|
Sivil itaatsizlik kavramı akademik alanda çeşitli şekillerde tanımlanmıştır.
Sivil itaatsizliğin meşruluğu konusundaki çalışmaları ile tanınan John Rawls'a göre sivil itaatsizlik, "yasaların
ya da hükümet politikasının değiştirilmesini hedefleyen, kamuoyu önünde icra edilen (aleni), şiddete dayanmayan, vicdani, ancak yasal olmayan politik bir eylemdir"
Howard Zinn ise tanımı genişleterek, sivil itaatsizliği "acil toplumsal hedefler uğruna, yasaların bilinçli ve hedeflenmiş ihlali" olarak tanımlamıştır...
Diğer bir tanım ise, "hukuk devleti idesinin (eş anlamıyla düşüncenin) içerdiği üstün değerler uğruna, kamuya açık ve yasaya aykırı olarak gerçekleştirilen, bu sırada üçüncü kişilerin daha üstün bir hakkını çiğnemeyen, barışçıl bir protesto eylemi" şeklindedir.
Bu tanımlara bağlı kalınarak sivil itaatsizlik kavramının taşıdığı unsurlar şu şekilde özetlenebilir:
Sivil itaatsizlik, haksız bir uygulamaya karşı bütün yasal yollar denendikten sonra girişilen "yasadışı" bir eylemdir. Ancak yasadışı eyleme girişmek ilke olarak yasadışı örgütlenmeyi ya da eylemi savunmak anlamına gelmez. Sivil itaatsizlik, toplumsal sözleşmenin çiğnenmesinden duyulan kaygıyı dile getirmek için başvurulan bir tepki türüdür. Bu anlamıyla sivil itaatsizlik yasadışı ancak "meşru" bir eylem olarak değerlendirilir.
Yukarıdaki satırlar bir internet sitesinden alıntı. ***
Şu ya da bu fark etmez...
Tanımı nasıl yapılırsa yapılsın, bir pasif direnme modeli olan sivil itaatsizlik hoş bir eylem şekli olmasa gerek.
Ne ki, ilk kez Ticaret Odası'nın, bir süre önce marketlerin çalışma saatleri konusunda hükümete karşı bir silah olarak kullandığı sivil itaatsizlik moda olmaya başladı.
Ticaret Odası'nın hükümetten istediğini koparmasından cesaret almış olacak ki, şimdi de Sanayi Odası aynı silahı çekti!
Sekiz örgütün desteğiyle dünden itibaren hükümete karşı sivil itaatsizliğe başladı.
Gazetelerde gördünüz; elektrik faturalarını ödemeyeceklerini, sosyal sigorta ve ihtiyat sandığı primlerini yatırmayacaklarını, araç seyrüsefer ruhsatlarını çıkarmayacaklarını, KDV'leri, maaş vergilerini yatırmayacaklarını ve tapu devir işlemlerini yapmayacaklarını açıkladılar.
Hepsini anladık da; keşke sosyal sigorta ve ihtiyat sandığı primlerini işin içine karıştırmasalardı.
Çalışanların bunda ne suçu var.
Senin kavgan hükümetle; onları da cezalandırmanın alemi ne.
***
Peki şimdi ne olacak?
Hükümetten dün bu konuda ses çıkmadı.
Eylemciler gerçekten söylediklerini yapacak mı, yoksa bu sadece hükümete bir gözdağı mı?
İkinci olasılık daha güçlü tabii.
Ve gözdağı da olsa, eylemin hükümete geri adım attıracağına kimse inanmıyor.
Zaten, "yerel üretimin yanında yer almaya" davet ettikleri, öteki birlik, oda, kurum ve kuruluşların harekete kayıtsız kalması eylemin ses getirmeyeceğini gösteriyor...
Çok sürmeden yetkililerle masaya oturacaklar, akaryakıtta ve elektrik fiyatlarında (zaten açıkladılar) bir miktar indirim yapılacak, mesele kapanacak...
Hükümetin bütün olasılıkları göz önünde bulundurarak hesabını kitabını ona göre yaptığına kuşku yoktur.
***
Baksanıza hükümet halka "iyi haberler" de vermeye başladı.
Seyrüsefer ruhsatlarında indirim yapıyorlar!
Bu konuda bir yasa tasarısı hazırlayıp meclise sunmuşlar.
Geriye dönük bir yıl içinde trafik suçu işlememiş ve ceza almamışsanız kat kat artırılan seyrüsefer ruhsatı bedelini yüzde 5 indirimli çıkarabileceksiniz. Bir sonraki yıl da aynı şekilde suç işlememiş, ceza almamışsanız yüzde 5 indirim daha. Yani toplamda yüzde 10 indirimden yararlanmış olacaksınız.
Bu tasarı yasalaştıktan sonra trafik polislerini üzerimize saldırtırlarsa şaşmamak lazım!
"Teşekkür ederim, ben almayayım... İndirim, benden hazineye bağış olsun" dediğinizi duyar gibi oluyorum.
Yineleyelim:
İşimiz zor!...
Bu ülkede hiç bir şey düzelmez... Böyle gelmiş, böyle gider!
|