|
Bu kitap çok sevgi yüklü ama küçücük bir adım. Biz, bir bütünün paçaları olarak çalışıyoruz. Barış İçin Tarih ve Diyalog Derneği, bu ülkenin geleceğine aydınlık katmak istiyor. Çok konuşmak yerine çok iş yapmak temel prensibimiz olacak. Çok iş yapacağız
Güven Uludağ aradı önce... Sözlü tarih için çalışırken elde ettikleri ilk ürünlerden bir kitap yaptıklarını, iletecekleri "Unutmadan, sesimiz kısılmadan" isimli kitabı inceledikten sonra tanıtım gecesinde bir konuşma yapmamı istediklerini söyledi.
Çalışma arkadaşı Koral Özen'di.
Koral Özen da tarih öğretmeni. Ama benim için evladım kadar değerli... Rahmetli babacığı Koraltay Halil, öğretmen kolejinde sınıf arkadaşımdı. Trafik kazasında yitirdiğimizde canımızdan can kopmuş gibi olmuştuk. Koraltay'ın kızının bir çalışmasına katkı koymak benim için inanılmaz bir duygu olacağı için kabul ettim. Önceki akşam da tanıtım gecesinde o nöbetimi tuttum.
Güven Uludağ'la telefonda konuştuktan sonra gazeteye birlikte geldiler, oturup sohbet ettik.
Söylediklerini ayırımsız onlara mal ederek yazacağım.
Önce kendilerinden başlayarak anlatmalarını istedim....
Başladılar anlatmaya:
" İkimiz de tarih öğretmeniyiz. "Kıbrıs Tarihi" kitaplarının yenilendiği komisyonlarda ve Kıbrıs tarihi ile ilgili birçok projede çalıştık. Basım aşamasında olan kitaplarımız var. Son dönemlerde özellikle "sözlü tarih" konusunda çalışıyoruz. Eğitim Bakanlığı ile KTOEÖS'ün ortaklığında yürütülen sözlü tarih projesinin koordinatörleriyiz. Bu proje, ayni zamanda Sabancı Üniversitesi tarafından da destekleniyor. Türkiye'de sözlü tarih konusunda bir çok projesi ve basılı kitapları olan Doç. Dr. Leyla Neyzi, yürüttüğümüz projenin danışmanı. Katılımcıların sayısı dikkate alındığında örnekleri arasında öne çıkan bir proje. En azından Kıbrıs'ın bütününde bir ilk olma özelliği taşıyor. Projenin sonunda bir kitap basılacak ve en önemlisi dileyen herkesin ulaşabileceği bir ses arşivi oluşturulacak. Bu projenin en önemli özelliği öğrenciler tarafından yürütülüyor olması. Bu projeye başlarken bir yıllık bir proje olarak düşünmedik bunu. Süreklilik içerecek bir projenin ilk adımıydı attığımız ve bu adımı atarken geleceğe yönelik yatırım da yapmak istedik. Bunun için de, ileride birlikte çalışacağımız ilkokul öğrencileri ile daha dar kapsamlı bir sözlü tarih antrenmanı yapmak istedik. Onları sözlü tarihe hazırlayacak bir çalışma, bir ön hazırlık. Onlardan nene ve dedeleri ile ilkokul hayatlarını konuşmalarını sonra da yazmalarını istedik. Ödevlerin dönüşü için belirlediğimiz tarih sona erdiğinde, elimizde çok hoş ödevler vardı. Yazılar, fotoğraflar, çizimler, her şeyiyle çocuk masumiyeti kokuyorlardı. Tarih, belki de ilk defa bu kadar sevgi yüklü taşınıyordu önümüze. Her şey çok hoştu. Böyle bir malzeme ile çalışıyorsanız "yoruldum" deme hakkınız da yoktur. Zevkle çalışmanız gerekir. Biz de öyle yaptık, zevkle çalıştık. Bu kitap çıktı sonuçta ortaya. Yazanlar çocuktu, anlatanlar da çocukluklarını anlatıyordu. Cıvıl cıvıl çocuk kokan, her sayfası çocuklarla dolu ve yazar kadrosu çocuklar olan bir kitap."
