|
Kanser Hastalarına Yardım Derneği Başkanı Raziye Kocaismail'de geldi cenaze törenine. Önce anne babasına sonra bana sarıldı.
Titrediğini hissettim. Kendini zor tutuyordu.
O, on küsur yıldır kanser hastalarının en yakınıydı. Bir ailenin zor dayandığı kanser savaşında her hastanın saflarında en öndeki gönüllü savaşçı... Ansızın çığlığını duydum.... "Yeter artık... Ölü yolcusu olduk..."
Bu isyan genç bir insanın ölümüne isyandan öte mesajlar veriyordu.
Yaklaşık 27 ay önceydi.
Abimin kızı Güneş'le karşılaştık. Yüzünde hüzünlü bir ifade vardı. Ne olduğunu sordum.
"Özgün'ün çenesinde bir şişlik var. Doktorlar ameliyat diyor. 12 yaşındayken bisikletten düşüp çenesini çarpmıştı. Ondan olabilir diye düşünürüz" demişti.
Özgün, o zaman 17 yaşındaydı.
Daha derin tetkik için Filiz Hanım'a yönlendirdim.
Bulgular hiç aklımıza getirmek istediğimiz acı gerçekle bizi buluşturdu.
Yakından uzağa dayanışma içinde 27 ay ciddi anlamda bir mücadele verdik.
Dr. Burhan Nalbantoğlu Hastanesi'ndeki doktorların ne gerekirse yaptığından hiç ama hiç kuşkumuz olmadı.
Kudret Bey ve Dilek Hanım'la muhatap oldum ağırlıkla.
Hipokrat Yeminine sadık doktor nasıl görev yapar derseniz bu iki doktoru hiç ikilemsiz işaret ederim.
* * *
Yüz yüze olduğumuz vaka tür olarak daha önce dünyada dört örneği olan bir kanser türüydü.
Başarılırsa tıp literatürüne ilk örnek olarak geçecekti.
Bu savaşın hiç de ötekilere benzemediğini yaşayarak gördüm.
Bir amca olarak en kritik evrelerde özellikle anne ve babayla oldum. Yüreklerinin yanına yüreğimi bir amcadan daha derin insani bir duruşla koymaya çalıştım.
Bir ara umutlandık.
Tahliller çok iyi sonuç verdi.
Kurban kesip, "Şükür Allah'a" demedik ama en yakından en uzağa tanıdıklarla paylaştık.
Temkinliydik gene de.
"Ama korktuğumuz olmasın" dedik içimizden bir birimizle paylaşmadan.
Ama korktuğumuz oldu.
Savaşın molası çok kısa sürdü.
Savaş yeniden başladı.
Müthiş bir psikolojik savaştı da verilen. Hem Özgün hem anne babası, sanki de nezle ile yüz yüzeymiş gibi durdular. Hiç ağlayan olmadı... Kanserin en amansızı küçümsendi adeta.
Çarşamba akşamüzeri Dilek Hanım'la oturup ailece bir değerlendirme yaptık. Artık durum çok ciddiydi ama gene umudun ışığı yanıyordu anne yüreğinde.
Perşembe akşamüzeri Aysu'nun programına girmeden telefonum çaldı. Babası Hüseyin, "Amca Özgün eyi değil" dedi.
"Programı bitireyim geldim" dedim. Uzun aradan sonra Aysu'nun ilk kez konuğu oluyordum böyle bir nedenle de olsa son anda programa katılımı iptal etmeyi istemedim.
Program bitti.
Tam yola çıkıyordum, telefonla acı haber geldi.
* * *
Evlat acısının ne demek olduğuna 12 yaşımda tanık olmuştum ailede.
Aynı tanıklığı bir de Perşembe akşamüzeri yaşadım.
Müthiş bir deprem.
Hayatın en acı gerçeğiyle yüz yüze gelmenin ne demek olduğun 45 sene sonra yeniden gördüm.
Ölümle yüz yüze gelmek hayatla muhasebedir de... Bunu bir başka yazımda açmak ve yazmak isterim.
* * *
Dün toprağa verdik Özgün'ü.
Cenaze törenine gelenler çoktu.
Kanser Hastalarına Yardım Derneği Başkanı Raziye Kocaismail de geldi cenaze törenine. Önce anne babasına sonra bana sarıldı.
Titrediğini hissettim.
Kendini zor tutuyordu.
O, on küsur yıldır kanser hastalarının en yakınıydı. Bir ailenin zor dayandığı kanser savaşında her hastanın saflarında en öndeki gönüllü savaşçı...
Ansızın çığlığını duydum... "Yeter artık... Ölü yolcusu olduk..."
Bu isyan genç bir insanın ölümüne isyandan öte mesajlar veriyordu.
Yeter demek, ihmallere bir göndermeydi...
Yeter demek, bizim ihmallerimizle kanserin beslenmesine isyandı.
Dünyada bu hastalıkların her ülkeye göre oransal değerleri var. Bizde ki oranların yüksekliğini bilmeyen yok.
Peki biliniyor da ne yapılıyor?
Kanser vakası ile yüz yüze olmayan aile yok.
Bizim toplum olarak genetik yapımızda mı bir sorun var? Bilenlere sordum, "Yok öyle şey" dediler.
Kanseri tetikleyen öteki etkenlerin başında gıda güvenliği geliyor. Zaman zaman şov nitelikli denetimler yapılıyor, o kadar...
Bu satırların yazarı olarak kanser savaşında verdiğimiz kurbanların kaderimiz olduğuna inanmıyorum.
Kanserle savaşmak değil, kansere destek vermek için ne gerekirse o yapılıyor sanki de...
Yazık... Giden canlar geri gelmiyor...
* * *
Yazımın bu bölümünde telefonum çaldı.
Arayan Raziye Kocaismail'di.
"Çok özür diliyorum Hasan Bey" dedi.
Hayretle, "Neden?" diye sordum. "Cenazede kendimi tutamayarak haykırmamın yanlış anlaşılabileceğini düşünüyorum. Kendi kendimden utandım. Bunca yıldır ilk kez bu kadar kendimi tutamayacak halde oldum."
Çok ince bir davranışla aramıştı. "Hiç öyle düşünmeyin" deyip ekledim. "Siz de insansınız hem de nesli tükenmekte olan insanlardan. Her yüreğin bir sabır sınırı var, siz de nereye kadar dayanacaktınız ki?..."
Her ailenin bir kanser hastası var Raziye Kocaismail'in belki de binlerce... Dayanmak kolay mı?
Günün sözü:
Sorumlular ne ağlar, ne çare üretir
|