|
İstanbul'daki öğrencilik yıllarında yurtlarda, Çemberlitaş semtinde Çemberlitaş Kız Öğrenci Yurdu'nun bitişiğindeki Türkiyelilerin dışında öğrenci alınmama ilkesine karşın konuşur konuşmaz tek Kıbrıslı öğrenci olarak alındığı, sonradan müdürünün emekli binbaşı olduğunu öğrendiği özel yurtta bir ders yılı kalışının dışında kalmadıydı. Dibelik bu yurdun ertesi ders yılında açılmayacağı yurttakilere bildirildiğinde orasının neye dönüştürüleceğini sormadığı gibi sonradan araştırmak gereğini duymadı. Yalnız belirli sürelerde, kalacak ev ya da pansiyon buluncaya dek, üniversiteler öğrenime başlamadan bir süre kaldığı yurtlar olduydu. Şimdi liseyi 1954'lere kadar Lefkoşa'daki erkek lisesinde okuyan, Lefkoşa dışından gelenlerden birisi öyküyü okumağa başladıysa burada öykü kahramanımızla karşılaşsa:
- "Sen" diyecektir ona, "okulun kolej bölümünde okuyorken yurtta kalmadın mı?"
1950'li yıllarda, o yaşlarda ailesi ona ev tutar mıydı allahaşkına? Tutmak istese bile ailesinin bütçesi böyle bir gideri karşılayabilir miydi? Lefkoşa dışından gelenlerin kaçta kaçının ailesi, on sekizine bile basmamış bir gence, ev tutacak denli cesaret sahibiydi? Ayrıca Lefkoşa'da şimdikince doyguevleri, kebapçılar vb. şimdikiler kadar fazla olmadığınca kiralık ev kolayına bulunmuyordu.
Yine 1950'li yıllarda, Ankara'yı bilmem ama İstanbul'da çoğu ev sahibi yakından tanımadığı öğrencilere ev kiralamıyordu. Bunun nedenleri arasında birçok öğrencinin gelirinin az oluşu yanı sıra erkek öğrencilerin kiraladıkları eve kız ya da kadın getirmelerinden ötürüydü. Evlerini kiralayanların koşullarının başında eve kız, kadın getirilmemesi; ayrıca evde içki içilmemesi, eve geç saatlerde gelinmemesi vardı. Hoş yurtlarda da aynı kurallar yürürlükteydi ya!
Gene o yıllarda adada, şimdilerde olduğunca birçok üniversiteler değil tek üniversite bile olmadığından, Kıbrıs'tan Türkiye'ye yükseköğrenime gitmekte, gidenler şu ya da bu şekilde kiralık ev bulabiliyordu. 60'lı yıllardaysa kiralık evlere pansiyonlar katıldı. Öyküde konusu edilecek kişi 1960 öncesinde bir ders yılını hiç mi hiç ücret ödemediği Kocamustafapaşa'da yeni bitirilen bir evde geçirdiydi. (Nasıl mı? Acelen ne ey okur? Yoksa sen yedi aylıklardan mısın?).
Edebiyat Fakültesi'nde aynı bölümde okuduğu ama kendisinin tezli sertifikası felsefe tarihiyken onunkisi pisikoloji olan adını herhangi neden olmadığı halde yazmak istemediğim arkadaşlarından birisi kiralık ev aradığını duyunca:
- "Kocamustafapaşa'da" dedi, "yeni bitmiş ama istenildiği zaman çıkmak koşuluyla bir ev vardır."
Ona "herhalde söylenildiğinin ertesi günü çıkmasının istenilip istenilmeyeceğini" sordu. Arkadaşı gülümsedi.
- "O kadar da değil!" dedi, gözlüklerini çıkarıp silerek konuşmasını sürdürdü, "Üstelik senden kira istenilmeyecektir."
Ev arayan öğrenci buna hayli şaşıverdi. Böyle bir dönemde, hem de yeni biten eve yerleşecek birisinden kira istenilmesin, şaşırtıcı değil miydi?