Kitabın ismi, "Unutma-DAN Sesimiz Kısılma-DAN"... Neden ? diye sordum.
Anlattılar: " Proje için ilk adımı attığımız gün projenin adı da konmuştu "Unutmadan Sesimiz Kısılmadan". Neden sorusunu sorup, uzun uzun konuşmak yerine, bu adı neden düşündüğümüzü kitabın içindeki bazı detaylarla anlatmak daha akılcı galiba. Çünkü şu iki örnek hem kitabın mantığını, hem de amacını açıklıyor aslında.
"Okula çok severek gittim (1938). Benden büyük kardeşlerim olmasına rağmen okula yalnız gitmeyi tercih etmiştim. Ama bir iki saat sonra ağlayarak geri geldim. Çünkü okulda koşuşturma sırasında yere düştüm. Dizim kanamıştı. Tesadüfen o gün izinli olan babam 'okul yarıda bırakılmaz gel beraber gidelim öğretmeninan konuşalım bahçedeki taşları temizlesinler' dedi. Babamın elinden kitap düşmezdi. Annem kömürde ütü yaparken babam ona lamba ışığında roman okurdu."
Bunları anlatan Selçuk Veli Beidoğlu artık aramızda yok. Bir ses kısıldı. Ama Atahan Hızal'a anlattıkları yaşayacak ve herkes onun yaşamının küçücük bir kesimini de olsa bilecek.
Yazdığı yazıya bu kadar harika bir giriş yapan birini gördünüz mü? Bu kadar içten, bu kadar sevgi dolu bir yazı girişi:
"Dedemle bir konuşma yaptık. Ona ilköğretim okulu hakkında sorular sordum. Bu soruları çok güzel bir şekilde cevapladı. Dedem, 75 yaşında olduğu için hatırlaması biraz zor oldu. Dedemin adı Ahmet Altıncıoğlu. Doğum tarihi 15 Kasım 1932'dir. Okulunun adı Kukla İlkokulu'dur. Öğretmeninin adını sorunca benden düşünmek için zaman istedi. Ama sonunda buldu."
Bunlar da Seval Uluöz'ün kalemi. Projeye başladığımızda ileriyi görebilseydik, isim konusunda doğru tercih yaptığımızı da görebilecektik. Unutmadan, sesleri kısılmadan onlara ulaşmamız gerekiyordu. Bazılarına ulaşabildik."
* * *
Sözlü tarih yaklaşımlarını açmalarını da istedim. Açtılar ve anlattılar yaklaşımlarını: "Geçmiş deneyimlerin, tanıklıkların, anlatıcının izniyle sansürsüz bir biçimde kaydı, deşifresi ve arşivleme çalışması olarak tanımlanan sözlü tarih, bir araştırma ve tarih saptama yöntemidir. Bu yöntemle, kişilerle görüşülerek anıları sesli olarak kaydedilir ve tarihi açıdan önemli olan sözlü kaynaklar belgelenir. Klasik tarih yöntemleri, daha çok üst sınıfların belirlediği tarihi kayıt altına alırken, sözlü tarih daha çok alt sınıfların tarihini oluşturmada kullanılan bir yöntemdir. Bu nedenle, bireysel tarihle toplumsal tarih, sözlü tarihin çalışma alanı içerisinde bir araya gelerek, tarihin demokratikleşmesine de önemli katkı sağlar."
