|
KKTC devletinin iktisadi işletmelerindeki en büyük sorunlardan biri de, büyük çoğunluğunun zarar etmesidir. Dünyanın her yerinde faaliyet gösteren tüm işletmelerin kar etmediğini biliyoruz. Ticari faaliyette bulunan her kişi veya kurumun zarar etmesi kar etmesi kadar olağandır. Ancak bu olağanlığa rağmen hiç kimse veya kurum zarar etmek istemez ve bir zarar olması halinde bunu kara geçirmeye çalışır, çalışması sonuç vermezse de ya işletmenin faaliyetlerine son verir veya işletmeyi devreder. Bugün KKTC’nin en çok tartışılan konusu özelleştirmelerdir. Uzun bir zamandan beri hükümet özelleştirme yasası üzerinde çalışmakta, ilgili bakanlar ve başbakan bazı kurumların özelleştirileceğinden bahsetmektedir. Özelleştirme konusu konuşuldukça sendikaların da artan tepkisi görülmektedir. Geçen haftaki EL – SEN ve TEL – SEN eylemleri işte bu özelleştirme tartışmalarının ilerisinde özelleştirme yasasının meclise sunulması ile başlamıştır. Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi sendikalar, çalışan üyelerinin hakları için çeşitli eylem yapma hakkına sahiptirler. Nitekim bu son eylem sonucu KKTC Bakanlar Kurulu sendika ile anlaşarak KIB – TEK’in özelleştirme yerine özerkleşmesini benimsediği ile ilgili bir karar üretmiştir. KKTC Bakanlar Kurulunun sendika ile anlaşarak elektrik ile ilgili kararın sorunun tek başına çözümüne etkili olacağı inancında değilim. Hükümet ile sendika arasındaki fikir birliği KKTC’de yaşanan bir haftalık sıkıntıya son verse de sorunun çözülmesine katkısının ne olacağını hep birlikte göreceğiz. Elektriğin özelleştirilmesi tartışmalarında farklı kesimlerden farklı görüşler gelmektedir. Bir kısım ekonomistler KKTC gibi küçük ölçekli ülkelerde elektriğin özelleştirilemediği çünkü boyut itibarı ile rekabet imkanı sağlayamadığı görüşündedirler. Nitekim Malta, AB üyesi ve AB içerisinde devlete ait iktisadi teşebbüslerin özelleştirilmesi esas olmasına rağmen elektriğin özelleştirilmesi konusunda derogasyon aldığı gerçeği vardır. Buna karşılık diğer taraftan devlet kontrolünde bir kurumun verimli çalışmayıp zarar ederek devlet bütçesine yük olduğunu da söyleyenler bulunmaktadır.. KKTC’nin boyutunun küçüklüğünü hepimiz biliyoruz. Buna karşılık KKTC kamu iktisadi işletmelerinin de verimli çalışmadığına yıllardır şahit oluyoruz. Bu nedenledir ki KKTC’nin en önemli işletmeleri olan elektrik ve telefonda özelleştirme sık sık gündeme gelmektedir. Türkiye Cumhuriyeti’ndeki uzmanlar elektriğin özelleşmesinin şart olduğunu söylemektedir. Elektrik veya telefon hangisi olursa olsun, bu iki işletme ile ilgili olarak kar mı zarar mı ettikleri konusunda ben de dahil KKTC’nin büyük çoğunluğunun bir bilgisi yoktur. Hükümet bu kurumların zarar ettiğini söylerken, çalışanlar karlı olduğunu söylemektedir. Bu iki farklı duruşun hangisinin doğru olduğunu bilmek için de finansal bilgilere ihtiyaç vardır. Hükümet olsun çalışanlar olsun bu finansal bilgileri hangi yöntemle elde ettikleri hakkında da bilgimiz yoktur. Hükümetin finansal bilgileri yorumlaması ile çalışanların yorumlaması farklı olabilir. Bu da uygulanan muhasebe tekniklerine ve raporlama usüllerine göre değişebilir. Bu aşamada farklı yorumları ortadan kaldırmak için devletin elektrik ve telefonda finansal tabloları uluslararası muhasebe standartlarına uygun olarak hazırlatıp, dünyada kabul görmüş usuller çerçevesinde özelleştirme, özerkleştirme veya devlet kontolünde kalma ile ilgili karar verilmesine olanak sağlamalıdır. Bu yapılmaz ve hükümet ve sendikalar bildiklerini okurlarsa, özerkleştirme konusunda anlaşmış olsalar dahi farklı yorum ve değerlendermeler sonucunda yine anlaşmazlığa düşeceklerdir. Dünyanın birçok yerinde hükümetler özelleştirme, özerkleştirme ve yeniden yapılandırma kararları alırken bunun önemli bir fizibilitesini de yaptırmaktadırlar. Türkiye Cumhuriyeti, özelleştireceği kurumların finansal tablolarını uluslararası danışmanlık şirketlerine hazırlattıktan sonra ihaleye çıkmaktadır. Ülkemizde özelleştirmeden çıkarılan anlam malesef herhangi bir firmaya peşkeş çekilmedir. Çünkü şimdiye kadar yapılan uygulamalarda, devlete ait işletmeler aniden işaret edilen kişi veya kurumlara devredilmiştir. İşte bu noktada hükümetin doğruyu uygulayıp, vatandaşı peşkeş çekilme olmadığına ikna etmesi gerekir. Bugün gelinen aşamada hükümet özerkleştirme ile ilgili karar alsa dahi, bu kararın sonuçta uygulanıp uygulanmayacağını görmemiz gerekir. KIB – TEK’in gerçek durumun ortaya konup, özerkleştirmenin fizble bir yöntem olduğunu hem hükümetin hem de sendikaların anlaması gerekir. Sendikalar özerkleştirmenin ne getirip ne götüreceğini iyi hesaplamalıdırlar. Sırf çalışanlar iş kaybına uğramayacağı düşüncesi ile yürümeyeceğini bile bile özerkleştirmede ısrar edilirse sonuç KTHY gibi hüsran olabilir. Özerkleştirme konusu iyi bir hesaplama yapılmadan yürürlüğe konarsa, gelecekte doğabilecek bir sıkıntıda devletin gerekli mali desteği vermeyecğini iyi düşünmek gerekir. Hele de bugünkü hali ile KKTC her türlü açığını Türkiye’den karşılarken, kurumlarından birinin kötü duruma düşmesi halinde ilave bir katkı alıp bu kuruma destek vermesi zor gibi görülmektedir. Hele de TC Büyükelçisi sayın Akçanın görüşlerini açıklamasından sonra. Bu nedenle KKTC halkının, KIB – TEK çalışanlarının hassasiyetlerini de dikkate alarak, özelleştirme de dahil tüm olanakları finansal bilgiler ışığında ülkemiz ve halkımızın menfaatine değerlendirmemiz en mantıklı ve en akıllı bir yöntem olacaktır.
|