|
Çeşitli dergilerde filatelik makale ve araştırma yazısı yayımlandı. Kıbrıs'ta Karagöz "gölge oyunu"nun temsilcisi olan Ertuğ, bu alanda "gölge oyuncusu" ve "meddah" olarak gösteriler yapmaktadır. 1994'te (kitapta baskı tarihi 1993) yayımlanan Geleneksel Türk Tiyatrosu adlı yapıtıyla bu alandaki hizmetini pekiştirmiş oldu. Son yıllarda "Kıbrıs mesellerini" derleyip kitapçıklar halinde yayımlamağa başladı.
Yararlı belgesel bir eser
Mehmet Ertuğ 1993'te yayımlanan ve tükenen Geleneksel Kıbrıs Türk Tiyatrosu adlı eserini yeniden gözden geçirip "aradan geçen zaman içerisinde kitaptaki bilgilere" yaptığı "araştırmalar sonunda yenilerini ekle"yip yeniden yayımlamakta "araştırmaya hevesli gençlere kaynak olabilecek bir baskıyı" sundu.
Resimler birinci baskıda siyah-beyazken bu baskıda renkli olarak verilmektedir. Okur ya da konuya ilgi duyanlar böylece suretleri özgün olarak görebilmektedir.
Uzun söze gerek yok. Mehmet Ertuğ'un bu yapıtını okurlara salık veriyor, hizmetlerinin devamını diliyor, M. Ertuğ'u kutluyorum.
*Bener H. Hakeri
Kedigözü
Hayli zengin olan kimi adamların servetlerinin nasıl, nereden geldiği vergi memurlarıyla malum daireyi ilgilendirmiyorsa beni hiç ilgilendirmiyor. Bir öyküde zengin kahramanların zenginliklerinin kaynağını, fakir olanlarınsa niçin yoksul olduklarını araştırmağa kalksam işin içinden çıkamayacağım kesin olduğuna göre bu öyküdeki adamın ne mene işler yaparak zengin oluşunu niye araştırayım? Bu öykümüzdeki zengin adam günlerden bir gün bulunduğu yerleşim yerinde kimsesinde olmayan bir araba almağa karar verdi.
- "Öyle bir araba alacağım ki" dedi karısına, "köyde, hatta bu yörede kimsede olmasın."
Karısı umursamazın birisi olduğu halde kimi zaman karşısındakiyle fark ettirmeden, kendisinden hiç de beklenilmeyen biçimde alay etmesini seviyordu. Gülümseyerek:
- "Bana ne?" dedi, "İstiyorsan, izin verirlerse helikopter al."
Yeni zengin karısının deyişindeki ince alayı, usunu köyde kimsede olmayan marka ve modelde araba almağa taktığından, anlamadı.
- "Fena fikir değil be karı!" diye güldü, "Helikopter alabilirim ama cumhurbaşkanı, başbakanın özel helikopteri olmadığı için bana izin verirler mi? Sonra izin verilse bile helikopteri kim sürecek?"
Kocasının, ince alayını anlamayan bu sözleri üzerine, içinden kıs kıs güldü.
- "Sürecek bir adam tutarsın." dedi, "Zenginlerin özel şoförleri oluyor da senin helikopterini sürecek pilotun neden olmasın? İyi bir aylık verdikten sonra pilotu istediğin yerden getirebilirsin."
Adam, karısının gizliden, nedense kendisinden hiç beklenilmeyecek ince bir düşünceyle devam ettirdiği alayı hiç mi hiç fark etmedi. Fark etseydi kıyametleri koparır mıydı? Bunu bilemem. Dibelik adamın kafası öyle ince alayları anlayacak bir beyin taşımıyordu ama para kazandıracak en karmaşık işleri, yalan dolanı bulacak, parayı getirecek her türlü çalışmağı yapacak şaşılacak denli yeteneği vardı.
Sordu, soruşturdu. Yaşadığı yörede, hatta bulunduğu ilçede olmayan, halkın kedigözü dediklerinden bir araba almağa karar verdi. Lefkoşa'ya gideceği günün kahvaltısında karısına:
- "Karı" dedi, "kedigözü almağa karar verdim. Ne dersin?"
Kadın, ağzındaki lokmayı ardından biri yetişecekmiş ya da belekte ağlayıp süt isteyen çocuğu emzirmeğe gidecekmişçesine, ayrıca büyük şaşkınlık geçirerek yuttu.
- "İstiyorsan tavşangözü al." dedi, "Araba araba değil mi?"
Adam, karısının bu bilisizliğine güldü.
- "Sen de hiçbir şey bilmiyor," dedi, " sabahın bu erken saatinde benimle alay ediyorsun."
Kadın, kocasının daha önceki ince alaylarını anlamayıp şimdi hiç de alay amacıyla demediği, yalnızca umursamazlığını ortaya koyduğu sözlerini alay olarak algılamasına şaşırıverdiyse de hiçbir şey demedi; kahvaltısına devam etti. Kahvaltılarını bitirince kadın kocasını uğurladı. Adam kente gidecek otobüse tam zamanında yetişti; yolculuk sırasında içi içine sığmıyordu. Bayram öncesinde arife günü yeni elbise, kundura alınan çocuklar gibi sevinçliydi. Yanındaki hemşehrisine kente kedigözü araba almağa gittiğini söylemeği o kadar istiyordu ki! Kendini, söylememek için, zor tuttu. Söylerse köylüye sürpriz olmayacak, dahası eve gidinceye dek bütün köy bu haberle çalkalanacaktı. Oysa, göğüsleri kabara kabara, caka satarak, kedigözüyle köye gitmeği istiyordu. Dostları sevinsin, düşmanları kıskançlıktan çatlasındı.
