|
Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) arasında ortaklık yaratan anlaşma 12 Eylül 1963 tarihinde Ankara'da imzalanmıştı. Bu anlaşma Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin hukuki temelini oluşturuyor. Ankara Anlaşması'nın imzalanmasının üzerinden tam 45 yıl geçti. Yani, Türkiye 45 yıldır AB kapısında bekliyor. Daha ne kadar bekleyeceği belli değil. AB Genel Sekreteri Oğuz Demiralp, "İnşallah, Ankara Anlaşması'nın 55. yıldönümünü kutlamayız, 55.'ye kadar bu işi bitirmiş oluruz" demiş. Biz de "İnşallah" diyoruz ancak bu işler inşallahla olmaz. Türkiye'yi 45 yıldır kapıda bekleten AB'nin Türkiye'nin üyeliği konusunda irade ortaya koyması ve reel üyelik perspektifi vermesi şart. Böyle bir iradenin olmadığı ortada. Olsaydı, 45 yıl kapıda bekletmezlerdi.
1963 yılında Ankara Anlaşması imzalandığı zaman AET'nin üye sayısı altıydı. Şimdi AB'nin üye sayısı 27. Hırvatistan, 2010 yılında 28. üye olacak. AET ile Ankara Anlaşması'na benzer bir anlaşmayı aşağı yukarı aynı dönemde imzalayan Yunanistan, 1981 yılında üye oldu. Eski Sovyet blokunun orta ve doğu Avrupa ülkeleri, Sovyet Cumhuriyeti olan Baltık devletleri üye oldu. Türkiye hala, "İnşallah Ankara Anlaşması'nın 55. yıldönümünü kutlamayız" noktasında. 45 yıllık süreçte elbette Türkiye'nin de önemli hataları ve eksiklikleri olmuştur. Ne var ki, Türkiye'nin 45 yıldır bekleme odasında olması ve daha ne kadar bekleyeceğinin belli olmamasının esas sorumlusu AB'dir.
İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) tarafından düzenlenen "Ankara Anlaşması'nın 45. yıldönümü: Ortaklıktan Üyeliğe Doğru" konulu panelde konuşan Avrupa Parlamentosu (AP) üyesi Nirj Deva "Türkiye'yi Avrupa'da kabul ettirmenin yeni bir yolunun bulunması gerekiyor" demiş. Söylemesi kolay ama yapması zor. Bunun bazı nedenlerini Nirj Deva kendisi aktardı: " Avrupalılar, hala Viyana'nın önündeki Türk orduları mitine inanmaya devam ediyor. Avrupalıların gözünde Türk halkı Avrupalı değil ve yakın gelecekte AB üyesi olmamalı ama coğrafya olarak kullanıma açık olmalı... AB, Türkiye'nin coğrafi ve ekonomik alanını kullanmak isteyebilir, Rusya'yı kontrol edebilmek için de... Türkiye burada zayıf bir tampon olmamalı" AB Dönem Başkanı ve Fransa Cumhurbaşkanı Nicola Sarkozy, her fırsatta Türkiye'nin Avrupa'da olmadığını tekrarlamıyor mu?
AB'nin Türkiye'ye bakışının püf noktası, üye yapmama ama coğrafi ve ekonomik olarak kullanıma açık tutma fikrinde yatar. Bunun diplomatik formülasyonu "özel ilişkidir." Gerek Fransa, gerekse Almanya işte bu nedenle Türkiye ile "özel ilişki" öneriyorlar. Türkiye, Romanya'ya, Bulgaristan'a, Polonya'ya tanınan tam üyelik haklarından mahrum olacak, masada eşit haklara sahip olmayacak, ancak AB, Türkiye'den her alanda yararlanabilecek. 1995 Gümrük Birliği Anlaşması ile 70 milyonluk Türkiye pazarı zaten AB'ye açıldı. Bir zamanlar Türkiye'de AB üyeliğine karşı çıkmak için solcuların kullandığı bir slogan vardı: "Onlar ortak, biz pazar." Tarihin cilvesine bakınız, sonuçta varılan nokta bu oldu. Onlar ortak, onlar üye, Türkiye de pazar oldu. "Özel ilişki" denen yaklaşımın temelinde yeni sömürgeci bir zihniyet vardır. Bunu iyi anlamak gerek.
AB, Türkiye ile sağlıklı ilişki istiyorsa, önce yukarıdan bakan kibirli (arrogant) tavrını bir kenara bırakmalıdır. AB ile sağlıklı ilişkiler sağlamada Türkiye'nin izlediği diplomasinin de önemi büyüktür. AB karşısında eziklik hisseden, "AB'ye mecburuz" türü bir yaklaşımla sağlıklı ilişki kurulamaz. Sonuçta AB'den ne alacağı Türkiye'ye de bağlı. Nelerin kabul edilebileceği, nelerin kabul edilmeyeceği konusunda AB'ye açık, net mesajlar verilmeli.
Ankara Anlaşması'nın üzerinden 45 yıl geçti. Bu süre içinde dünya büyük değişikliklere sahne oldu. Sovyetler Birliği çöktü. Soğuk Savaş sona erdi. Şimdi, Soğuk Savaş sonrasında oluşan ABD hegemonyası sona eriyor. Çok kutuplu bir dünyanın sancıları yaşanıyor. Rahmetli İsmet İnönü, 1964 yılında "yeni bir dünya kurulur, Türkiye bu dünyada yerini alır" demişti. O dönemde bu mümkün değildi. İnönü'nün bu sözlerinin 44. yıldönümünde, gerçekten yeni bir dünya kuruluyor. Türkiye ilelebet AB bekleme odasında kalamaz. Kalmamalı. Tabii, yeni kurulmakta olan dünyada yerini alması için önce ekonomisine çeki düzen vermesi, demokrasisini geliştirmesi şart. "AB olmadan bunları yapamayız" deniyorsa, sonuç ya "özel ilişki", ya da bekleme odasında Ankara Anlaşması'nın 55. yıldönümünü kutlama olur.
|