyormuş veya Rum kamuoyu tarafından ilk kez duyuluyormuş gibi tartışılıyor.
"Bakir doğumla" ilgili öyle oldu.
Konunun egemenlik gibi hassas noktaya dayandığını varsayarak normaldir muamelesi yaptık.
Arkasından Türkiye kökenli yurttaşlar için benzeri yaşandı.
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas "elli bini kalacak" açıklaması yapınca kıyamet koptu.
Hristofyas kopan kıyameti bastırmak için "bunu Klerides de Papadopulos da kabul etmişti" demek zorunda kaldı.
Şimdiki kıyamet dönüşümlü başkanlıkla ilgilidir.
Rum basınına dün yansıyan tartışmalara göre kurulacak ortak devletin başkanlığının dönüşümlü olmasına itiraz edenler varmış.
Yani bir Kıbrıslı Türkü ortak devletin cumhurbaşkanlığına yakıştırmayanlar.
Veya "bir Kıbrıslı Türk benim cumhurbaşkanım olamaz" diyenler.
Hristofyas'ı suçluyorlar ve bu konuda nasıl taviz verdiğinin hesabını soruyorlarmış.
AKEL Parlamento Sözcüsü Nikos Katsurides dönüşümlü başkanlığın 1995 yılından beri varolduğunu söylemiş.
Anamuhalefet DİSİ'nin milletvekili Sokratis Hasikos "dönüşümlü başkanlık Papadopulos tarafından da kabul edilmiş bir unsurdur" demiş.
Bazı aydınlar "eğer ortak devlet kuracaksak kendimizi bir Türk başkana alıştırmalıyız" görüşünü savunuyorlarmış.
Bu tartışmalar hem iyi hem kötü.
İyi olan, bir Kıbrıslı Türk'ün ortak cumhuriyetin cumhurbaşkanı olabileceği noktasında kendi kendilerini ikna etmeye çalışmaları.
Kötü olan da bu nokta aslında. Bu zamanda ve Avrupa Birliği üyeliğinde hala azınlık-çoğunluk mantığının ortalarda dolaşması.
***
Konunun özüne gelince.
Annan planının tartışıldığı dönemde de belirtmiştim.
Ortak devletin yönetimi de ortak olmalı.
Sayısal çoğunluk siyasal eşitliğin önündeki engel olmamalı.
Nasıl ki politikaya meraklı bir Kıbrıslı Rum genç cumhurbaşkanı olabilme hayali kurma hakkı varsa, aynısı bir Kıbrıslı Türk genç için de geçerli olmalı.
Sayının ve kökenin dayatacağı siyasal engeller yaratılmamalı.
Yoksa tıpkı 1960'ta olduğu gibi kimse kimseyi sahiplenmez, kimse kimseye tahammül edemez.
Siyasal geleceğini ait olduğu devlette görmeyenler ise başka başka hedefler peşinde koşturur.
İşin özü ve sözün kısası dönüşümlü başkanlığı içermeyen bir anlaşma Kıbrıslı Türkler arasında onay bulmaz.
Umarım bu nokta Rum tarafındaki tartışmalar için bir referans noktasına dönüşür.
Çünkü Kıbrıslı Türklerin "evet"i "çantada keklik" değildir...
|