|
Ben Fenerbahçeli değilim. Ama bana haz veren her maçı büyük bir hevesle ve saygıyla izlemeyi uzun bir süredir öğrendim. Bu halimden de çok memnunum ve herkese tavsiye ederim.
Sezon başında Fenerbahçe'nin kurmaya çalıştığı kadroya bakıp bu işin sonu iyi olacak derken rakip taraftarlardan (şöyle diyelim, benim Galatasaray taraftarı olduğumu bilen veya bilmeyen birçok futbol izleyicisinden) eleştiriler almıştım.
Zico'nun özellikle defans ve orta-sahaya dokunuşlarının bir hayra alamet olduğunu anlamayan fanatik rakip taraftarları beni neredeyse hainlikle suçlamışlardı.
Şimdi Fenerbahçe'nin durumu ortada. Bir de Galatasaray ve Beşiktaş'a bakın. Galatasaray tek maç kazanamadan (neredeyse) ve son maçta beş yiyerek UEFA'ya veda ederken, Beşiktaş bir sekizlik maçı daha Türk Futbol tarihine hediye edip taraftarını da perişan etti üstelik.
Fenerbahçe'nin Chelsea'yi eleyip yarı finale çıkacağı doğaldır ki kesin değil. Bu kadar yetkin bir rakibi elemek çok kolay bir iş olmasa gerek. Ama en azından ikinci maç için hala bir umut taşımak mümkün. Fenerbahçe'nin bu sezon oynadığı Şampiyonlar Ligi maçlarına baktığımızda taşınan umudun da öyle hamasi bir şey olmadığını kesinlikle söylemek lazım.
Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi heyecanını, en azından şimdilik, Nisan ayı başlarına kadar taşımakla büyük bir iş başardı. Çok büyük bütçelerle bu işi yıllardır domine eden İngiltere, İspanya, İtalya ve Almanya gibi ülkelerin temsilcileri ile birlikte ilk sekize kalmak çok büyük bir başarıdır.
Fenerbahçe bunu sadece maddi kaynaklarını geliştirerek başarmadı. Futbol takımının zekasını üst düzey takımların seviyesine yaklaştırarak yaptı. (Bu da sadece parayla olabilecek bir şey değil). Şüphesiz hâlâ bazı sıkıntılar mevcut ama bunlar da aşılamayacak şeyler değil. Edu ve son olarak Deivid'in kendi kalelerine attıkları goller hâlâ takımın total zekasındaki sıkıntıların devam ettiğinin açık bir göstergesi.
Maldonado transferi boşuna yapılmadı. Gökhan ve Uğur'un bu kadar gelişme göstermeleri de tesadüf değil. Deniz'in sakatlığından sonra ilk on bire yerleşen Selçuk Şahin en sonunda nasıl oynaması gerektiğini öğrendi, bu da çok önemli bir gelişme.
Galatasaray'ın bu bölgede Emre ve Servet Çetin'den medet umduğu düşünülürse Fenerbahçe'nin niye buralarda olabildiğini anlamak da kolaylaşır.
İkinci Chelsea maçı Fenerbahçe'nin bu sezon deplasmanda oynayacağı en zor maç olacak. Sevilla maçından bile çok zor hatta. Oyunu tutamazlarsa şimdiye kadar başardıkları her şeyi berbat edecek bir skor ortaya çıkabilir.
Bunu önlemenin yolu da oyunu tutabilmekten geçiyor. Sevilla maçının ilk dakikaları gibi bir girişten sonra bu kez toparlanmak ve oyuna hükmetmek mümkün olmayabilir.
Bu endişeme rağmen yine de umutluyum. Chelsea'nin başlardaki baskısını savuşturmayı başaracak bir Fenerbahçe, oyunun ilerleyen bölümlerinde ciddi kontrataklarla çıkabilir ve kendine avantaj sağlayabilir.
Kezman çok iş yapmıyor gibi görünmesine rağmen (ben bu görüşe hiç katılmıyorum) her maçta Fenerbahçe'nin en çok koşan oyuncusu. Deivid'in çok gol atması ve Alex'in de asist krallığına oynaması bundan. Yine Aurelio ve Selçuk'un (şimdi de Maldonado'nun) ısrarla tek top oynamaları ve bunu çok iyi başarmaları da bundan. Kezman veya Semih, her ikisi de, basketboldaki deyimiyle point guard pozisyonunu çok iyi oynuyorlar.
Fenerbahçe'nin buralara geleceği bir önceki yıldan belliydi. Ezeli rakipler buna uyanmadılar. Fenerbahçe'de adımlar akılla ve tek tek atılırken, Beşiktaş ve Galatasaray hayallerle iştigal ettiler.
Türkiye'deki rekabetin artık kimseye tat vermediğini ve vizyon geliştirmeyeceğini anlamak lazım. Galatasaray UEFA Kupası'nın getirilerini iyi hesaplayamadı, Lucescu'yu gönderip Fatih Terim'i bir kez daha takımın başına getirmekle hedeften uzaklaştı. Kulüp gereksiz transferlerle borca boğuldu. Oysa Lucescu aşısı tutmuştu. Düşük bütçeli takımla iki kez Şampiyonlar Ligi'nde gruplardan çıkıldı. Arkası gelecekti beklenilmedi. Hagi, Taffarel, Popescu gibi lider vasıflı oyuncuların bir takım için ne kadar önemli oldukları anlaşılamadı.
Beşiktaş hâlâ İbrahim Toraman, Üzülmez, Gökhan Zan ve Baki Mercimek'le defans kurguluyor. Demirören'le hocaların biri geliyor biri gidiyor.
Kısaca Fenerbahçe Chelsea'ye elense de artık bir dünya takımı. Bu hedeften de vazgeçmeyecekler, göreceksiniz.
Darısı diğer Türk takımlarının başına!
|