|
Son dönemlerde liglerin bitmesi ile oluşan rehavetten midir bilinmez, gündem tamamen Türkiye Süper Ligi'ne kaydı. Hele de ligde zirve yarışında heyecan katlanarak artmış bir vaziyette ise "dolunayın oluşması ile ortaya çıkan vampirler ve kurt adamlar" misali herkes renklerini ve takımlarını ortaya seriyor. Bu tatlı rekabetten aslında rahatsızlık duyulan bir şey yok. Hatta ben de bu "kurt adamlardan" biri olmayı seviyorum. Bu yazıyı yazarken bile üzerimde Galatasaray forması giydiğimi de itiraf etmek isterim.
Aslına bakarsanız sorulması gereken soru veya bulunması gereken cevap başka olmalı. Şayet tuttuğum takımın şampiyon olması veya başarılı olması sonrasında benim mutluluğum mu yoksa rakip takımı tutan arkadaşlarımın üzüntüsü mü beni tatmin ediyor. Sanırım bu konuda hepimizin sorunları var.
Son dönemlerde özellikle gazete yazarları ve çalışanları arasında yaşanan bu tatlı rekabet gazete köşelerine de yansımaya başladı. Aziz Azizoğlu'nun başlattığı "iğnelemeye" sevgili Başaran Düzgün olmak üzere sevgili Ali Baturay'dan da cevap gelince okuması zevkli bir hal aldı. Olayın "Mucize" noktasından "son sözü Pazartesi ben söylerim" noktasına ulaşması da bir nevi fanatikliğin bir boyutu aslında.
Geçtiğimiz akşam Galatasaray'ın OFTAŞ önünde aldığı netice ile oluşan veya oluştuğuna inanılan "Mucize" durumu bana son dönemlerde büyük bir tutku ile izlenen "Lost" dizisini anımsattı. Dizi karakterlerinden olan John Locke'ın düşülen tuhaf adada yaşanan mucizeler konusunda kafasında geliştirdiği yargıların doğru çıkması ve bu durumdan hareketle mucizeyi kendisinin yarattığına inanmaya başlaması birden aklımda belirdi. Tabii bu karakterin mucize oluşması sonrasında bazen "kendini özel biri" bazen de "kendini nefesini boşa harcayan aciz biri" gibi hissetmesi travması içine girmesi de yansımalardan biri.
Şimdi bu da nerden çıktı diye düşünmüşseniz hemen söyleyeyim, mucize de olsa Galatasaray'ın şampiyon olması insanın kendisini özel hissetmesini sağlıyor. Tabii illa ki mucizelere inanmak gerekiyorsa hayatta...
Yukarıda da belirttiğim gibi, eğer fanatizm kendi mutluluğundan çok etraftaki rakip takım sempatizanlarını üzgün görme tatminine sıçramışsa hayal kırıklığının boyutu da bir o kadar sarsıcı olur. Öyle ki Fenerbahçelilerin yaşadıkları Denizlispor travmasının acısının bir benzeri bu dönemde de Ankaraspor ile başlayıp Ali Sami Yen'de noktalanan bir acı ile sona erdi. Fanatizm, bu tarz acısı yüksek anlarda yoğun bir duman kadar boğucu olabilir. O yüzden de hem sevinen hem de üzülen herkesin çevresine zarar vermeden sevincini ve üzüntüsünü yaşamasını temenni ederim.
Sonuç olarak Galatasaray'ın kazandığı şampiyonluktan sonra tüm Galatasaraylıları, ayrıyeten de Türkiye Kupası'nı müzesine götüren Kayserispor'u canı gönülden kutlar, bu yıl kupa kazanma hakkına muvaffak olamayan Fenerbahçe, Beşiktaş, Sivasspor, Gençlerbirliği ve diğer ekiplere de gelecek yılki mücadelelerinde başarılar dilerim.
|