|
"Herhalde" diye düşündü, "caddeye yakın olduğundan bu artıkları ileride almak için döktüler."
Fazlaca düşünmediğinden ileride bu artıkları inişli yokuşlu, kimi yerleri çukur olan bu alanı düzeltmek için kullanacakları usuna gelmedi. İşe servis aracıyla gidip geliyordu. Arabayı, kimileri boydan boya yatay çizgilerle maviye boyamadan çok öncelerde arada sırada kullanıyordu ama çoktandır bir yerlerden benzin kaçırdığından, "tehlikelidir" düşüncesiyle sürmekten korkuyordu. Ne de olsa 'Mal canın yongasıydı' ve araba bütün eskiliğine karşın kullanılıyor; kullananın ayaklarını yerden kesiyordu ya!. Bir gün oradan, karşı taraftaki yoldan geçiyorlarken arazinin asfalt artıklarıyla kaplandığını gördü. Arabanın olduğu tarafa baktı, içerisinde bulunduğu aracın gittiği yönde; taşıtla bakanlık arasında ağaçların olmasından, bir de oradaki araba çokluğundan, Ford Cortina'yı göremedi. İşten döndüğündeyse oraya gitmeğe üşendi. İzinli olduğu ertesi günde bakmağı düşündü. Bu umursamazlığıyla "Bir günün farkı yoktu ki!" diye düşüncesini sürdürdü.
Ertesi sabah Lefkoşa'nın surlar içine gitmek için oradaki minibüs durağına vardı. Taşıt aracının yerinde yeller esiyordu. Doğu yönüne baktı yoktu, kuzeye baktı, yine yoktu. Bugüne dek çok kez cumartesi, pazar geceleri olduğunca gündüzleri de avlusundaki ya da kimi odalarındaki lambaların sönmediği Sayıştay binalarının bulunduğu yöne koşut park edilen arabalar arasında Ford Cortina'yı aramağa başladı.
- "Belki" diye düşündü, "Burasını asfaltlamadan önce asfaltladıkları o yöne şu ya da bu şekilde çekmişlerdir."
Böyle düşünmesi usa yakın değildi. Bir arabanın kapısını açmadan bir başka yere götürmenin ancak ve ancak bir çekiciyle olasıydı . Yine de telaş içerisinde gittiği oralarda da yoktu. Asfaltlı yoldan çıkarılan artıklarla asfaltlanan arazinin Bedrettin Demirel Caddesi'ne bakan yönünde asfaltlama işlerini yapan şirketin araçlarından birisiyle birkaç işçinin bulunduğunu gördü. Yanlarına yaklaştı. Selam verip selam aldı. Ford Cortina'nın daha önce bulunduğu yeri gösterdi:
- "Burada" dedi, "Ford Cortina marka beyaz bir araba vardı. Ne olduğunu gördünüz mü?"
İşçilerden arabada olmayan, aşağıda, kamyonun az ötesinde duranı, aracın numarasını sordu, söyledi.
- "Onu" dedi adam, "Belediye Zabıtası çekip götürdü."
- "Nereye?" diye sordu.
- "Sanayi Bölgesi'ndeki belediyeye ait araba parkına."
- "Bana bildirmeden, bir uyarı yazısını arabanın ön camına koymadan" dedi Ford Cortina'nın sahibi, "arabamı nasıl çekip götürürler?"
- "Bilemem" dedi adam, "Sanayi Bölgesi'ne giderek arabanı alabilirsin."
Bunu öyle bir üslupla söylemişti ki sanki oraya gitse hiçbir güçlük çekmeden, yalnızca adını söyleyerek arabayı geri alabilecekti. Bunun böyle olmayacağını adını bildiğince bilen adam, işçiye Belediye Zabıtası'nın nerede olduğunu sordu. Emekçi, Girne Kapısı'nda Kuğulu Park'ın içerisindeki binada olduğunu söyledi. Ford Cortina'nın sahibi:
- "İyi ki" dedi işçiye, "bunu öğrendim. Yoksa polise giderek arabanın çalındığına dair şikayette bulunacaktım."
