|
Hatırlarsanız, bir süre önce-yöntemi yanlış bulsam da- Dome Otel'in işletmeciliğini, kamusal çıkarlarımız(!) açısından şimdikinden çok daha rasyonel bir şekilde Alman bir şirkete devredecektik.
Lakin, o vakitler TES, diğer sendikalar ve bazı çapsız muhalefet temsilcileri sayesinde devir yapılamadı. Almanlar, geldiklerine-geleceklerine pişman oldular ve Kuzey Kıbrıs cadı-kazanından kaçtılar.
Özelleştirme karşıtı koro, yıllardan beri aynı nakaratla özelleştirmelere " çalışan mağdur olacak ve kamu malı peşkeş çekilecek " maskaralığıyla karşı çıkıyor. O vakitler, hükümeti otelin işletme hakkını özelleştirmesi için cesaretlendirmeye çalışıyorduk ama sendikalar ve muhalefet, halkın malı (!) olan otelin işletmeciliğini Almanlara devrini engelledi.
En sonunda, hükümet-öyle görünüyor ki-Dome zararından bıktığı için bu konuda yapılabilecek en büyük yanlışı yaptı ve Dome'un işletmeciliğini, bir grup çalışanın ve sendikanın kurduğu şirketlere ortaklaşa devretti. Bir bakıma devir dolaylı olarak TES'e yapıldı aslında.
Hükümet, bir bakıma "sendikaya alın ne yaparsanız yapın" dedi. Ne yazık, hükümet, Cyprufex'in üreticilere devri ile Dome Otel'in işletmesinin bir grup çalışana ve sendikaya devrini ayni kefeye koyma gafletine düştü.
...Merak ediyorum da? Önceki işleme, TES ve diğer sendikalar ve tabii bazı çapsız muhalefet temsilcileri " kamu malının yabancılara peşkeş çekilmesi " argümanı ile karşı çıkıyordu. Acaba şimdiki işleme ne diyecekler? Bu işe nasıl bakıyorlar acaba?
Eğer, önceki işlem yabancıya peşkeş ise, bilesiniz ki bu işlem de " yerliye peşkeşin daniskasıdır ". Bu devir işlemini " hem yöntem açısından, hem de ekonomik açıdan" çok yanlış buluyorum.
YÖNTEM YANLIŞ (İhalesiz olmaz)
Halen daha öğrenemedik. Bir kere, hiç bir özelleştirme (kamu malı, varlığı) veya deregülasyon (daha önce devletin yaptığı veya yapmadığı hizmetlerin özele devredilmesi, açılması) işlemi, ihalesiz yapılmaz, yapılmamalıdır.
Bugüne kadar başvurana verme yöntemi ile işleri götürdük ama bu herzaman doğru değil, bu davranış ancak çok istisnai projeler için geçerli olabilir.
İhale yöntemi, adalet, şeffaflık, hesap verebilirlik, işlemden en iyi ekonomik ve mali sonucu-sinerjiyi alma, vergi bilinci, bütçe hakkının sorgulanması, fırsat eşitliği..vb kavramlar için çok hayatidir ve olmazsa-olmazdır.
Peki şimdi,özelleştirme karşıtı koroya soruyorum?....Otelin işletmesini (kamu sermayesini)muhtemelen karşılıksız devrettiğimiz " iltimaslı grubun", bir süre sonra otelin işletmesini " ne yapalım işletemedik, profesyonellik, ülke şartları, globalizasyon, rekabet...vs gereği" diyerek, yabancı veya yerli bir turizm işletmecisiyle-açık veya dolaylı ortaklıklarla- kırışmayacağını kim garanti edebilir?...
Devralanlar,10 yıl boyunca kârından da, zararından da sorumlu olacağına göre, böyle bir ilişkiye kim bir şey diyebilir ki?... Diyemez, zaten rahatlıkla bypass da yapılabilir.
