|
Yangın felaketini haber aldığımda, üst düzey devlet yetkilileriyle ülke sorunlarını da içeren bir sohbet yapıyorduk.
Herkesin kendine göre düşünceleri vardı.
Kimi rakamlarla, kimi gözlemlere dayanan tespitlerini anlatıyordu.
Konuşulanları dinliyordum sadece.
Bir süredir içimi kemiren "bu ülke sahipsizdir" duygusu yine depreşmişti.
Çünkü herkes bir şeylerden şikayetçiydi.
Gazeteden arkadaşlar aradılar.
"Çatalköy'ün üst başı yanıyor" dediler.
Sohbeti yarım kesip yola koyulduk.
Gazeteden ekipler bizden önce olay yerine varmışlardı.
Sevgili Uğur ile direksiyonu Bufavento'ya kırdık.
Daha anayolun başında belediyelere ve özel şirketlere ait onlarca su tankeri hazır bekliyordu.
Büyük yangının yarattığı travma belli ki herkesin seferber olmasına yol açmıştı.
Ve bu iyiye işaretti.
Yangın dağın güney yamaçlarına sıçrayabilir endişesiyle Bufavento'nun altında itfaiye ve sivil savunma ekipleri pozisyon almıştı.
Lefkoşa'dan da görünen duman ve arada bir parlayan alevler birçok vatandaşı bölgeye çekmişti.
Küreğini-tırmığını alan yardıma koşmuştu.
Bu daha da iyiye işaretti.
Böylesi bir felaket karşısında vatandaş duyarlılığı şüphesiz ki felaketi alt etmenin en önemli aracıdır.
Orada Gönyeli Belediye Başkanı sevgili Ahmet Benli ile karşılaştık.
Belediyenin tek su tankeri görev için hazır bekliyordu.
Yangının dağın güney yamacına sıçramayacağı ortaya çıkınca Ahmet Benli ile birlikte Karga Suyu mevkiinden yangın yerine ulaşmaya çalıştık.
Karga Suyu'na en son 1996 yangınından bir hafta önce gitmiştik.
Yemyeşil orman ve buz gibi akan pınar.
Cennetten bir köşeydi sanki.
Alevler bu cennet köşesini yutmuştu.
Geçen sürede ağaçlandırma yapılmıştı.
Ekilen fidanlar nerdeyse bir dam boyuna ulaştı. Fakat dehşet içinde gördük ki bu kez kuraklığın pençesinde kıvranıyorlar.
Yüzlerce ağaç ya kurudu ya da kurumak üzere.
Avcılığı ve doğaya düşkünlüğüyle her zaman övünen Ahmet Benli "eğer erken yağmur yağarsa çoğu kurtulabilir" diyor.
Tabi ki bu izahat rahatlatmıyor bizi.
Karga Suyu'na ulaşan yol, dağa paralel Çatalköy, oradan da Bellapais'a kadar uzanır.
Fakat o kadar kötü ve bakımsız ki yol almak mümkün olmadı.
Sonra gerisin geriye anayola döndük.
Arapköy'ün altındaki gölete sorti yapan yangın söndürme helikopterlerini izleyerek gölete ulaştık.
Bunca kuraklığa karşın hala su tutan bir gölet. Etrafında yeşil sebze tarlaları.
Fakat gölede ulaşan yol pislikten geçilmiyor.
İnşaat artıkları, pet şişeler ve çürümeye yüz tutmuş ev malzemeleri. Belli ki buraları çoktan çöplüğe dönüştürüldü.
Ve ne acıdır ki biz göletten ayrılmaya hazırlanırken, atık kartonlarla yüklü bir kamyonet, iplerini çözüp pisliğini dökmeye çalışıyordu.
Yeni restore edilen bir otelin (Pia Bella) klimalarından geriye kalan kartonlardı atıklar.
Fotoğrafının çekilmesine aldırmadan işine devam etti şoför.
Gazeteye geldik, yangının ateş yakmanın yasak olduğu ormanda piknik ateşi yakan 3 kendini bilmez tarafından çıkarıldığını öğrendik.
Benim içimde yine "bu memleket sahipsizdir" duygusu depreşti.
Bu ara sık sık oluyor.
Ne yapsam engelleyemiyorum.
Çaresi olan varsa beni arasın lütfen...
|