|
Çevremizdeki çirkinliklere alıştık artık; yadırgamıyoruz...
Yabancı değiliz olup bitenlere...
Sürekli duyuyoruz, görüyoruz...
Alın işte; Dikmen çöplüğü yine yanıyormuş...
Bundan daha olağan ne var!
Yanıyorsa yanıyor!
Söndüğü mü var zaten!
Kötü kokulu zehirli dumanlar sadece Lefkoşa'nın üzerine değil, her zaman olduğu gibi ta uzaktaki köylere kadar yayılmış.
Yayıldıysa yayıldı!
Ne yapalım yani!
Elimize birer kova su alıp çöplüğe mi koşalım?
Sadece Dikmen'in dumanları mı bizi zehirleyen?...
Teknecik elektrik santralinin filtresiz bacalarından bölgedeki insanların başına kömür yağıyor!
Başkentliler olarak yine de kendimizi şanslı saymalıyız!
Dikmen çöplüğünden ve Teknecik elektrik santralinden rahatsız olanlara naçizane tavsiyem olsun...
Çok durmayın bu meseleler üzerinde... İkide birde şikayet etmeyin!
İlgili bakan pahalı mahalı diyor ama yarın Teknecik'in bacalarına filtre takmaya kalkarlar, elektrik faturalarına bir de "filtre katkı payı" koyarlar.
Aynı endişe Dikmen çöplüğü için de söz konusu...
Bakarsınız ıslah etmeye kalkışırlar, hemen ardından "sağlık vergisi"ni ikiye üçe katlarlar!
Duman muman, zehir mehir idare edin işte!
***
Yetkililer, ilgililer fi tarihinden beri söyleyip duruyorlar...
Çöplük ıslah edilecekmiş; temizlenerek ağaçlandırılacakmış, hatta insanlar oraya gidip piknik yapabilecekmiş.
Laf!... Kim inanır bu masallara?
Neyle yapacaklar bunu, hangi parayla?
Belediyelerimizin çoğunun kasasında kuruş yok!
Partizanlıktan bazı belediyelerimiz hükümetle kavgalı.
Usulsüz harcamalarından dolayı belediye veznesine toplam 2 milyon 387 bin 457 YTL ödenmesi için eski ve yeni 13 belediye başkanına İçişleri Bakanlığı tarafından ihbar yazısı gönderildi.
İçişleri Bakanı Özkan Murat, bugüne kadar hiçbir belediye başkanının, belediye kasasına ödeme yapmadığını, ihbar yazıları gönderildikten üç ay sonra hukuki sürecin başlatılacağını söylüyor.
Böyle bir ülkede bayındırlıktan, çevre temizliğinden söz edilebilir mi?
Dikmen çöplüğündeki yangınlar, Teknecik'in bacalarından çıkan kömür tozları ne ki...
Neredeyse salon arabaların sayısını bulan, kent merkezlerinde bile cirit atan iş araçlarının, upuzun TIR'lar, tankerler, vinçler, beton mikserlerinin egzozlarından çıkan kapkara dumanlarla her gün, her an zehirleniyoruz zaten.
Ülke bir uçtan öteki uca çevre rezilliklerimizin adım başına rastlanan, utanç verici örnekleriyle dolu.
***
Dün bir okurum aradı...
Anlattıklarına şaşmadım...
Trafiğe çıkan herkes, her gün, günün her saatinde bu rezilliğe tanık oluyor zaten.
Kent içinde, hatta sokak aralarında devasa iş araçları, otomobillere geçit vermiyor...
Art arda sıralanıyorlar, bir gürültü, bir, duman, bir pisliktir gidiyor...
Çoğu bakımsızlıktan, toz topraktan dökülüyor.... Ağır yükten lastikleri yanıyor, kasaları yan yatıyor.
Bazılarının plakaları da okunmuyor...
Üstelik sürücüleri, 65 kilometre hız sınırı bulunan yollarda birbirleriyle yarış ediyor...
Yolların sadece kendilerine ait olduğunu mu düşünüyorlar ne, salon arabaları sıkıştırıyorlar, yer açma, yol verme nezaketini göstermiyorlar.
İstisnalar yok mu? Var tabii ama bir elin parmaklarını geçmiyor.
Önemli bir nokta daha var...
Trafik polislerimizin, yollarda büyük tehlike yaratan bu devasa iş araçlarından birini durdurup, aracın durumunu, yükünü, sürücüsünün ehliyetini kontrol ettiğine hiç tanık oldunuz mu?
***
Boşuna yazıyoruz bunları...
Halkın şikayetleriyle, basının yetkilileri uyarmasıyla ne değişti bu ülkede?
Hangi soruna çözüm getirildi?
Ne trafiğimizde hayır var ne çevremizde, ne de yaptığımız işlerde. Ülkede rezalet diz boyu!
|