|
Doğu Akdeniz'i geçtiğimiz yüzyılın başından beri zehre boğan CMC atıkları duruyor. En iyimser tahminlere göre yaklaşık 15 milyon ton kimyasal atık bölgede halen bulunuyor. Ve; yıllardır bölgedeki atık havuzlarının kenarında sebze meyve yetiştirilip satılıyor. Yine atık havuzlarının dibindeki kuyulardan sulama yapılıyor. Bu da yetmezmiş gibi, zehirlerin karıştığı Gemikonağı Göleti'nin suyu yıllarca insanlara içirildi... Halen de tarımda kullanılıyor!
Biyologlar Derneği Genel Sekreteri Hasan Sarpten'den dün bir mektup aldım. Kanserle ilgili yazdıklarımdan esinlenip yazmış, yazdıklarını... Ben, "Kanser bizim kaderimiz mi?" diye sormuştum, Hasan Sarpten de, "Bu adada yaşayanların kader çizgisi kanserle kesişmektedir" dedi.
İşte Sarpten'in yazdıkları... Özellikle yetkililer okuduktan sonra yanlış varsa yazıp yollasınlar da bilelim:
" Sayın Hasan Hastürer;
Öncelikle, birçok insanımız gibi ben de her gün yazılarınızı büyük bir ilgi ve beğeniyle takip etmeye çalışıyorum. Özellikle konulara farklı bakış açınız ve hiç çekinmeden dosdoğru gerçeği vurgulamanızın bundaki etkisinin büyük olduğunu belirtmek isterim...
Bunları söyledikten sonra, 22 Eylül tarihinde yayınlan ''Kanser Bizim Kaderimiz Mi?'' başlıklı yazınızda değindiğiniz noktaların daha ayrıntılı irdelenmesi gerektiğini ortaya koymak isterim... Evet; Kanser Kader değildir! Ancak, Kuzey Kıbrıs'ta yaşıyorsanız bu söz geçerli değildir. Neden mi...?
Çünkü; bir yandan sadece bizi değil, tüm Doğu Akdeniz'i geçtiğimiz yüzyılın başından beri zehre boğan CMC atıkları duruyor. En iyimser tahminlere göre yaklaşık 15 milyon ton kimyasal atık bölgede halen bulunuyor. Ve; yıllardır bölgedeki atık havuzlarının kenarında sebze meyve yetiştirilip satılıyor. Yine atık havuzlarının dibindeki kuyulardan sulama yapılıyor. Bu da yetmezmiş gibi, zehirlerin karıştığı Gemikonağı Göleti'nin suyu yıllarca insanlara içirildi... Halen de tarımda kullanılıyor!
Çünkü; özelde Dikmen çöplüğü ve genelde ise 72 adet çöplük zehir saçmaya devam ediyor. Düşünsenize; 28 belediye ve 72 çöplük... Sadece Dikmen çöplüğüne, günde 400 ton harici atık ve 500 metreküp de lağım suyu dökülüyor. Bunun sonucu olarak ise hem yeraltı sularına, hem toprağa hem de her yandığında havaya karışan zehirli kimyasallar bizi öldürmeye devam ediyor!
Çünkü; elektrikte üst üste yatırımlar yapılırken ve yeni yeni santraller kurulurken çevre unsuru göz önüne alınmıyor. Halen daha geri kalmış ülkeler gibi bacasında filtre olmayan tesisleri kullanıyoruz. Buna bir de kalitesiz yakıtı ekleyince durum daha da vahimleşiyor. Başına kurşun, kükürt ve diğer zehirli küller yağan bölge halkı nasıl kansere yakalanmayabilir ki..?
Çünkü; başta büyük belediyeler olmak üzere, sivrisinek ile mücadeleye tonlarca para harcanıp sinekler yerine doğrudan vatandaş zehirleniyor. Çağı geçmiş bir yöntem olan sokak sokak araçlarla gezip insanların üzerine kimyasal zehir atarak sivrisinek sorununu çözmeye çalışıyoruz. Oysa bu şekilde sonuç alamadığımız gibi, sineklere daha da direnç kazandırıyoruz. Kaldı ki, tüm Avrupa'da "Sıtma" salgını olmadığı durumlar dışında sivrisinek mücadelesinde kimyasal ilaç kullanmak kesinlikle yasaktır. Bunu bilen yetkililer, sırf iş yapıyor görünmek için göz göre göre halkı zehirlemeye devam ediyorlar.
Çünkü; bu ülkede tarım ilacı kullanmak artık bırakın insanları diğer canlıların yaşamını bile tehdit eder noktaya gelmiş durumdadır. Birçok bilim adamına göre bundan 20-30 yıl önce Beşparmak dağlarında yumurtlayan Kızıl Akbaba'nın artık ülkemizde görülmemesinin temel nedeni kimyasal ilaçlardır. Bu noktada kimyasal ilaçların yasaklı ya da serbest olması pek bir anlam ifade etmez. Unutmayın ki; bugün serbest olan bir kimyasal ilaç yarın yasaklanabilir. Buna en somut örnek, 1940 yılında böcek öldürücü etkisi bulunan DTT, çağın buluşu olarak nitelendirildi ve bulan kişiye Nobel ödülünü kazandırdı. Ancak daha sonra zehirli etkisi anlaşılan bu ilaç 1972 yılında tüm dünyada yasaklandı. Şu an tüm dünyada yasak olmasına rağmen, günümüzde bu öldürücü zehrin kalıntılarına kutup ayılarında bile rastlanmaktadır.
Hele bizim gibi yılda 230 bin ton kimyasal ilaç ve 25 bin ton yapay gübre kullanılan bir ülkede, bu ilaçların tümünün insan sağlığına zararlı olmadığı iddia edilebilir mi..? Oysa ki, bu ülkenin zehirden arındırılıp bir organik tarım markasına dönüştürülmesi hiç de zor değildir. Ama gelin görün ki, kimyasal ilaç için onay veren devlet şu an sayıları 20 civarında olan organik üreticiye hiçbir destek vermemekte ve organik tarım ciddiye bile alınmamaktadır.
Özetle; bu adada yaşayanların kader çizgisi kanserle kesişmektedir. Söylesenize; kanser yapıcı bu kadar çok etkiye maruz kalan bir toplumun kaderi başka ne olabilir ki..?"
Günün sözü:
İnsanların zehirlenmesine göz yumanlar katillerin işbirlikçisidir
|