|
Eski Polis Genel Müdürü Kemal Hıfzıoğlu’nu hiç tanımadım… Ama adını çok duydum. Çok sevdiğim emekli bir polis ağabeyimle konuşmuştuk öldüğü zaman ve “Eski neslin son temsilcilerindendi” demişti… Nasıl yani? Disiplinli, dürüst, işini çok seven ve çok iyi yapmak için uğraşan ayrıca gerek kendinin gerekse teşkilatının onurunu çiğnetmeyen… Şimdi; bunları söylemek ve yazmak; Hıfzıoğlu’ndan sonra göreve gelenlerin karizmasını sakın çizmesin… Kimse de üstüne almasın… Ama polislik mesleğinin kaşarlıları çok iyi bilirler ki; şu andaki teşkilat; teknolojik, lojistik ve her türlü teçhizat açısından çok üst seviyede olabilir ama asla “eski saygın teşkilat” değildir. Sakın “polisimiz, polislerimiz başarısızdır” sonucu çıkmasın bu yazdıklarımdan. Kemal Hıfzıoğlu, ne yazık ki üzülerek yazmak zorundayım; İngiliz disiplininin ve çalışma dürüstlüğünün son örneklerindendi. O örnekler, bir kaç dönem sonra yerini yeni bir ekole bıraktı ve “eskiye göre daha kötü moral yapısı veya saygınlık eksikliği” o noktada başladı. Polis, Kemal beylerin zamanında “en saygınlar” sınıfındaydı. Sonrasında her polis silah taşımaya başladı mesela… Çok çirkindi bu ve yeni ekolün zayıflığıydı bence… Gitmemişti bu ülkeye… Ben çocukluğumda Lefke’deki Kavaz Efendiyi hala hatırlarım… Hala korkarım… Hala çok sayarım… Şimdi hangi çocuk Polis Genel Müdürü’nden ya da her hangi bir kazanın polis müdüründen korkar? Korkması mı gerekirdi? Bilmem; o korku, saygıydı bence… Şu bir gerçek; önce tükendiğimizin sonra Kıbrıslının bitişinin ve en son da çok saygın bir neslin “son örneklerinden” biridir Kemal Hıfzıoğlu… Ve polisle çok yakın teşrik-i mesai içerisindeki yargımıza geçelim… Şimdi Yüksek Mahkeme eski başkanlarından Salih Dayıoğlu’na konuyu getireceğiz… “Salih bey gittikten sonra yargı bozuldu” diyecek değiliz elbette… Ama, Salih beyin çok büyük bir değer ve nesli tükenmekte olan “Kıbrıs beyefendisi” türünün de (tıpkı Kemal bey gibi) son örneklerinden biri olduğunu söylemeden geçemeyeceğiz… “Kıbrıslı”ydı… Dayımın sınıf, babamın kumar ve benim av arkadaşımdı… Öyle her hafta ava gitmişliğimiz yok ama bir maceramız var ki asla unutamam… Bu arada “kumar” dedik; koskoca yargının başı kumar oynar mı? Ufaktan Lefke pokerizesidir anlattığımız… Ava gelince… Londra’daydık… Lefkeli Kamil abimiz; bizim için bir av partisi düzenlemişti… Sülün vurmaya gidecektik. İki çok değerli misafirimiz vardı. Biri Belediye Başkanımız Mehmet Zafer diğeri Salih Bey… Sabahın, hatta akşamın karanlığında Southampton yakınlarında bir çiftliğe gitmiştik. Kurallar vardı. Tüfek, yukarı doğru tutulacak ve omuz hizasının altında gelen kuşlara ateş açılmayacaktı. Yere oturanlara kesinlikle sıkılmayacaktı… Bunu yapan oyun dışı kalırdı. Daha yeni başlamıştık. “Game keper” denilen adamlar ellerindeki sopalarla, mısır tarlasında yürüyor ve onlarca sülün aynı anda havalanıyordu. Türkiye’de Cem Boyner av macerasını anlattı diye saldırıya uğradı… Eleştirildi… Olsun. O riski aldık biz… İki sülün, benimle Salih beyin arkasına konmuştu… Göz göze geldik… “Ben atıyorum” dedim. Attım. Hayatımda ilk defa sülün vurmuştum… Ötekine atmadım bekledim… “Aman Serhatım da dayanamayacağım” dedi Salih bey ve tetiğe bastı… “Yargıç da olsa; insan suç işleyebiliyor” diye ekledi… Gülüştük… Suç işleyenlerden biri de Mehmet Zafer’di… Salih Bey mütevaziydi… Çok büyük bir ailesi vardı ve bu ailenin her ferdi, kendisiyle gurur duyuyordu; çok seviyordu… Kemal bey, Salih bey… Ne yazık ki, toplumumuza ait toprakların 100 TL’ye “kapişari” edildiği bu şaşkın günlerde bir yandan da tek tek tükeniyoruz… Hep özlemle andığımız eski toplumsal bağlılığımızın, temiz toplumumuzun, saygılı ve sevgi dolu yaşantımızın önemli değerleriydi onlar. Önemli ve çok güzel değerlerin son temsilcileriydi… Onlardan sonrası tufan değil mi şu anda? Yitirince üzülmemek elde değil işte bu yüzden… İçinde bulunduğumuz yok oluş sürecinin hızlandığı aklıma geliyor; üzüntüm artıyor haliyle…
|