|
Alışveriş yaptığım markette yanıma yaklaşan vatandaş "Allah senden razı olsun" dedi.
Daha çok toplumsal sorunlarımızı, yaşadığımız sıkıntıları öne çıkardığım yazılarımı sürekli okuduğunu
söyledi ve ekledi:
"Hele o nostaljik pazar yazılarına bayılıyorum. Bizi geçmişe, o güzel günlere götürüyorsun. O zamanlar bugünkü imkanlar yoktu, zaman olur kuru ekmek yerdik ama mutluyduk, huzurluyduk. Bu yaşın sahibiyim, bu ülkeyi hiç bu kadar kötü görmedim. Mahvoluyoruz. Allah beterinden saklasın."
***
Kıbrıslı Türkler olarak üzerinde varolmaya çalıştığımız bu küçücük toprak parçasında, bırakın yarım asrı aşan Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünü, geleceğimizin belirsizliğini; dünyadan tümüyle dışlanmamızın ve kendimize göre oluşturduğumuz bozuk bir düzen içerisinde canımızı yiyerek yaşamamızın en büyük talihsizliğimiz olduğuna kuşku yoktur.
Dünyanın başka bir ülkesinde görülemeyecek, her şeyin oluruna bırakıldığı bir kayıtsızlık ortamında, bize yakışmayan yaşam koşullarının sarmalında bocalayıp duruyoruz.
Gelmiş geçmiş bütün hükümetlerden miras partizanlık, adam kayırma, çıkar ilişkileri diz boyu...
Sürekli gerginlik, huzursuzluk, endişe ve korku... .
Stres içinde bir yaşam...
Yorgunluk, bıkkınlık...
Kanser ve kalp hastalıkları tavan yapmış...
Trafik kazalarından yolların kana bulanmadığı gün geçmiyor...
Gencecik insanlarımızı art arda yitiriyoruz...
Geçmiş yıllarda pek görmediğimiz intiharlara da tanık oluyoruz.
Kısaca toplum olarak travma geçiyoruz.
***
Ülke darmadağın!...
Sanki yönetimsiz....
Bir 'hükümetsizlik', 'otoritesizlik' söz konuymuş gibi bir kaostur, bir düzensizliktir gidiyor...
Oysa "değişim" sloganıyla, büyük iddialarla işbaşına gelmiş bir hükümetimiz var...
Yerel yönetimlerimiz var.
Var da, ne iç borçlarını, bütçe açıklarını zamlarla kapatma uğraşındaki hükümetin ne de aynı şekilde borç batağında olan belediyelerin halkın refahına, yaşam koşullarının iyileştirilmesine yönelik icraatlarda bulunduğu söylenebilir.
Vatandaş, kadroları alabildiğine şişirilmiş devlet dairelerinde, gerektiği gibi hizmet alamaması bir yana, (görevini layıkıyla yerine getirenler istisna) kendisine tepeden bakan memurlarca zaman zaman terslenebiliyor.
Ekonomide ise hala yaprak kımıldamıyor...
Bütün kesimler zorda...
Özellikle küçük esnaf iflasın eşiğinde...
Büyük işletmeler, büyük marketler bile, özellikle korkunç elektrik faturaları yüzünden hiç olmadığı kadar sıkıntıda...
Asgari ücretliler ve sosyal yardım alanlar başta olmak üzere, bordro mahkumu dar ve sabit gelirliler, emekliler kan ağlıyor!
Vatandaşın, bankalara olan yüklü kredi borçları yüzünden uykusu kaçıyor.
Tefecilik, çek yasakları almış başını gidiyor.
Ya asayiş?
Başlı başına bir başka dert...
Suç ve suçlulardaki, yargıçları bile zaman zaman isyan ettiren korkunç artış, ülkemizi adeta "suç cenneti" yapmış.
Ardı arkası kesilmeyen hırsızlıkların yanında uyuşturucu ve insan kaçakçılığı, dolandırıcılık, sahtekarlık, tehdit, kundaklama, adam kaçırma, kavga, cinayet haberleri gazetelerde boy boy...
Ülkedeki kara tabloyu, uyuşturucu belası ve saydıklarımızın dışında kalmışsa öteki kriminal olaylarla daha fazla örneklemeye gerek yok...
Ülke ne yazık ki, artık ıslah edilemeyecek hale geldi... Neyi düzelteceğiz, neyi iyileştireceğiz?
Durum, içinde bulunduğumuz vahim noktaya ulaştıktan sonra ne yapılabilir ki?.
Doğanın dağlarıyla, ormanlarıyla, kıyılarıyla, dere, baraj ve göletleriyle canına okunmasını, çevrenin alabildiğine tahrip edilmesini bile önleyemeyenler bu saatten sonra neyi ıslah edebilir ki!
|