|
Gazetede önceki gece geç vakitlerde düzeltmen arkadaşım önüme bir sayfa provası koydu...
Bakar bakmaz gördüm onu ve gözlerime inanamadım...
Sayfanın altında küçücük, sıradan bir ölüm ilanında, yıllar önceki haliyle vesikalık bir fotoğrafı vardı...
Donup kaldım; gözlerimi o fotoğraftan ayıramadım bir süre.
Ne zaman, nasıl ölmüştü; nedeni neydi ölümünün, kim getirmişti bu ilanı?
Nasıl oldu da kimse duymamıştı ölümünü?.
Son yolculuğuna çıkarken kimse yoktu yanında!
Apar topar kaldırdılar cenazesini, dini tören bile yapmadılar.
Ergün Aydoğan'dan söz ediyorum; yitirdik onu.
Dünkü köşe yazımı, çok daha önce yazdığım ve sayfa baskıya hazır hale getirildiği için değiştiremedim; bugün yazıyorum.
***
Birkaç ay önce elden bir mektup göndermişti bana.
Son mektubu oldu bu...
Yayımlayamadım. Daha doğrusu yayımlamak istemedim.
Yazdıklarını okurlarıma aktarmanın ne yararı olacaktı...
Ölüm döşeğindeki bir insanın son yakarmalarına, yaşama gözyaşları içinde veda etmeye hazırlandığına bakıp elimizden bir şey gelmemesinin çaresizliği içinde yüreklerimizin dağlanmasından başka.
"Ben bittim artık abi, tükendim; ölüyorum" diye yazmıştı ağlayarak...
Tanrı kimseye böyle bir dert, böyle bir acı vermesin...
Sol bacağını diz hizasından kesmişlerdi... Karaciğeri iflas etmişti... Yana yakıla Türkiye'de uygun bir karaciğer bulunmasını ve kendisine karaciğer nakli yapılmasını bekliyordu... Karaciğeri, görevini tam olarak yapamamasından salgıladığı asidi böbreklerine veremiyor ve karın boşluğuna bırakıyordu. Karnını şişiren asit bazen 20 kiloya kadar ulaşıyor, ona dayanılmaz sancılar veriyor, doktorlar haftada bir kez canlı canlı karnına boru takıp asidin bir kısmını boşaltıyordu... Daha fazlasını, kalp krizine yol açabileceği için alamıyorlardı. Bu inanılamayacak acı ve ıstırap yetmezmiş gibi bir gün hastanede tuvalete gittiğinde bozuk klozet yerinden sökülmüş, parçalanmış ve düşerek beli kırılmıştı. Bir et ve kemik yığını halinde kalakalmıştı tuvalette... Feryadı hastanenin o soğuk duvarlarına yankılanıp durdu uzun sure. Artık tamamen yatağa mahkum olmuştu, kımıldayamazdı yerinden. Kendi deyişiyle fiziki olarak ve ruhen çökmüş, tam bir felaket ve yıkım içindeydi. Öylece ölümü beklemeye başlamıştı. Ve ecel onu o haliyle yakalamakta gecikmedi.
Gazeteciler Birliği olarak bir bağış kampanyası düzenlemiştik onun için. Ne yazık ki, sadece birkaç bin lira toplayabilmiştik. Ama bu para bile, onun biraz olsun yüzünü güldürebilmiş, biraz daha hayatta kalmasına katkı sağlamıştı. Helal edin ona...
***
46 yıl önce, rahmetli Tekin Yüksel'le haftada bir kez gittiğimiz Üsküdar Bar'da
meyhaneci çıraklığı yaparken tanımıştık onu. Elinden tutmuş ve Bozkurt gazetesine getirmiştik.
Çok kısa sürede, kendisinin de yeteneğiyle haber yazmayı, fotoğraf çekmeyi öğretmiştim ona. Hem gazetede çalışıyor, hem de Türkiye'de zaman zaman ara vermek zorunda kaldığı hukuk okuyordu. Yıllarca sonra eğitimini tamamlayarak avukat oldu. Avukatlığını sürdürürken gazeteden kopmadı.
Yıllarca birlikte çalıştık. Bir dönem KIBRIS'ta "Mahkeme koridorları" köşesinde yazılar da yazdı.
***
O zamanlar, kötü yazgısının böyle olacağını, bir gün gelip onun ağlatısal ölümü üzerine yazı yazacağımı nerden bilecektim, kim bilebilirdi ki...
Yalan dünya işte...
Yaşantımızın bir dakika değil, bir saniye sonrası bile meçhul...
Gelin biraz boş verelim bu yaşam kavgamıza.
Yaşamımız boyunca karşılaştığımız sayısız zorluklara...
Üstesinden gelmeye çalıştığımız, kurtulmak için mücadele verdiğimiz, çırpınıp durduğumuz sorunlara...
Ne götürebiliriz ki beraberimizde.
Çok çabuk geçiyor zaman, bir çırpıda bitiyor ömür.
Ne olur kendinize ve ailenize iyi bakın, sağlığınızın hiç bir şeyle ölçülemeyecek o paha biçilmez değerini iyi bilin...
Ve beterin beteri olduğunun bilinciyle bu mübarek günlerde temiz bir beyin ve temiz bir yürekle şükredin halinize.
***
Yaşam, yaşamak, her şeye karşın güzeldir ama Ergün için yaşamın hiç bir anlamı kalmamıştı herhalde...
Yaşama dair hiç birşey düşünemiyordu belki de...
Rahatladı aslında!..Yıllardır çektiği acılar, katlanmak zorunda kaldığı zorluklar bitti artık!.
Rahat uyu kardeşim.
Sana Tanrıdan rahmet diliyoruz.
|