Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Skandalda ikinci perde
Önce araca sonra demir kapıya vurdu
İki çocuğuyla sokağa atıldı
Ayri, Girne'de başka kızları da telefonla arayıp rahatsız etti
Avcılardan ağaç katliamı
Bizim Parti, ÖRP'ye katıldı
Tam uyum

YORUMLANANLAR
Okan Ersan, Almanları büyüledi [1]
Bizim Parti, ÖRP'ye katıldı [1]
Skandalda ikinci perde [16]
Avcılardan ağaç katliamı [2]
Tolga'dan bateri şov [1]
Tek suçlu olarak okul idarelerinin gösterilmesi doğru değil [1]
Sevgilisinin boğazını kesti, 6 yıl hapse gitti [2]
Yüz yüze çarpışıp,kaldırıma çıktılar [1]
13. maaş devam edecek, ikramiyelerden vergi yok [4]
Defalarca takla attı, sürücü hafif yaralandı [3]
AİHM'de kayıplar davası görüşüldü [1]
Gece kulübünden kadınları baba yollamış [33]
Gazimağusa'da uyuşturucu operasyonu: 6'sı öğrenci 7 tutuklu [4]
Rusya Rum'a teslim [1]
Yusuf Erol, bugün toprağa verilecek [5]
Lefkoşa'da bıçaklı kavga [1]
Kim olursa olsun, izinsiz inşaatları mühürleyeceğiz [1]
"Bally" belası [1]
Yusuf Erol kurtarılamadı [1]
Girne'de uyuşturucu operasyonu [1]



Ateşli Çocuğa Nasıl Yaklaşmalı?

Dr. Umut Altunç

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   31 Ağustos 2008, Pazar Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

HAFTANIN SORUSU

 

 

Ateşli Çocuğa Nasıl Yaklaşmalı?

 

 

Bu haftaki soru-cevap köşemizin konusu her çocuğun ve erişkinin hayatının belirli dönemlerinde mutlaka yaşadıkları bir sağlık sorunu: Ateş!

 

Doktor Bey, geçtiğimiz günlerde iki yaşındaki kız çocuğumuzda ilk kez yüksek ateş çıktı. Daha önce böyle bir şey başımıza gelmediği için ne yapacağımızı şaşırdık. Doktorumuzu aradık... Önerdiği talimatlara uyduk... Bizlere böyle durumlarda ateşli bir çocuğa nasıl müdahale etmemiz gerektiğini, nelere dikkat edilmesi gerektiğini açıklaya bilir misiniz... (CK, 32 Mağusa)

 

Vücudun savunma mekanizması: Ateş

 

Kendimizin ve çocuklarımızın başına gelmesinden ciddi bir şekilde ürktüğümüz ateş aslında vücudumuzun savunma mekanizmalarından birisi!

 

Normalde 36 derece olan vücut ısısında üremeye ve çoğalmaya başlayan mikroplar bağışıklık sistemini uyararak vücut ısısının artmasına ve ateşe neden olurlar.

 

38 derecenin üzerindeki vücut ısılarında mikropların üremesi için ihtiyaç duydukları maddeler (enzim ve vitaminler) işlev görmez hale geldiğinden mikropların çoğalması engellenmiş olur.

 

Ayrıca ateşe neden olan ve antikorlardan (bağışıklık sistemi hücreleri) salınan bazı maddeler (İnterlökin) bağışıklık sistemini uyararak mikroplara karşı savaşı hızlandırır.

 

Tüm bu nedenlerden dolayı son dönemlerde çocuklarda 38 derecenin altındaki ateşlerde çok gerekli olmadıkça ateş düşürücü kullanılması önerilmemektedir. Gereksiz yere ve sık kullanılan ateş düşürücüler vücudun bağışıklık sistemine zarar verecek ve enfeksiyonun kontrol altına alınmasını geciktirecektir.