- "Şaka mı ediyorsun?" diye sordu.
- " Şaka değil!" dedi arkadaşı, "Yalnız (Burada konuşanın adaşı olan bir binbaşının adı verildi.) binbaşının arada sırada kız kardeşi üst katta kalacaktır. Sen, alt katta kalacaksın. Böylece eve gözcülük etmiş olursun."
- "Binbaşı" dedi, "Evi niye boşaltıyor ve hiç tanımadığı birisinin yerleşmesini kabullenir mi?"
- "Ben seni tanıyorum ya!" dedi arkadaşı, "Kefilin olacağım. Binbaşı şimdilik Üsküdar'da kalacaktır. Atanması o taraflara çıktığı gibi yeni evlendiği hanımı da o taraflıdır."
- "Seni utandırmam." diye karşılık verdi Türkiyeli arkadaşına, "Ama önce yatak matak, yorgan morgan almalıyım."
Arkadaşı yeniden gülümsedi.
- "Gerek yok!" dedi, "Alt katta karyola, yatak, yorgan, masayla sandalye vardır. Ayrıca kışları soğuk olduğundan odun sobası yanında avluda bu kış süresince kullanabileceğin yakacak vardır. Sen yerleşmeği istersen emirerini göndererek odunları sobaya sığacak boyutlarda kestirecektir."
- "Bundan iyisi can sağlığı!" diyerek o da gülümsedi, "Ne zaman yerleşebilirim?"
- "Önce binbaşıyla konuşmalıyım. Misafir kaldığın yurtta üç-beş gün daha kal. Bu arada binbaşının kız kardeşi kalacağın odaya elektiriği bağlatsın. Ben seni Kocamustafapaşa'daki eve götürürüm."
Sözü niye uzatayım? Birkaç gün sonra üniversitede, Edebiyat Fakültesi'nin felsefe bölümü koridorunda arkadaşlarıyla konuşuyorken kefili olan, binbaşının adaşı, yanına yaklaştı; selam verip aldı.
- "Hadi" dedi ona, "dersin yoksa Kocamustafaşa'ya gidelim."
Dersi yoktu. Edebiyat Fakültesi'nin önündeki Ordu durağında Kocamustafapaşa otobüsünü beklemeğe başladılar. Otobüs gelince girdiler, çok geçmeden Kocamustafapaşa'daydılar. Otobüsün vardığı son duraktan indikten sonra on dakikadan az yürüyerek eve vardılar. Ev, mini minnacık görünümdeydi. Üstteki odanın altında bir oda olduğu, orada sokağa açılıveren demir parmaklıklı küçük pencereden belliydi. Arkadaşı kapıyı çaldı. Kapıyı binbaşının kız kardeşi olduğunu sandığı bayan açtı. Tanıştırıldılar. Her ikisinden yaşlı olduğu yüzüyle yapısından belli olan binbaşının kız kardeşi, onları dosdoğru alt kata indirdi. Girişte bir oda, o odada sacdan odun sobası, iki sandalye; içerisinde zeytin, beyaz peynir vb. yiyeceğin bulunduğu telli dolap, odanın yola bakan yanında ikinci oda vardı. Kapısı açılınca ikinci odada küçük masa, bir sandalye, üzerinde tertemiz yatakla yorganı olan karyola bulunmaktaydı.
Binbaşının kız kardeşi gülümseyerek elindeki anahtarı uzattı:
- "Bugünden" dedi, "taşınabilirsiniz. İsterseniz yarına kalınız. Yarına bu iki odaya elektriği bağlatacağım."
- "Öyleyse öbür gün gelirim. Binbaşıyla size teşekkür ediyorum."