* * *
Barış İçin Tarih ve Diyalog Derneği'nden de bahsetmelerini istedim... Bahsetmenin ötesinde bilgi paylaşımıyla şunları anlattılar:
"Barış İçin Tarih ve Diyalog Derneği, kısa bir süre önce amaç birliği sağlayan bir grup öğretmen tarafından kuruldu. Sözlü tarih çalışmaları ve barış eğitimi derneğin yoğunlaşacağı alanlar olarak belirlendi. Çok konuşmak yerine çok iş yapmanın gerekliliğine inanıyoruz. Bu bir inançtan çok, yürüyüş yolunuz için bir zorunluluk. Neden barış eğitimini öncelikli hedeflerimizden biri olarak belirlendik? Çünkü çağımız kültürüne damga vuran davranış biçimi ne yazık ki şiddettir.
Barış kültürünün oluşması için eğitim, hem temel bir ihtiyaç hem de güçlü bir araçtır. Ve en önemlisi barışçıl diyalog, öğrenilebilir bir davranıştır. Barış İçin Tarih ve Diyalog Derneği, bu konuda adım attı ve eğitim bakanlığından "barış eğitimi" başlatmasını istedi. Ancak dernek, barış eğitimi isteminde bulunurken, bunu öğretmeyi de talep etti. Bu bir farklılık aslında. Sadece önermek değil, çözümü de göstermek ve sorumluluk almak. Eğitim bakanlığı da çok olumlu yaklaştı ve Barış İçin Tarih ve Diyalog Derneği, bu dersin bütün bilimsel altyapısını hazırlayarak, bu yıl Lefkoşa Türk Lisesi'nde uygulama aşamasına geldi. Önümüzdeki hafta başlıyoruz."
Sohbetin sonuna gelirken, sordum: "Neler yaptınız, nasıl yaptınız, bundan sonra ne olacak?"
Öğretmen olmanın avantajıyla da bir solukta anlattılar: "Çocuklardan gelenler o kadar güzeldi ki, onu işlemek ve ürün haline getirmek çok önemli bir görev oldu bizim için. İşin doğrusu çok çalıştık, ama severek. Her dakikasına da değdi. Gelen ödevlerin tümüne de kitabın içerisinde yer veremedik. Tabii ki bu bizi üzüyor. Ama ödev veren bütün çocukların adını kitabın kapağına yazdık. Bütün ödevler çocuk kaleminden çıkan masumiyetin, sevginin ürünüydü. Hepsi çok değerli yazılardı. Ancak tarihimize ışık olacak görsel kaynaklar da geldi bize.
Doğa Duru dedesi Mehmet Duru'dan aldığı fotoğraflara şu notları düştü örneğin.
'1958 yılında toplumlar arası çatışma olduğu için öğrenciler pankart da taşıyorlarmış. Pankartların üzerindeki yazılar, o dönemde Kıbrıslı Türklerin düşüncelerini yansıtıyormuş.
Milli bir bayram sonrasında dedem ve öğrencileri köyün bakkalı Hasan Emir Hüseyin'in (Ateşal) baggaliyesinin önünde toplanmışlar. Ateşal, çok milliyetçi biriymiş. Bayramlarda beyaz takım giyer ve kırmızı papyon takarmış. Dedemin anlattığına göre Ateşal,1958'lerde Galatya'ya giderek tahtadan süngü benzeri silahlar yaptırmış. Köylü o silahlarla geceleri köyde nöbet beklermiş.
O dönemde milli bayramlarda bütün köylünün ortak yürüyüş yapması geleneği varmış. Bu fotoğraf böyle bir yürüyüş sırasında çekilmiş.'
Bu kitap çok sevgi yüklü, ama küçücük bir adım. Biz, bir bütünün paçaları olarak çalışıyoruz. Barış İçin Tarih ve Diyalog Derneği, bu ülkenin geleceğine aydınlık katmak istiyor. Çok konuşmak yerine çok iş yapmak temel prensibimiz olacak. Çok iş yapacağız.
Günün sözü:
Tarihin gerçek tanıkları susarsa, sahteleri konuşur
|