 

 

 

Zehirlenmeden Gribe ateş nedenleri

 

Genellikle ateşe neden olan etkenler virüs veya bakteriyel enfeksiyonlardır. Bunun dışında ise kendisini yüksek ateş ile gösterebilen pek çok değişik hastalık ve sağlık sorunu bilinmektedir. Ateşe neden olan durumlardan bazıları aşağıda sıralanmıştır:

 

1. Bakteriyel enfeksiyonlar

2. Virütik enfeksiyonlar

3. Atipik enfeksiyonlar (tifüs vb)

4. Abse

5. Sıvı kaybı (çocuklarda ağır ishal sonrası)

6. Ailevi Akdeniz ateşi

7. Zehirlenmeler (aspirin vb ilaçlar sonucunda)

8. Tiroid hastalıkları (guatr, hipertiroidi vb)

9. Kas hastalıkları (dermatomiyozit vb)

10. Kronik barsak hastalıkları (ülseratif kolit vb)

11. Kan hastalıkları (orak hücreli anemi, lösemi vb)

 

Bu tablodan çıkarılacak mesaj ise her ateşli hastalığın basit bir boğaz enfeksiyonuna bağlı olmayabileceği ve doktorlara danışılmadan uygunsuz ilaçların kullanılmaması gerektiğidir.

 

 

Ateşi düşürmenin püf noktaları

 

Yaşı kaç olursa olsun ateş çocuklarda huzursuzluğa neden olur. Gece uykusundan titreyerek ve ağlayarak uyanan bir çocuğun ateşine bakılmasında fayda vardır. Titreme hemen her zaman ateşin yükselmekte olduğunun göstergesidir. Bu olay cilt altındaki küçük kasların ateşi düşürme amacıyla istemsiz kasılmaları sonucunda ortaya çıkmaktadır.

 

 Ateşi olduğu fark edilen bir çocukta yapılması gereken ilk iş üzerindeki elbiseleri çıkarmaktır. Bunun ardından ılık bir duş yaptırılmalıdır.

 

Bir süre sonra tekrar ölçülen ateş halen 38 derecenin üzerinde ise doktorlarınızın önerisi doğrultusunda Parasetamol veya İbubrofen etken maddelerini içeren (Calpol, Pedifen vb) ilaçlar çocuklara verilir. Ağızdan ilaç içemeyecek durumda olan çocuklarda ateş düşürücü fitiller (Paranox vb) tercih edilmelidir.

 

Doktora gitme imkanı olmayan çocuklarda belirli aralıklarla ateş kontrol edilmeye devam edilir. Verilen ateş düşürücü ilaçlara rağmen ateş halen tam olarak düşmüyorsa tüm vücut ılık su ile ıslatılan pamuklu bez ile silinir. Çok yüksek ateşli hastalarda suyun içine litreye 1 fincan alkol (veya bulunamazsa sirke) de eklenebilir.

 

Ateş düşürücü ilaçlar 4 ila 6 saat ara ile tekrarlanabilir. Fakat en uygun yaklaşım evde yapılan ilk müdahaleden sonra doktor muayenesine gitmek olacaktır. Doktorunuz çocuğunuza bir virüs enfeksiyonu teşhisi koyduğu takdirde 2 ila 3 gün boyunca bu ateş düşürücü tedavileri tekrarlamanız gerekecektir. Viral enfeksiyonlarda antibiyotik tedavisi verilmediğinden vücudun direncini artıracak önlemler (bol sıvı, bitki çayları, burun spreyleri ve istirahat) ile ateş takibi yaparak hastalık sabırla takip edilmelidir.

 

Ateşi yükselten diğer nedenler (ishal, sıvı kaybı vb) varsa bu hastalıklara karşı özel diyet uygulanması ve kaybedilen sıvıların ağızdan veya serum ile yerine konması gerekecektir.

 

 

Çocuklar 40 derece ateşte havale geçirirler mi?

 

 

Ateşin en çok korkulan etkisi ateşli havaledir. Havale (konvülsiyon) denilen olay yüksek ateş veya pek çok başka nedenle hatta nedensiz yere vücudun istemsiz kasılmalarıdır. Beyin dalgalarında geçici bir süre ile görülen bu "elektrik kaçağı" ellerde kollarda ve bacaklarda kasılmaya ve solunumun durmasına neden olabilir.