Peki, o vakit bu kamu malını (hani hepimizin malı olan) ihalesiz ve adaletsiz, belki de karşılıksız veya yeterince karşılığı olmadan devretmekle, birilerine servet aktarımı yapmış olmuyor muyuz?...
Yahu, devlet bunları yapmaz, yapmamalı... Orada çalışmak başka, çalışanların hakkını koruma maksadıyla (ki bizde maksadı aşıyorlar) sendikacılık yapmak başka; ama otel işletmeciliği-girişimcilik ise bambaşka bir şey... Hiç kamu kaynağını, sermayesini kullanırken deneme-yanılma metodu ile bu şekilde maceraya girilir mi? Bu iş bu kadar basit mi?
Çok istiyorsaydılar, yani emekçi olup ücret almak yerine, sermayedar olup kar alma hevesindeyseler, o vakit otelin işletmesi ile ilgili açılacak ihaleye onlarda katılabilirdi. Ama otelin işletmesini, ister ideolojik nostaljilerle, ister başka amaçlarla olsun, çalışana ve sendikaya devretmek de nerden çıktı. Çok yanlış yapıldı.
EKONOMİK AÇIDAN YANLIŞ
Bu işte, esas güme giden ve gidecek olan işin ekonomik tarafıdır. Çünkü, bir sermaye ancak bu kadar yanlış bir şekilde değerlendirilebilir. Ne yazık, Dome'u doğru-düzgün özelleştirmekle yakalayacağımız " bir taşla beş kuş vurma " fırsatını kaçırdık.
Bir kere, işletmeciliğini ihaleyle en iyi teklifi veren yerli veya yabancı bir yatırımcıya vermiş olsaydık, bu kısmi özelleştirme ile ortaya müthiş ekonomik sinerjiler çıkacaktı.
Muhtemelen, ya gelir ortaklığı ile ya da önceden kira ve devir hakkı gereği, devlet (Vakıflar) önemli bir gelir elde edecekti. Bilahare, oteli alan işletmeci yatırım yapacaktı. Ötesinde, alan yabancı veya yerli, ekonomik akıl gereği oteli en iyi kapasitede çalıştıracaktı.
Bütün bunları bir yabancı yatırımcı yapsaydı, ekonomik etkisi-sinerjisi çok daha fazla olacaktı.Ülkeye hem sıcak yabancı sermaye girişi olacaktı hemde getireceği know-how ve uluslararası bağlantılar, pazar ve ilişkiler de cabası olacaktı.Peki şimdi ne yapıldı?..
Nasıl bir gelir veya kira ile devredildiğini bilmiyoruz, muhtemelen de -varsa- komik bir rakamdır. Ötesinde, işletmeciliğini alanların cebinde beş kuruş yok, hangi sermaye ile ne kadar yatırım yapacaklar? Hangi know-how ve bağlantı ile oteli işletecekler? Bu iş ne otelde çalışmaya benzer, ne de hariçten gazel okumak olan sendikacılığa benzer.
Diyelim ki, anlaşmada öngörülen miktarda-ki eminim yoktur- otele yatırım yapacaklar, peki parası, sermayesi olmayan bir şirket hangi teminatlar-ipotekler karşılığı kredi alacak? Umarım, otelin işletmeciliğini alanlara teminatları olmaksızın üstüne bir de kamu bankasından kredi kullandırmaya kalkmayız.
Acaba, devir sözleşmesinde, şu kadar sürede, şu kadar yatırım yapılacak ve yapılmadığı takdirde anlaşmanın iptali gibi bağlayıcı hükümler var mı? İşletme devrini alırken teminat mektubu verdiler mi?
Ne yazık, bu ülkede hükümetler, özelleştirmelere "çalışan mağdur olmasın, aman sendikalarla kapışmayalım" kolaycılığıyle bakıyor. Belki farkında değiller ama halbuki bu şekilde yaparak, örgütlü ve küçük grupların menfaatlerini, tepkisiz ve nemelazımcı toplumun çıkarlarından üstün tutuyorlar.
|