Arabayı alıp Lefkoşa dışına çıktığında tam Demirhan'a giriyorken içine korku girmesin mi? Ya birilerine çarparsa, ya yoldan çıkarsa, ya birisi arkadan kedigözüne vurursa? Daha ilk günden köye kaza yapmış ya da kazaya uğramış arabayla girerse köydekiler neler de neler diyeceklerdi? Bu kuşkuyla Demirhan'a girdiğinde arabayı, kahvehanelerin orada, uygun emin bir yere, kenara çekiverdi. Dışarıdaki masalardan birisine yerleşip cebinden çıkardığı not defterinden arayıp çekicisi olan tanıdığının telefon numarasını buldu; cep telefonundan arayıp konuştu. Demirhan'a gelmesini dedi. Bulunduğu yeri tanımladı.
Zaman bir türlü geçmiyordu. Söylediği kahveyi bitirip ikincisini söyledi. İkinci kahveyi söylerken kahveci çırağının yüzüne tuhaf şaşkınlıkla baktığını görünce:
- "İşte" diye düşündü, "köye gidince kedigözünü görenler de böyle şaşıracaklardır."
Bu düşünceyle keyiflendi, yaktığı sigaradan keyif dolu bir nefes çekip az sonra dumanı gökyüzüne içinde tanımsız bir sevinç olduğu halde üfledi. Kahveci çırağı ikinci kahveyi getirdiğinde ücreti sordu, söylenilenin hemen hemen iki katı olan parayı tepsiye koyarak:
- "Üstü kalsın." dedi.
Bu bahşiş, kedigözü için değmez miydi? Kedigözüyle oraya geldiğini görenler varsaydı bunu görmeliler, duymalılardı. Bu bahşiş yeni alınmış arabanın şerefineydi.
Sonunda çekici geldi. Gelene çekinerek yavaş sesle, aldığı kedigözünü göstererek, içine kaza yapacak ya da uğrayacakmışçasına korku girdiğini, bundan ötürü kendisini kedigözünü çekerek köyün yakınlarına dek götürmesini istedi. Birkaç kişinin şaşkın bakışları karşısında kedigözü çekicinin üzerine alındı, arabanın sahibi şoförün yanına oturdu. Çekici araba ilk kez hiçbir arızası olmayan, sapasağlam, yeni alınmış kedigözü dedikleri bir aracı, Mesarya'nın içlerine doğru, götürüyordu. Köy görününce kedigözü, çekiciden indirildi. Yeni zengin çekicinin sahibine ne vereceğini sordu ve şu yanıtı alınca donakaldı:
- "İki yüz milyon."
- "Yok da!" dedi adam ağzı açık.
- "Şaka ettim." dedi karşısındaki, "Elli milyon ver. Bunun ücreti bu."
Adam elli milyonu verdikten sonra arabayla köy yollarında dolaştı önce, sonra köy meydanından geçerek evine vardığında rahat nefes aldı. Lefkoşa'dan buraya dek düz yolda kedigözünü sürmekten korkan kendisinin köyün daracık, eğri büğrü, yılankavi yollarında hiç korkmadan arabayı sürmesine şaşıverdi.
Arabayı alışından bir süre sonra kedigözündeki bir arıza için önemli para ödeyen araba sahibinin buna canı sıkıldı. Ardından kedigözüyle bir dönemeci dönüyorken yoldan çıkıp ağaca vurdu. Arabanın sağ ön lambası kırılıverdi. Aldığı yerden lambayla parçalarını istedi. Fiyatın bir buçuk milyar TL olduğunu öğrenince buna daha fazla canı sıkıldıysa da oğlunun arabasını satarak o parayla lambayı taktı. Başka bir masraf daha çıkınca paranın fazlalığından bu kez çekicinin sahibini aradı ve kedigözünü aldığı yere götürüp verdi. Yerine Türkiye'de üretilen fiyatı uygun araba aldı; arabayı aldıktan sonra kimisinin:
- "Ne güzel kedigözün vardı. Niye onu verip bu arabayı aldın?" demesine aldırmadı.
Şimdi, köyde ilk kez kedigözü araba alan kişi olarak isim bırakan adam her bir parçası ucuz olduğu gibi parçalarının kolay bulunduğu Türk yapımı araba kullanmakla övünmekte ama nedense İngiliz, Amerikan ya da Alman üretimi sigara içmek yerine hepsinden daha ucuz olan yerli üretim sigara içmemektedir.
Köpek
Yalvarır gibidir gözleri,
Et ister, kemik ister;
Bakarken iri iri.
Çözülünce ipten,
Koşar, zıplar, oynar;
Delirir hürriyetten.
Bazan saldırgan,
Bazan öylesine uysal ki;
Ses çıkmaz varlığından.
B. H. Hakeri |