|
İlk baskısı 2006 Kasım ayında yapılan "Elveda Kıbrıs" adlı kitabın neden ve hangi duygularla yazıldığını kitabın yazarı Atilla Çilingiroğlu'na sorduk. O yanıtladı biz de sayfamıza sizler için aktardık...
"Bundan tam 32 yıl önce idi!.. Cansız bedeninin yanına uzanmış duran sağ kolunun pazusunda kırmızı tükenmez kalem ile yapılmış bir Türk bayrağı vardı... Sağ bileğinden hâlâ çalışmakta olan saatini çıkarırken akrep ile yelkovan günün ortasını, saatindeki takvim ise ayın 20'sini gösteriyordu... O kahraman yiğit Mehmetçik 1974 yılında katıldığım "Kıbrıs" muharebelerindeki ilk "Şehidim"di...
"Kıbrıs Davamız" denince hep o görüntüyü hatırlar beynim o vahşet tablosuna kilitlenir kalırdı... Bu tabloyu taratanlar insan olamazlardı!.. "Dr. Binbaşı Nihat İlhan'ın eşi ve çocuklarının bir banyo küvetindeki cansız bedenleri..."
1960'lı yıllar, benim ve tüm yaşıtlarımın beynine bu görüntü ile yerleştirdi Kıbrıs'ı... Çocuk denecek yaşata ezberlediğimiz "Ya Taksim Ya Ölüm" nakaratı ise Kıbrıs konusundaki ilk milliyetçi duygularımızdı..."
"1571 yılında Osmanlı'nın ayak izlerinin sonrası yıllar yılları kovalarken 1974 yılı, Türk Ulusu'nun İstiklal Savaşı'ndan sonra yaşadığı en coşkulu zaferini getiriyordu. 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekatı... Bu harekatta yaşanan kahramanlıklarla, Türk olmanın onur ve gururunu, damarlarımızda dolaşan asil kanımızın her zerresine kadar hissetmiş ve Kıbrıs Türk'ü ile birlikte aynı duygularla kucaklaşmıştık. Bu zafer dolu günler, ulus olmanın en güçlü görüntüsü ve Türk Milletinin birlik ve beraberliğini, tüm dünyaya gösteren en çarpıcı göstergesiydi... Tarih sayfaları kan ve can bedeli ödenerek kurulan yeni bir Türk devletinin notlarını tutuyordu bir daha silinmemecesine... "KKTC..." Türkler'in kurdukları son devlet...
23 yıldır şehidinin kefenini ay ve yıldız ile süsleyerek; Devlet Bayrağını gönderinde dalgalandıran ve diğer gönderinde ise Milli Bayrağını dalgalandıran bir devlet ve bu devlette özgür ve bağımsızca yaşaması anasının ak sütü gibi helal edilmiş bir halk Kıbrıs Türk Halkı... Hem de 32 yıldır barış içerisinde yaşayarak bölgesinde örnek olan bir halk. Tıpkı yüce Atatürk'ün o tarihi söylemini örnek alarak ve "Yurtta Sulh Cihanda Sulh" diyerek...
İşte geride bırakılan 40 yıl hep bu görüntü içinde geçildi. Bu görüntünün içerisine hiçbir dış güç ve onların işbirlikçileri sızmayı başaramadı. 2000'li yılların getirdiği değişimler millet olarak bizleri de etkilemeye başlamıştı. Hele hele son 3 yıldır beyinlerimize kazınan şu iki sihirli kelime yaşanılan bu değişimler ile Türk insanının milli değerlerine bakışını da etkiler olmuştu. "Avrupa Birliği" ve bu birliğe giriş uğruna vazgeçmeyi göze aldığımız geleneklerimiz, milli değerlerimiz, göreneklerimiz... Peki bu ne menem bir birlikti ki millet olarak binlerce yıllık "millet" ve "devlet" olmamızı sağlayan bu zenginliklerimizden, sırf AB ile müzakerelere başlama tarihi alacağız diyerek vazgeçebilecektik...