 

Ateşli havale ailesel yatkınlığı olduğu düşünülen bir rahatsızlıktır. Genetik olarak böyle bir yatkınlığı olan çocuklarda -henüz tam olarak bilinmeyen nedenlerle- havale, genellikle ateş yükselmekte iken ortaya çıkar. Kasılmalar sonucunda daha da yükselen ateş çoğu zaman havale sonrasında fark edildiğinden bu olayın 40 derecelere varan ateşten kaynaklandığı sanılır.

 

Oysa ki ateşli havale geçiren çocukların çoğu daha 38 dereceyi bulmayan vücut ısılarında bu olayı yaşarlar. Diğer bir taraftan 40 dereceyi aşan virüs enfeksiyonlarının pek çoğu alınacak basit önlemlerle havaleye neden olmaksızın kendiliğinden düzelirler.

 

Bu nedenle ateşli havale geçirmenin herhangi bir sınırı yoktur! 39 veya 40 dereceyi bulan her ateşin havale yapacağı yönündeki inanış doğru değildir!

 

 

************

 

HAFTANIN KONUSU

 

 

Karın ağrısı, eklem iltihabı ve ateş:

Ailevi Akdeniz Ateşi

 

Bu haftaki Nane&Limon köşemizin konusu son dönemlerde adından sıklıkla söz edilmeye başlanan Ailesel Akdeniz Ateşi.

 

Avrupalı meslektaşlarımız için henüz çok iyi bilinmeyen bir hastalık olmasına rağmen bu rahatsızlık Akdenizlilerin adını sıkça duyduğu ve de bire bir yaşadıkları bir sağlık sorunu.

 

İşte Ailevi Akdeniz Ateşi hakkında merak edilen bazı soruların cevapları...

 

 

Çocukluk çağında başlayan romatizma hastalığı!

 

Ailesel Akdeniz Ateşi diğer bir adıyla FMF (Familial Meditarranean Fever) çocukluk çağında başlayan bir tür vaskülitdir (romatizmal damar iltihabı hastalığı).

 

Genetik olarak bir gen mutasyonuna (genlerin yapısındaki bir değişim) bağlı olarak ortaya çıkan rahatsızlık pek çok aile bireyini aynı anda etkileyebilir.

 

Türkler, Ermeniler ve Yahudiler'de ve genellikle Akdeniz yöresinde yoğun olarak görüldüğünden dolayı bu ismi alan hastalık Akdeniz dışında da dünyanın pek çok ülkesinde insanları etkilemektedir. Genellikle 20 yaşından önce ilk belirtilerini veren hastalığın 3 tipik bulgusu: TEKRARLAYAN KARIN AĞRISI, ATEŞ ve EKLEM İLTİHAPLARI dır. Bu ateşli hastalık ataklar halinde bazen birkaç ay ara ile bazen ise yılda birkaç kez kendisini gösterir.

 

Karın ağrısının nedeni karın içi organları çepeçevre saran Periton zarının iltihaplanmasıdır. Bu iltihap mikrobik değildir fakat ciddi şekilde kıvrandıran karın ağrılarına neden olur ve Apandisit hastalığını taklit eder.

 

Eklem iltihabı denilen olay ise özellikle parmak, el ve ayak bilekleri, dirsek gibi küçük ve orta boy eklemlerin şişmesi, kızarması ve ağrı nedeniyle hareket ettirilememesi ile kendisini gösterir.

 

Bunun dışında göğüs ağrıları, kas ağrıları, yumurtalıklarda şişlikler ve deri döküntüleri de hastalığın seyrinde görülebilir.

 

Apandisit değil Akdeniz ateşi!

 

Çocukluk çağından başlayarak kendisini dayanılmaz karın ağrıları ile gösteren bu hastalığı taşıyan kişiler çoğu zaman hayatın bir döneminde apandisit tanısı ile ameliyat masasına yatarlar. Bu denli şiddetli bir karın ağrısı -doğal olarak- FMF akla gelmediği zaman apandisit olarak değerlendirilir.

