Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Eroğlu, parti meclisini de silme kazandı
Hükümet yazı görmez
5 AIDS vakası var
2009 da kurak
Pakistan'dan yatırım girişimi
Burhan Nalbantoğlu Hastanesi Üroloji Servisi'nde bir ilk daha
Vadili Belediye Başkanı, savcılığa şikayet edildi

YORUMLANANLAR
Hiçbir şeyin değişmediğinin göstergesi [1]
Eroğlu, parti meclisini de silme kazandı [1]
Hükümet yazı görmez [2]
Geri döndü [6]
Gönyeli emaneti geri aldı: 0-2 [1]
ZEYTİNYAĞLI İNGİNAR [1]
Çağın vebası AIDS [1]
Hatay [1]
12 yaşında, cinsel ilişkisi cep telefonuna kaydedilip tehdit edilen çocukları tedavi ediyorum [3]
BKP'den bir heyet Brüksel'e gidiyor [1]
Ambargolular Grubu'ndan kanlı haritaya tepki [1]
Maraş'a dönüş, hemen şimdi [5]
KKTC var olmaya devam edecek [2]
KTÖS:Nüfus akışından dolayı okullarda olumsuzluklar yaşanıyor [1]
Tam teşekküllü müzakereyi gerçek anlamda yürütmüyor [1]
Cumhurbaşkanına internette hakaret eden gençler tutuklandı [12]
Ölümlü trafik kazası sanığına 3 ay hapislik [5]
Sporun ruhu öldü! [6]
Keklik ve turaç avı yasaklandı [5]
Güneye 6 milyon euroluk ihracat [1]



ÇIKARLAR MI KORKULAR MI?

Başaran Düzgün

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   11 Ekim 2008, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Görüşmelere bir sempati yüklemesi yapılması gerekiyordu.

Çünkü taraflar ilan etmekten şiddetle kaçınıyorlardı (suçlu görünmemek için)  ama yirmi konu başlığından sadece yedisinde anlaştıkları, anlaştıkları konuların da Avrupa Birliği müktesebatının amir hükümleri olduğunu çok iyi biliyorlardı.

Meselenin, daha başında çıkmaza sürüklendiğini çok iyi biliyorlardı.

Birleşmiş Milletler de bunu çok iyi biliyordu ve özel temsilci Downer büyük bir panik yaptı.

Önce medyaya yönelik "buyurun gelin izleyin" diyerek gazeteciler yatıştırıldı.

Sonra Downer tarafları dolaşarak  "çıkmaza girildi" görüntüsünün yaratacağı zararları anlattı.

Elder grubunun yaptığı ziyaret tesadüfi olmasına karşın ilaç gibi geldi.

Ve karşımıza dünkü manzara çıktı.

İki lider buluştular, konuştular, bazı konularda anlaştıklarını açıkladılar ve kısa bir süre sonrasına birbirlerine randevu verdiler.

Hangi konularda anlaştıklarını kamuoyu ile paylaşmadılar.

Hangi konularda anlaşamadıklarını da kamuoyu ile paylaşmadılar.

Bir taraf tüm, nerdeyse tüm yetkileri merkezi devlette toplamaya çalışırken, diğer taraf da buna kontra, kurucu devletlere yetkilerin bırakılmasını isterken nasıl uzlaşacakları merak konusudur.

Bu pazarlığa çıkarlar değil korkular karışmıştır.

Rum tarafı merkezi devletin ağır basmasını istemektedir ki ileride işler yürümezse yasal bir ayrılık olmasın.

Türk tarafı, 1963 acısından ve Kıbrıs Cumhuriyeti deneyiminden yola çıkarak kurucu devletlerdeki yetkilerin, çatışmayı önleyeceğini düşünmektedir.

Korkular ağır basınca da taraflar pazarlık yapmayı değil karşı tarafı kollama yolunu seçmektedir.

Sanırız görüşmelerin önündeki en büyük engel budur.

 

                                                      ***

 

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas realiteyi tamamıyla göz ardı eden ve maalesef sloganlara dayanan bir politika tercih ediyor.

Sloganların arkasına sığınıp çeşitli şeyler söylüyor fakat söyledikleri yaşamın pratiğinde değer bulmadığından öte taraflar arasındaki ayrılığı da körüklüyor.

Hristofyas'a en güzel yanıtı Rum tarafında yayınlanan Politis gazetesinden Kiriakos Cambazis verdi.

Aynen yayınlıyorum:

Kıbrıs sorunu 'Kıbrıs' sorunu mudur?" (Kiriakos Cambazis)

"D. Hristofyas'ın iktidara seçildiği günden beri şunu sık sık duyuyoruz: 'Kıbrıs sorunu Kıbrıslılar tarafından çözülsün'. Bu, diğer bütün herkesin söz hakkı olmadığı anlamına gelmektedir. Bu tezin analiz edilmesi, modern verilere yanıt verdiğinin teyit edilebilmesi için bu tezin tüm parametrelerinin incelenmesi gerekmektedir. Gelin tezden başlayalım: Sorunlarının çözümünde başlıca söz hakkı Kıbrıslılara aittir ve hiçbir üçüncü devletin, Kıbrıs Cumhuriyetinin iç meselelerine müdahale etme hakkı yoktur. Uluslararası Hukuk ilkelerine ve BM Şartına yanıt veren doğru bir tez... Ancak bu doğru tez, kendi kendini çürütecek unsurlar da içermektedir. Bu unsurlar nelerdir:

a) 1963'ten beri Makarios hükümeti bu sorunu uluslararası soruna dönüştürmüştür. Çünkü Kıbrıs Cumhuriyetinin yükümlülük altına girdiği uluslararası sözleşmelerden kurtulmaya çalıştı ve bunların bir bölümünü iç hukukun parçasına dönüştürdü.

b) Güvenlik Konseyi ve BM Genel Kurulu, sorunla birçok kez meşgul oldular ve Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin bir dizi ön koşula (Kıbrıs hükümeti bunlara atıfta bulunmaktadır) 'kilit vurdular' (eğer bu terimin kullanılmasına izin verilirse).

c) Kıbrıs sorununa, hükümet yetkililerinin isteğiyle veya isteği olmaksızın, üçüncü ülkeleri de dahil etmektedir, çünkü garantörlük sistemi geçerli olmaya devam etmektir.

d) Kıbrıs Cumhuriyeti, AB üyesi olarak, egemenliğinin bir bölümünü AB'ne devretmiştir, dolayısıyla AB ilgili tarafı teşkil etmektedir. Üçüncü taraflardan Kıbrıslıları sorunlarını çözmeleri için yalnız bırakmalarını istememiz, güzel bir şeydir, ancak onlardan iyi niyet sergilemesi için Türkiye'ye baskı uygulamalarını istediğimiz andan itibaren, ister kabul edelim, ister etmeyelim, onları sorunlara doğrudan dahil etmekteyiz ve onları ilgili taraf haline getirmekteyiz. Uluslararası Hukukta ve BM Şartında en azından 'ilgili taraf' bu şekilde açıklanmaktadır. Kıbrıs hükümetinin istediği şey belki de o kadar da gerçekleşebilir değildir. BM tarafından hakemlik yapılması fikri reddedilmektedir. Hem de öyle sert bir politikayla reddediliyor ki, gelecekte gerekli olduğu zaman, bugünkü tutum yüzünden gerçekleşebilir olmayacak. BM'den 'iyi niyet misyonu' çerçevesinde kalmasını istiyoruz. Ancak hiç kimse, askıda kalacak olan meselelerin kesin olarak çözülmesi için temsilcileri tarafından öneri sunulmasının gerekli olmayacağını garanti edecek durumda değildir. Ancak bu 'arabuluculuk' anlamına gelmektedir. 'İyi niyet misyonu' çerçevesinin dışında olduğu için bunu ret mi edeceğiz? 'Bizi yalnız bırakınız' dememiz teorik açıdan doğrudur, ancak pratikte çözümün aleyhine dönmesi mümkündür. Diğer yandan AB üyesiyiz, AB'nin dış politikası ile ilgili tüm konularda, aynı zamanda Avrupa vatandaşlarının günlük hayatını ilgilendiren diğer önemli meselelerde söz sahibiyiz. Öte yandan onlardan bizi rahat bırakmalarını ve iç meselemizle ilgili olarak bizi rahatsız etmemelerini istiyoruz. Oysa bu mesele, üçüncü devletlerle ilişkileri ve içteki fonksiyonları etkilemektedir. Politikada mutlak yoktur, sadece doğru kararların alımı konusunda gelecekte zorluklar yaratmaktadır. Peki Kıbrıs sorunu 'Kıbrıs' sorunu mudur?"

 

   9928 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
23 Kasım 2008, Pazar   YURT SEVGİSİ
22 Kasım 2008, Cumartesi   2 GÖRÜŞ BİR KÜFÜR
20 Kasım 2008, Perşembe   LİDERLERİN KULAĞINA KÜPE...
19 Kasım 2008, Çarşamba   ŞİMDİKİ GENÇLER HARİKA (Bir yenik düşme hikayesi)
18 Kasım 2008, Salı   HALK İRADESİ KRİZİ ÇÖZER
16 Kasım 2008, Pazar   AVCILAR VE TAŞ OCAKLARI...
15 Kasım 2008, Cumartesi   25. YIL VE BİR ANIMSATMA
14 Kasım 2008, Cuma   HÜKÜMET FENA YANACAK
13 Kasım 2008, Perşembe   MADALYONUN İKİ YÜZÜ
12 Kasım 2008, Çarşamba   İŞİN SIRRI


Yorum Sayısı:   1
  balyoz_33         - mersin-tarsus 12 Ekim 2008, Pazar 11:31 
yazınızı çok beğindim...


DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.5624 1.5699
1 STERLİN 2.3989 2.4114
1 EURO 2.0039 2.0136



YAZARLAR : .

Bener HAKERİ

Yağmur yere indi

Sevilay SADIKOĞLU

Sonbahar...

Bedia BALSES

Atilla İlhan’ca Sayıklamalar

Cumhur DELİCEIRMAK

Rekabetin hazin sonu!





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital