|
Kanser hastası olmayan aile yok. Böyle giderse kanser hastası olmayan ev kalmayacak.
Kanser bizim kaderimiz mi? Kaderimiz olduğunu asla kabul etmem.
Mutlaka bir ihmalden beslenen zayıf noktalarımız var. Oradan sızıyor amansız hastalığım tohumu insanımıza...
Başaran Düzgün arkadaşım aradı dün.
Telefonda uzunca konuştuk.
Daha konuşurken fark ettim. Hep hüzünlü konulardı dokunduklarımız. Acılar paylaşıldıkça azalır, derler ya... Başaran arkadaşım da konuşmayı uzatıp on dokuz yaşında yitirdiğimiz kardeşimin torunu Özgün'le ilgili acımızı paylaşmak istiyordu.
Gazeteci olarak nelerle daha çok uğraştığımızı konuştuk.
Ve o daha çok uğraştıklarımızın pek çoğuna harcadığımız zamana ve emeğe, "yazık" dedik.
* * *
Kanser hastası olmayan aile yok.
Böyle giderse kanser hastası olmayan ev kalmayacak.
Kanser bizim kaderimiz mi?
Kaderimiz olduğunu asla kabul etmem.
Mutlaka bir ihmalden beslenen zayıf noktalarımız var. Oradan sızıyor amansız hastalığım tohumu insanımıza...
Bu konuda duyarlılık gösterdiğimiz zaman yanlış anlaşıldığımız da olur. Yanlış anlaşılmada üzerlerine gitmem. Ama için için isyan da ediyorum... Çünkü sağlık kökenli ihmallerde gidenler geri gelmiyor.
Cuma'dan beri çok sayıda insan çeşitli yollardan ulaşıp üzüntülerini, duygularını aktarıp acımıza ortak oluyor.
Arayanların çoğunu bire bir tanımıyorum.
Ancak arayanlar içinde söyledikleri sesiyle beslenenler farklı. Kansere karşı en yakınlarındakilerle verdikleri savaş onları yorsa da bir farklı inatla savaşıyorlar.
Bazıları yakınlarını yitirmiş, bazılar yitirme korkusuyla yaşıyor...
* * *
Her yitirmede yürekleri parçalayan isyan haykırışlarını duyarız: "Allah'ım neden, neden, neden benim yavrum?" Ya da can yoldaşı için haykırma...
Kadere inanmam.
Bir atasözü var: "Eşeğini sağlam kazığa bağla ve ona göre Allah'a emanet et."
Biz toplum sağlığını sağlam kazığa bağlıyor muyuz? Yoksa kazığı samana mı çakıyoruz?
İşte en önemli sorun burada...
Gıda güvenliği neredeyse sıfırdır... Yetkililerin hiç bir açıklamasına inanmıyorum...
Zararlı, kesinlikle kullanılmaması gerekenler ilaçlar, hormonlar kullanılırken, bilinçsizce zirai ilaç kullanan üreticiler de var... Sonuçta hepsi aynı yere varır.
* * *
"Peki sen olsan ne yapardın?"
Söyleyim.
Bir kez burası bir ada. Güneyle aramızda da sınır kapıları var.
Ülkeye ithali yasak ilaçların, hormonların adaya sokulmaması için her türlü önlem alınacak. Bu ürünleri ithal eden, ya da tasarrufunda bulunduranlara, uyuşturucu getiren ya da bulunduranlara hangi işlem yapılırsa o yasal işlemi yapılmalı.
Ha uyuşturucu ha zehir ne fark eder?
Bilinçsiz zirai ilaç kullanan üreticilere gelince.
Her şeyden önce üreticilerin her bakımdan yeterli, bilinçli olması gerekir. Bu amaçla seminerler düzenlenir zirai ilaç kullanımı bakımından da yeterli olmaları sağlanır.
Buna rağmen ürünlerinde insan sağlığını tehdit edecek miktarda ilaç kalıntısı bulunanların üretici belgesi iptal edilir.
Kararlı ve bilinçli bir tavır içinde olunsun bakayım masalarımıza hormonlu, zehirli sebze, meyve gelir mi?
* * *
Ne yediğimizde ne de içtiğimizde tat kaldı.
Dün sandüvic yapmak istedim. Buzdolabından domatesi aldım. Uzun uzun baktım. Yesem mi yemesem mi diye düşündüm. Yumuşayan yerlerini inceledim. Kestim içindeki boşluğa gözlerimi diktim... Etli bölümünde beyaz görünen yerlerin normal olup olmadığını düşündüm... Sonunda dilimleyip yedim. Ama çocukluğumda sadece mevsiminde yediğimiz domatesle alakası olmadığını fark ettim. Pişman da oldum yediğime.
Bu verdiğim sadece bir örnek. Eminim bun benzer herkesin pek çok örneği var.
* * *
Dikmen çöplüğü ikide bir yanar ya da yakılır. Her defasında haber olur. Ama siyasilerin ihmaliyle bağlantılı haber olur. Çöplükten yükselen o dumanın içinde insan sağlığını tehdit eden nelerin bulunduğunu ciddi ciddi ele alıp topluma taşıyan kurumsal bir yapı var mı?
Asbest su borularını kansere neden olabilir diye değiştiriyoruz. Peki kanser riski taşımayana borulardan akan su ne kadar sağlıklıdır? Bu konuda uyarılarımızı yapıyoruz. En yetkili ağızlar, "Haklısın, doğrudur yazdıkların Hasan Bey" der ama o kadar. Hiç bir ciddi önlem yok.
* * *
... Ve bizde duyarsızlık, umursamazlık alıp başını giderken Cuma günü ajanslar abonelerini şu haberi geçti:
" Japonya'da, aralarında huzurevleri ve okulların da bulunduğu pek çok kuruluşa, Çin ve Vietnam'dan ithal edilen ilaçlı ve küflü pirinç gönderildiği ortaya çıkınca, Tarım Bakanı Seyçi Ota istifa etti.
JAPON Tarım Bakanı Seyçi Ota, düzenlediği basın toplantısında, "Toplum için büyük bir sorun haline gelen bu olay nedeniyle siyasi bir karar vermem gerektiğini düşündüm" dedi. Ota göreve henüz geçen ay başlamıştı. Böylece Japonya'da iki yıl içinde dördüncü tarım bakanı istifa etmiş oldu."
... Bu kısa haberi bizdeki siyasi sorumluluk ve etikle kıyaslayarak yorumlamama gerek var mı?
Tabii ki yok. Her şey gözler önünde...
Günün sözü:
İnsana saygı sözle olmaz
|