 

Ailesel bir hastalık olduğu için sorulduğu zaman pek çok aile bireyinin de benzer şekilde apandisit ameliyatı oldukları öğrenilir.

 

Bu karın ağrılarının tedavisi ise FMF tedavisinde kullanılan Kolşisin, sıvı desteği (serum vb) ve ağrı kesicilerdir. Bu şekilde periton denen karın zarındaki iltihap azaltılarak karın ağrısı düzeltilir.

 

Bu kişilerin ağrılı ataklar haricinde herhangi bir sağlık sorunları bulunmaz. Ataklar ise bazen birkaç günden bir haftaya kadar uzayabilir.

 

Kendisi gibi pek çok aile ferdinde de tekrarlayan karın ağrısı ve apandisit ameliyatı hikayesi olan, eklem yerlerinde şişlikler ve ateş ile başvuran böyle bir hastada yapılacak basit bir kan tahlili, hastaları ameliyat olmaktan kurtaracak ve FMF tanısının konulmasını sağlayacaktır.

 

 

Tedavisi ömür boyu küçük sarı haplar

 

FMF tanısı konulan hastaların kendileri gibi ailelerine de genetik yönden bazı araştırmalar (mutasyon testleri) yapmak gerekir. Bu testler sonucunda hastalığın türü ve şiddeti belirlenir. Test yaptırma imkanı bulunmayan kişilerde de şüphe üzerine bile FMF tedavisi başlanabilir.

 

Tedavi olarak kullanılan ilaç bitkisel kaynaklı Kolşisin isminde küçük sarı (bazen beyaz) haplardır. Bu ilaçların bazı hastalarda günde 4 doza kadar hayat boyu kullanılması gerekmektedir.

 

Geç tanı ve düzensiz tedavi böbrek yetmezliğine yol açıyor

 

Tekrarlayan karın ağrısı ve eklem iltihabı atakları sonrası vücutta zamanla Amiloid denilen bir protein birikir. Bu zararlı madde yıllar içinde böbrekler, eklem yerleri kalp, göz ve diğer iç organlara depolanarak hasara neden olur. Bu nedenle düzensiz tedavi olmuş, tanısı gecikmiş veya çok ağır seyreden hastalarda yıllar sonra başta böbrek yetmezliği ve eklem hasarı olmak üzere pek çok rahatsızlık ortaya çıkar. Bu hasarlar çoğu zaman maalesef geri dönüşümsüzdür.

 

Bu tür istenmeyen sağlık sorunlarını önlemek için FMF hastalarına düzenli aralıklarla kan ve idrar tahlilleri yaptırılır.

   746 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
09 Kasım 2008, Pazar   KIbrIs’ta Horoz ÖksürüĞü SalgInI
12 Ekim 2008, Pazar   Bebeklere İŞİtme testİ yapIlmalI mI ?
14 Eylül 2008, Pazar   Haftanın Konusu: RAMAZAN
07 Eylül 2008, Pazar   Normal doğum mu? Sezeryan mı?
17 Ağustos 2008, Pazar   Lap Top Bilgisayarlar Kısırlık Yapar Mı?
03 Ağustos 2008, Pazar   Kıbrıs'taki Çernobil:Elektro Manyetik Kirlilik (2)
20 Temmuz 2008, Pazar   Plaj Çantanızda Bulunması Gereken 10 Şey
06 Temmuz 2008, Pazar   Kıbrıs Güneşi, Ultraviyöle ve Bebekler
29 Haziran 2008, Pazar   KLİMA İLE GELEN ATEŞ!
22 Haziran 2008, Pazar   Bunları Biliyor muydunuz?



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.6944 1.7064
1 STERLİN 2.5170 2.5358
1 EURO 2.1221 2.1370



YAZARLAR : .

Bener HAKERİ

Yağmur yere indi

Sevilay SADIKOĞLU

Biz de Dünyalı mı olduk

Bedia BALSES

Şubat Gülüşlü Kadın

Cumhur DELİCEIRMAK

İki Körün Bir Değneği





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital