|
Türkiye Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, geçtiğimiz akşam Ankara'da Merkez Orduevi'nde düzenlenen Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı kuruluş resepsiyonuna katıldı ve önemli açıklamalar yaptı.
Yapılan açıklamayı iyi okumak ve doğru algılamak sanırım önümüzdeki dönemi doğru yorumlamakla ilintilidir.
Büyükanıt'ın açıklamalarını değerlendirmeden önce geçmişten kısa bir anımsatma yapmakta fayda vardır.
2004 referandum dönemini içeren Pilatus'un Gölgesinde isimli kitapta, o döneme ilişkin Genel Kurmay'ın tavrını olaylar ve belgeleriyle anlatmıştım.
"Asker herhangi bir anlaşmaya engel olacak" türünden korkuların veya hezeyanların hat safhada olduğu asker, kırmızı çizgilerine sadık kalmış fakat siyasilerle birlikte Annan planının tesis edilmesi için Genel Kurmaylık düzeyinde çalışmıştı.
Plan karşıtı bazı çevrelerde (ki asker içinde de kuvvet komutanları düzeyinde mevcuttu) Genel Kurmay'ın son dakika müdahalesi ile gidişatı bozacağı beklentisi vardı.
Radikal gazetesi Yazı İşleri Müdürü Erdal Güven kendi anılarından anlatımla meşhur New York zirvesinde zamanın Cumhurbaşkanlığı danışmanı Mümtaz Soysal'ın "çok sevinmeyin asker müdahale edecek" dediğini yazdı.
Bunun üzerine zamanın Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, "evet, Genel Kurmay'ın müdahale etmesini bekliyorduk ama olmadı" açıklaması yaparak bu beklentilerini ortaya koydu.
Ordunun müdahale etmemesi dönemin Genel kurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün "demokrat kişiliğine" bağlanmıştı.
Hilmi Özkök'ün farklı bir Genel Kurmay Başkanı olduğu kesindi fakat Kıbrıs gibi "ulusal" bir davada sadece bir komutanın kişiliği etkili olabilir miydi?
Kıbrıs davası o dönemde hükümeti ve askeri kanadıyla bir uzlaşma anlayışı çerçevesinde yürütüldü.
Çünkü Türkiye'nin çıkarları bunu gerektiriyordu.
***
Bu kısa anımsatmadan sonra gelelim Genel Kurmay Başkanı Büyükanıt'ın geçtiğimiz akşam yaptığı açıklamaya:
Büyükanıt özetle şunları söyledi:
''Bireysel olarak bazı endişelerim var. Tabii Türkiye Cumhuriyeti çözüm istiyor, ama çözüm hep söyleriz adil ve kalıcı olmalı. Nasıl olursa adil olur, kalıcı olur? Buna dikkat etmek lazım. Ama kimin dikkat etmesi lazım? Kıbrıs Türkü'nün en çok dikkat etmesi lazım. Barış olur da adil olmayabilir, kalıcı olmayabilir. Bizim bu iki kavramın içini iyi doldurmamız lazım. Biz sözleri söylüyoruz ve içini doldurmuyoruz. Bu çok önemli. Adil ve kalıcı... Çok dikkatli bakmamız lazım.
Bence işin anahtarı nasıl olur da bir barış adil olur, kalıcı olur? Bunu bir ortaya koymamız lazım. Bu henüz ortaya konulmuş değil. Bunu da açıkça ifade edeyim. Parça parça çözüm olmaz. Çözüm bütün olarak ortaya konur. Kıbrıs bizim canımız, her şeyimiz. Kıbrıs halkı da öyle. Onlar bizim bir parçamız. Orada bizim asker olarak varlığımız onların güvenliği içindir, aynı zamanda Rumların da güvenliği içindir. 1974'ten beri o Ada barış içinde yaşıyorsa, bu TSK sayesindedir. Onu bir kere anlamamız gerekir.''
Bu açıklamada hem niyet hem de istek mevcuttur.
Büyükanıt TSK'nın niyetinin çözüm olduğunu tekrarlıyor. Bu çözümün adil ve kalıcı olmasını istiyor. "Kıbrıs Türkü buna dikkat etmelidir" diyerek varılacak çözümün nihai onay yerinin Kıbrıs Türkü olduğuna vurgu yapıyor.
***
Kapsamlı müzakereler 3 Eylülde başlayacak.
Detay pazarlıklara geçildikçe elbette taraflar arasındaki görüş ayrılıkları gözler önüne serilecek.
Liderler bu görüş ayrılıklarını azatlıkları ölçüde bir çözüme yakınlaşacaklar.
Bunu hep birlikte göreceğiz.
Ama bazılarını şimdiden uyarmakta fayda vardır.
Çözümsüzlüğü sağlamak için askere yaslanmaya çalışanlar 2004'de olduğu gibi yüzüstü düşebilirler.
Bu hem Kıbrıs Türk tarafı hem de Kıbrıs Rum tarafındaki çözüm karşıtları için de geçerlidir.
Çünkü her iki tarafta da çözümsüzlüğü TSK'ya bağlamaya çalışanlar vardır.
2004'de bekledikleri olmadı.
Türkiye sivili ve askeriyle kendi çıkarları doğrultusunda hareket etti.
Türkiye'nin çıkarı Kıbrıs'ta "adil ve kalıcı" bir çözüme ulaşılmasıdır.
Hala öyledir.
Yanlış hesap yapanların hayal kırıklığı yaşayacakları kesindir...
|