Söylediği günde yurttan bir aylık yurt ücretini verdiği, ayın bitmesine haftadan fazla zaman olduğu halde, Şehremini'ndeki yurtla ilişkisini keserek ayrıldı. Var olan tek bavuluna sığacak elbiseyle kitabı vardı. Elbiseleriyle kitapları bavula koydu. Pek de ağır değildi hani. Yeni evine zorluk çekmeden yerleşiverdi. Elektirik bağlanmıştı. Eve gittiğinde evde hiç kimsesi yoktu. Ertesi gün, daha evden çıkmadan, bir asker geldi.
- "Beni" dedi, "binbaşım gönderdi. Kesilecek odun olduğunu söyledi. Onları keseceğim."
Avluya geçerek, oradaki nacakla odunları sobaya sığacak büyüklükte kesmeğe başladı. Hiçbir zaman ödemeyecek yani kiracı olmadan eve yerleşen öğrencinin o gün dersi olmadığından, hoş olsa da belirli sayıda devamsızlık önemli değildi, asker odunları kırıncaya dek dışarıya çıkmamağa karar verdi. Bir süre sonra binbaşının kız kardeşi geldi. Sobanın bulunduğu, aşevi olarak kullanılan odada yanında gelirken getirdiği ekmeği dilimleyerek, yaktığı sobanın üzerinde yaptığı çayla kahvaltı sofrasını hazırlayıverdi ve onları kahvaltıya davet etti.
- "Çekinmeyiniz" dedi, "mutfağı, mutfaktakileri de kullanabilirsiniz."
Öğrenci, kalacağı odadaki sandalyeyi çıkardı. Binbaşının emireri kendisine söylenilen üst odadaki iki sandalyeyi getirdi; eve yerleşmesinde aracı ve kefil olan çekinmeden, kendisiyse çekinerek oturdu. Birlikte kahvaltı ettiler. Kahvaltıdan sonra asker, avludaki odunları kesmeğe çıkarken binbaşının kız kardeşi evden ayrıldı.
Öyküyü uzatmayayım. Binbaşının kız kardeşi arada sırada eve gelmekte, üst kattaki odada kalmaktaydı. Öğrenci nedense ona karşı hiçbir ilgi duymadı. Evin çevresindekiler ya da geçtiği sokaklarda karşılaştığı hiçbir Kocamustafapaşalının ona yabancıymışcasına bakmadığını duyumsuyor, anlıyordu. Hatta İstanbul'un muhafazakâr semtlerinden olduğu denilen burada geçirdiği kocaman Ramazan ayında yoldayken sigara içtiği halde çocuk, genç, ihtiyar hiç kimsenin kendisine yan gözle bakmadığını görünce buna hayli şaşırıverdi. Binbaşının kız kardeşi günlerden bir gün ona gece için sinemaya kendisi için de bilet kestiğini, bir komşusuyla beraber sinemaya gidip gitmeyeceğini sordu. Biletler kesildikten sonra, yanlarında üçüncü kişi olacağına göre, hayır demesine neden yoktu. O gece üç kişi birlikte sinemaya gittiler. Sonrasında beraberlikleri hiç olmadı ve ders yılı bittiğinde binbaşıyla kız kardeşine "Allahaısmarladık!" diyerek teşekkürle anahtarı teslim etti.
Kıbrıs'a geri dönen öykü kahramanımız yükseköğrenimine uzun süre ara vermeğe zorunlu kaldığından onların ne yapıp ettiklerini öğrenemedi. Aradan sekiz yıl geçince yeniden yarım bıraktığı öğrenimini tamamlamak üzere İstanbul'a gittiğinde binbaşıyı arkadaşıyla birlikte ziyarete gitti. Binbaşının Üsküdar'da karısıyla kaldıkları eve bir daha gitmek kısmet olmadığı gibi nedendir bilinmez o gün görmediği kız kardeşinin ne olduğuna, ne yaptığına dair soru sormadı. Bu öyküyü bana anlattığında acaba o kız, üniversiteli gence karşı bir sevgi ya da sevgiye yakın duygular besledi mi diye düşündümse de ona bunu soramadım.
Siz olsanız sorar mıydınız? |