|
Uyuşturucu ile ilgili suçların arttığına ilişkin hukuk çevrelerinin açıklamaları, konuyu yeniden gündeme getirdi.
Oysa, yıllardır bu konuda çalışma yapanlar, ülke ölçeklerine göre, uyuşturucu kullanma yaşının düştüğü, kullanma oranının da yükseldiği tespitinde bulunuyorlardı.
Örneğin, bu konuda çalışmalarıyla bilinen Mehmet Çakıcı, yıllar önce, orta dereceli okullar için madde kullanımı ile ilgili belli programlar hazırlamış, ancak bunlar hiçbir iktidar döneminde kullanılmamıştı.
Bu programların kullanılmaması bir tarafa, alternatif başka programların üretilmesi ile ilgili de çalışmalar yapılmamıştı.
O yüzden uyuşturucu gündemimize yeni gelmiş bir konu değil, maalesef.
Şimdi hukuk çevreleri de karşılarına gelen çok sayıda acı dosyanın tespitinde bulunuyorlar.
Ama Hasan Karaokçu'nun da yaptığı çalışmalardan biliyoruz ki, madde kullanımı yaşı oldukça düştü.
Karaokçu, ilkokula kadar inen, tiner ve sigara kullanımını ortaya koyan araştırma sonuçlarını, uzun bir süre önce, kamuoyuyla paylaşmıştı.
Özellikle, Lefkoşa surlar içinde bulunan tiner kolileri, ve hisar altına tüneyen küçücük çocuklar, bu ülkenin bir gerçeği.
Bu gerçek karşısında, mutlaka hukuksal boyutuyla yapılması gerekenler olsa da sosyal anlamda da etkin programların uygulanması ve gelecek vadeli çalışılması gerekiyor.
Bunun ötesinde, uzun süredir biliniyor ki, poliste işkenceye varan darp ve dayak olayları var.
Çeşitli dönemlerde basına da yansıyan ürkütücü iddialar olmasına rağmen, yazık ki, bunun önü alınamıyor.
Polis, gereken önlemleri kendi içinde almış olsaydı, iddiaları araştırıp, sonuca ulaşarak gereken cezaları verseydi, gereken düzenlemeler yapılsaydı, bugün bu noktada olmazdık diye düşünüyorum.
Örneğin, 7 Ağustos tarihli KIBRIS Gazetesi'nde, uyuşturucu suçuyla sorgulanan bir zanlının iddiaları, insanın kanını donduran türdendi.
Mağusa'da, 3 yabancı uyruklu, 65 gr hintkeneviri ile yakalanmış.
Maddenin miktarına baktığınızda, satıcıdan çok içici olduklarını düşünüyorsunuz. Ne var ki, uyuşturucu madde bulundurmaktan zanlı olarak poliste sorgulananlar, "çırılçıplak soyularak falakaya yatırıldım, hayalarıma vuruldu ve buzda yürütüldüm" diyor.
Amaç, ifade almak.
Bu iddiaların yarısı doğru olsa, insanlık dışı bir durum olduğu gerçeğini hafifletmiyor, ne yazık ki.
Buna benzer basına da yansıyan birçok iddia var.
Ama bunlar sadece iddia sınıfında tutuluyor.
Özellikle, Narkotik şubede ifade alma sırasında yaşandığı söylenen bu olaylara baktığımızda, görüyoruz ki, ifadenin doğruluğu değil önemli olan.
Önemli olan bir şeylerin itiraf ettirilmesi.
Barolar Birliği Başkanı Mustafa İnan, özellikle son zamanlarda basına da yansıyan çok sayıda dayak olayına karıştığını söylüyor, polisin. Daha da ileri giderek, darp raporu vermesi gereken devlet hastanesi doktorlarının, özellikle uyuşturucu suçlarında taraflı davranarak, gerçek dışı rapor yazdığını söylüyor.
Polisin mutlaka ayrı bir güç sınıfından çıkarılarak, denetlenebilir ve sorgulanabilir bir duruma gelmesi gerekiyor.
Sivilleştirilme hedeflerinin ütopikleştirildiği bir noktaya geldik, ne yazık ki bugün.
Bir zamanlar ana hedeflerinden biri olarak bunu ortaya koyan bir parti, iktidar koltuğuna oturduktan sonra bu söylemi radikalleştirmek için elinden geleni yapıyor.
Ama sivilleştirilmesinden de öte, bu noktada mutlaka yaşananlar dikkate alınmalı.
Çünkü insan hakları hiçbir kurumun inisiyatifinde değildir.
Artık tutanaklara geçen ve sürekli artış gösteren bu olaylar karşısında, polis genel müdürlüğünün de harekete geçmesi gerekiyor.
Bugün, insan kaçakçılığından, uyuşturucu suçlarına kadar birçok farklı alanda polisler de yer alıyorsa, seçimlerin doğru mantık yapılmadığı sonucu çıkıyor ortaya.
Bugün, elinde tabancası olan polisler, cinnet noktasında ailesini katledecek durumda olabiliyorsa, polislik vasıflarının da tekrar gözden geçirilmesi gerekiyor.
Suçlu hakkı da bir insan hakkıdır. Ve insanca yaşamak adına, insani koşulların her alanda korunması, hukukun ve emniyetin en önemli misyonlarındandır.
|