|
1984'de Nobel Barış ödülü aldı.
77 yaşında.
En önemli özelliklerinden biri, ileri yaşına rağmen, halen İsrail Filistin savaşının son bulması ve Ortadoğu barışı için önemli çaba harcıyor.
Özellikle İsrail devletinin savaş suçu işlediğine dair raporunu, BM Güvenlik Konseyi'nde kabul ettirmesi, bu alandaki çabalarının somut ürünlerinden biri.
Güney Afrikalı Başpiskopos Desmond Tutu, başkanlığını yaptığı Elders heyetiyle geldiği Kuzey Kıbrıs'ta, oldukça renkli görüntüler verdi.
Başkanlık dönemi, şanssız sayılabilecek gelişmelerle geçse de dünyanın süper gücünün bir dönem başkanlığını yürüttü.
84 yaşında.
Özellikle Amerikan başkanlığı sonrasında dünyada bir çok krizde arabuluculuk yapması, en önemli özelliklerinden.
1978'de Mısır İsrail barışını sağlayan Camp David anlaşmasının en önemli mimarlarından.
Bugün hala, İsrail Filistin arasında Ortadoğu barışı adına arabuluculuk yapmaya çalışıyor.
Defalarca Hamas lideriyle görüşmesi ve Amerikan'ın Ortadoğu politikalarını eleştirmesi nedeniyle, hem ülkesinde, hem de İsrail'de sert bir dille eleştiriliyor.
O kadar ki, bölgeye yaptığı son ziyarette, hiçbir İsrailli yetkili, kendisiyle görüşmedi.
ABD'nin İsrail'e silah ambargosu uygulayarak ve yıllık verdiği 3 milyon doları keserek, İsrail'i barış anlaşması masasına oturtacağını düşünüyor.
Amerikan Eski Başkanı Jimmy Carter, geçmiş yaşına rağmen, hala dünya barışı için çaba harcayanlardan.
Kuzey Kıbrıs'a yaptığı ziyarette, Lokmacı'da keyifle dolaştı.
80'lerinde bir başka barışçı.
İsrail'in politikalarının Ortadoğu'da en büyük zehir olduğunu söylüyor.
BM'nin Irak ve Afganistan'ın özel temsilciliğini yürüten Cezair Eski Dışişleri Bakanı Lahdar Brahimi de daha genç olsaydı, Kıbrıs'a da el atar mıydı bilinmez, ama, Kıbrıs'taki sürçten umutlu olduklarını söylediler. Çözüm sürecini cesaretlendirmek için adaya gelen kıdemlilerin ortak mesajı, "çok genç değiliz, barışı kutlamak istiyoruz" şeklindeydi.
Kıdemliler, Lokmacı'dan geçerken, onlarla birlikte yürüyen gazetecilerden biriydim. Genelde keyifli ve ilerleyen yaşlarına rağmen dinç duruşları dikkat çekiciydi.
Bir de alınan geniş güvenlik önlemleri.
Bu yürüyüş sırasında en fazla dikkatimi çeken, örneğin, ilk durakta yaptıkları alışverişti. Burada Kuzey Kıbrıs baskılı kumaş çantalar aldılar.
Hemen kontrol noktasında, Girne Belediye Başkanı Sümer Aygın tarafından, çiçeklerle karşılandılar.
Güller ve glayörlerden oluşan çiçekler, Girne adına verilirken, Lefkoşa Belediye Başkanı yoktu.
Ama Lefkoşa Eski Belediye Başkanı tarafından, kısa bir tarihi brifing verildi, kıdemlilere.
Kontrol noktasının hemen sonrasında da baklava aldı, Başpiskopos.
Kameralar için oldukça zengin olan bu anı herkes keyifle takip ederken, Tutu'nun girdiği dükkanın bir simitçi olması da dikkat çekiciydi.
Hasan Hastürer ile kendi aramızda konuşurken, mesela, neden yaseminlerden bir kolye verilmediğini düşündük.
Çünkü, Kıbrıs'ın kendine özgü bir simgesi yoktu, liderleri karşılayan.
İthal glayörler ve güller, bir de simitler.
Çözüm sürecini cesaretlendirmek için adaya gelen kıdemlilerin ortak mesajı, "çok genç değiliz, barışı kutlamak istiyoruz" şeklindeydi.
Kıbrıs sorununu bilen hiç kimsenin yaşı çok genç değil.
Kaç kuşağın kaç ömrün bir kısır döngüde tükendiği bir sorun, Kıbrıs sorunu.
Artık Kıbrıslıları ve kültürünü de tüketme noktasına gelmiş bir sorun.
Bir süre önce haftalarca Mili arşivde eski gazeteleri karıştırdım.
40 yıl öncenin durumu, bugünden çok farklı değil, aslında. Sadece kelimeler değişiyor, eski sözcükler yenileniyor, ama temel de anlam da hala aynı.
İki lider, bugün 20 günlük aranın ardından yeniden biraya gelecek. Basına yanıysan haberlere bakılırsa, henüz birçok konudaki düğüm çözülebilmiş değil. Şimdilik her iki lider de kendi pozisyonlarına yapışık bir durum sergiliyor.
AKPA'da Cumhurbaşkanı Talat'ın Türkçe konuşması oldukça önemliydi.
Söyledikleri de öyle.
Ama Talat'ın söyledikleri geçmiş dilden çok farklı değildi. Türkiye'yi savundu, minnet ifade etti ve oldukça diplomatik bir dille sözü referanduma getirip Hristofias'ı eleştirdi.
Ama yayımlanan Kıbrıs raporu, Türk tarafını memnun eden bir rapor değildi. Genel hatlarıyla geçmiş raporların gerisinde değerlendirilen ve aslında Türk tarafının yıllardır uluslararası arenada üzerine yapışanları hatırlatan bir rapordu.
Mülkiyet, limanlar, Türkiyeli göçmenler, yeniden hatırlatıldı.
Özellikle referandum sonrasında başta mülkiyet olmak üzere birçok alanda yaşanan bu tıkanıklığı, "evet" avantajıyla berhava etmeye çalışıp, "biz üzerimize düşeni yaptık, ama hayat devam ediyor, yaşamamız lazım" diyerek, avantaja dönüştürmeye çalıştık. Önemli ölçüde işe de yaradı. Ama görülüyor ki, artık gerçekten farklı bir dile ihtiyaç var.
Çünkü Hristofias'ın referandum dönemindeki tavrı, çözüm isteyen lider imajına gölge düşürmüyor çok uzun bir süredir.
Türk tarafı ise, artık mazlum değil, uluslararası kriterler kapsamında bir şeyler yaratması beklenen taraf olarak algılanıyor.
Artık referandum "evet"inin bir adım ilerisine sıçrayıp, bunun yeni bir dönem olduğu bilinciyle, yeni bir söylem ve strateji de geliştirmeliyiz.
Yoksa Tutular da ölecekler ve Kıbrıs sorunun çözümünü göremeyecekler!
|