Bu görüntüde bir yanlış vardı!.. Ya görüntünün içerisindeki figüranlar yanlıştı, ya da bu görüntüyü olduğundan başka gösterenler yanlış yoldaydı... 2004 ve 2005 yılları bu görüntülerin coşkunluğu, bazen şaşkınlığı ama çoğu kez aldatmacaları ile geçmişti. Kamu oyunun gözleri önünde cereyan eden bu tartışmalar ile milletimiz şaşkınlığa düşmüş ve sonunda bu şaşkınlıklar bezginliğe dönüşmüştü... Peki bu bezginlik tablosunun en çok tartışılan ve gündeme gelen AB'ye girişimizin anahtarı durumunda olan "Kıbrıs" değil miydi?.. Ve son dönemde bu en önemli milli davamızın üzerinde inanılmaz oyunlar oynanmıştı...
40 yıllık birlikteliğimiz, dik duruşumuz çok uluslu bir psikolojik savaş ile yenilgiye uğratılmış. Davanın simge isimleri ve en önemlisi R.R. Denktaş devre dışı bırakılmıştır.
Binlerce şehit verilerek savunulan bu davamızın "Milli" olması vasfını ortadan kaldırmak adına gerek dışarıdan ve gerekse içeriden yapılabilen her şey yapılmaktadır.
AB'ye giriş uğruna KKTC'nin devlet olma olgusundan vazgeçilebileceği imajı yaratılmış. "Kuzey Kıbrıs", "Kuzeydeki Türk Toplumu" telaffuz edilmeye ve "Birleşik Kıbrıs" çatısı altında yaşama istemleri dile getirilmeye başlanmıştır. 1960 yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurucu ortağı olan Kıbrıs Türkü bu ortaklık zemininden, cemaat uçurumuna yuvarlanacak duruma getirilmişlerdir.
30 Temmuz 2005 tarihinde Ek-protokol şartlarını imzalayarak, AB'ye üye tüm ülkeler ile alışveriş yapacağını ve gümrük birliğinin tüm kurallarını uygulayacağını açıklayan TC hükümeti sanki yavrusundan vazgeçebileceğimizi tüm dünyaya ilan etmiştir. Bir zamanlar uğruna Yunanistan ile savaşmayı göze aldığımız bu stratejik adanın sonu, süratle Girit'e benzeyecek bir yola sokulmuş gibidir.
İşte bir zamanlar kol kanat gerdiğimiz, uğruna savaşı göze aldığımız, savaştığımız, şehitler verdiğimiz bu milli davamızın bu gün getirilmiş olduğu durum; 3 yıl önce ortaya konulan "verelim kurtulalım" zihniyetinin ürünüdür...
Bu kitap; "Vatan sağ olsun" diyerek Mehmetçiğin ve Mücahidin kan ve can bedelini bu topraklara helal eden "anaların, babaların, eşlerin ve evlatların" duyulmayan feryatlarını, acılı çığlıklarını seslendirmek; şehitlerimizin hesap soran mektuplarını muhataplarına iletmek ve tarih sayfalarına bir not düşmek amacı ile yazılmıştır...
Bu kitap; şehitlik ve gazilik onurunu, milletimizin en önemli değerlerini tartışmaya açmak cüretini gösteren ve bu değerlerin AB kriterlerine uygun olmadığını söyleyebilen, ülkemizin üniter yapısına göz diken dış güçlerin uzantılarına ve yurdumuzdaki maşalarına gereken cevabı vermek için yazılmıştır.
Ve son olarak bu kitap; Hâlâ gönderinde nazlı nazlı dalgalanan bayrağı ile dimdik ayakta duran KKTC devletinin var olduğunu bu devleti unutturmak, Rum'a yamamak için gayret gösterenlerin, hepimizce malum siyasilerin ve destekçisi mütareke basınının buna muvaffak olamayacağını belgelemek ve Türk'ün kan dökerek can bedeli ödeyerek kurduğu bu son Türk Devleti'nin her türlü şer güçlere ve gayretlere rağmen yaşamaya devam edeceğini ve bu aziz topraklar uğruna yine seve seve ölüme gitmeye hazır olduğumuzu; Bayrak, Vatan ve Türklük onurunun ne demek olduğunu unutanlara cevap vermek için yazılmıştır... |