Emekçi gülümseyiverdi. Bu gülümseyişiyle belki de içinden "Bu nasıl memleket?" diye de düşünmüş olabilirdi. "Yol kenarında olmayan, başkalarını engellemeyen bir yerde ki aracı, sahibini hiç uyarmadan nasıl çekip götürürler?" Acaba orada 1972 model Ford Cortina yerine bir zenginin son model Mercedes'i, BMW'su ya da başka marka bir araba bulunsaydı çekip götürürler miydi? (Hele sonradan bir müsteşaron bu arabanın buradan alınmasını söylediğini birilerinden öğrenmesi karşısında burada bir bakanın arabası olsaydı kıpırdatabilirler miydi? Bunu yapmağa mangal kadar yürek isterdi.).
Yapılacak tek şeyin Kuğulu Park'a giderek Belediye Zabıtası ilgilileriyle konuşmaktı. Minibüs durağına yürüdü. Çok beklemeden gelen minibüse girdi. Uzatmayayım; Girne Kapısı'nda Mücahitler Parkı önünde indi; Belediye Zabıtası'nın bulunduğu parka vardı. Oradaki surların tarihi özelliğine hiç mi hiç uygun olmayan yapıdaki daireye girerek selam verip selam aldı. Sorumluyla konuşmak istediğini söyledi. İçlerinden biri niçin aradığını sordu. Anlattı.
-"Çekme parasını öderseniz" dedi bir diğeri, "arabayı alırsınız."
- "Benden izinsiz, hiçbir uyarı yapmadan hem arabamı alıp götüreceksiniz, hem de üstüne üstlük para isteyeceksiniz. Sizin arabayı çektiğinizi orada sorup öğrenmesem; çalındığı için polise gitseydim n'olacaktı? Hiçbir ücret ödeyemem."
Kendilerinin bu konuda yetkili olmadıkları, adını verdikleri sorumlunun toplantıda olduğunu, onun karar verebileceğini, daireye öğleye doğru geleceğini ve gelip onu görmesini dediler. Adını, soyadını, çalışmakta olduğu gazetenin adıyla telefon numarasını bıraktı. Gelip sorumluyla görüşemezse durumu bildirmelerini rica etti.
Sözü, burada da uzatmayayım. Lefkoşa surlar içindeki ziyaretlerini bitiren, üstelik her ziyaret ettiği hatta yolda rastladığı her tanıdık kişiye Ford Cortina'nın bulunduğu yerden hiçbir uyarı yapılmadan Belediye Zabıtası'nca çekilerek Sanayi Bölgesi'ndeki araba parkına götürüldüğünü biraz da öfkeyle karışık bir heyecanla anlattı. Dönüşte Belediye Zabıtası'ndaki sorumluyu yerinde buldu, durumu ona da anlatıverdi. Sorumlu, anlayışlı birisiydi ki haklılığına karar verdi. Arabayı hiçbir ücret vermeden alabileceğini söyledi. Araba sahibi sorumluya makinistiyle temas kurarak, bir yerlerinden benzin kaçırdığından onarması için bugün değil yarına gerekli onarımı yaptırtabilmek amacıyla aldırabileceğini dedi. Sorumlu kendisininkiyle bir başkasının cep telefon numaralarını vererek bir şey olursa arayabileceğini belirtti.
Öykü içinde öykü anlatmak niye? Ford Cortina; ertesi gün bin bir uğraş, çaba sonucunda ancak gece karanlığında makinistin elemanlarından birisince alınarak ertesi gün onarıldı. İki gün sonra, ücretini sonra ödeyeceğini diyen sahibi tarafından alınarak bu kez apartımanın yan tarafına konuldu. Gel zaman git zaman, koskoca Ford'u oraya yerleştirmek, oradan çıkarmak araba sahibinin zoruna gittiğinden (Siz isterseniz buna "acemiliğinden" diyebilirsiniz.) Ford Cortina gene eski yerine ama bu kez minibüs durak yerinin yakınına konuluverdi.
İşin kolayını bulup arabayı çekenlere karşı ey okur bu kez Ford Cortina'nın başına gelenlerin bir boyanma, ardından Belediye Zabıtası'nca Sanayi Sitesi'ndeki araba parkına götürülmekle bittiğini sanıyorsanız, aldanıyorsunuz. Bu ülkede yıllardan beri insanımızın çoğunu esenliğe kavuşturamayanları başa geçirenler arasında bulunan kimileri arabaları da rahat bırakmamaktadırlar. Bunu da bir başka öyküde anlatıverirsem Namık Kemal'in Vatan (yahut Silistre) piyesinde Abdullah Çavuş'un dediğince "kıyamet mi kopar?". |