Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
SİNEMALARDA GÖSTERİMDE OLAN FİLMLER
BİR YASTIKTA 50 YIL
Kara Kitap
SÖYLEYİŞİ "Bilbay Eminoğlu"
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE
Babamı kimin öldürdüğünü bilmek isterim
DUYDUK
GEZİ Aranızda Kite Board Yapan Var mı?
POLİTİKA "Ülkemizde Avcılık"
YAYLIM ATEŞİ

YORUMLANANLAR
Avukatlara getirilen yasak hukuka aykırı [1]
Çiftçi ve hayvancıya DESTEK PAKETİ [1]
UBP anahtarı UBP'lilerde olmalı [2]
Büyük sınav [1]
Gazimağusa'da 26 köyde elektrik kesintisi yapılacak [1]
Mahkemelerden rekor cezalar [1]
Küfür etti diye öldürüyordu [1]
Bulutoğluları: Artık ipler koptu [2]
4 ay hırsızlıktan arandı adaya girerken yakalandı [1]
14 yaşındaki kızla cinsel ilişki [3]



MASALSIZ KALAN ÜLKE

Bedia BALSES

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   6 Nisan 2007, Cuma Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Bir varmış, bir yokmuş… Ezbere bir düzende, dört köşeli bir düzlükte, eksiklerin ve noksanların aritmetiğinin çıkarılamadığı bir ülke varmış. Öyle bir ülkeymiş ki bu, insanlar gülmeyi beceremedikleri için bilgisayarlar aracılığıyla gülme, öpme, sevme, özlem sembollerini yollarlarmış birbirlerine. Öyle çok ağrırmış ki başları, düşlerini ve düşüncelerini kullanmayı unuturlarmış. Başağrılarını dindirmeye yetmezmiş ağrıkesiciler ve ne nane limon alabilirmiş mide yanmalarını, ne de  ilaçları varmış yatıştırmak için ruh spazmlarını. O ülkedeki evlerde masalların yerini cd’lerdeki süper kahramanlar, çocuk hayallerinin yerini ise aksiyonlu dövüş sahneleri almış. Bir ülke ki mal varlığı arttıkça masalsız ve yoksul kalmış…

 

 

“ Ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallarken” diye başlayan masalı kalmayan bu ülkede “yok” var olan en çok “şey” olarak geçermiş kayıtlarda. Ne yana dönseniz eksik bir insan, yarım bir ekmek, terkedilmiş bir cümle karşılarmış sizi olmayan sokaklarında gezinirken. Az da olsa yoku var etmeye çalışan işçiler, yüreklerinden sızan ter damlalarını sürme yapıp çekerlermiş gözlerine. Azmışlar, sevgisiz bir dünyanın yeldeğirmenleriyle dövüşmekten bir “şey” olunamayacağının yenikliğiyle, sessizmişler. Üstleri başları yırtıkmış, eskiymiş sevdaları ve kapkara is kokusu taşırmış hep bakışları... Bu işçiler hala masallara ve sevdalara inandıkları için dozerin başına geçerek kepçeyi daldırırlarmış anıların düşüncesine. Üst katmanlarda aşina yüzler, gelemeyen günler hırpalansa da eski günlerin gömütünü bulmak için durmadan, tınmadan, gülmeden çalışırlarmış. Sarsılan bir geçmişin iniltilerinin duyulduğu toprak direnince, işçiler dozerden inip kazmayı, çapayı alırlarmış ellerine. Bu, daha ince kesitleri geri getirme yanılgısını taşırmış hep içlerinde. Dozerleri düşleri, kazmaları sözleri, çapaları inançlarıymış. Tek bir damla kan akmadan yaralanırlarmış masalsız kalan ülkede.

 

Yoklar ülkesinde yoksulluk, çocukların bir parça düş kırıntısını bilgisayarın search tuşunda aramalarıyla başlamış. Aşk denen efsanenin inancı kalmadığı için yoksullar ülkesinin kahramanları binbir çeşit sevgi ve özlem kartlarını iletirlermiş süslü ama kokusuz mektuplar eşliğinde.  Tanrısal bir güç ve tuşlu bir hükmedişle isimler kroslanır, bloklanır, silinir, yutulurmuş kurmaca bir mengenede. Bu masalsız sanal çöplüğe nice isim, an, duygu atılır, satılır, yakılırmış hayasızca.. Bu dünyayı sokaklarda pirili oynayan çocuklar bilmezmiş, bilse de kullanmaz, kullansa da sevmez, sevse de öpmez, öpse de barınamazmış. Dizlerinde yaraları kanayan çocuklara klavyeler bir bardak su veremez, bir parça ekmek ve hellimin iştahlı tadından  yoksun bırakırmış.

 

Gün gelmiş korkunç yokluklarla sanallaşan ülkede yaşayan çocuklar, hayatı herşeyin sembollerinin yapıldığı bir dünyadan ibaret sanmış. Gün gelmiş şiirler isyan bayraklarını açarak, çıkarıp başını antolojilerden hesap sormuş “üşüyorsun ceketimi al” diye yüreğinin sıcaklığını veremeyenlerden…

 

Yoklar ülkesinde varolmak nice varlık arasında yokolmanın kaderini taşırmış içinde. Köşe başlarında bekleyen ölü sorgucuları ellerinde küf kokan bir parça ekmekle işçilerin başında nöbet tutarken, ağzından salyaları dökülen tarih yazgıcıları stokta kalmayanlar listesinin en başına “insan”ı yazmış. Zaman, tüm etcil umutlarını sürerken yoksullar ülkesinde, isimlerin üzerine çekilen  çizgiler çoğalırken ve şiirler lav olup patlarken, geri dönüş vakti gelmiş ait olunan yere  Dozerler susmuş, kazmalar bırakılmış toprağın/yaşamın derinliğine. İşçiler uzak, yalnız bir yıldıza asmışlar ceketlerini ve isimlerinin karşısına toplam = zarar diye not atmışlar…

 

Masalı kalmayan ülkede bir yokmuş, pir yokmuş diye süregelmiş acılar…

******************

Ölü Ağustos Böceğinin Aşkı

 

***

Kalbime ışıltısı dokunur gecenin

Sen aşkı tanımamış

Beni rüyanda görmüş gerçeğinle

Gece bir dere gözyaşlarıyla aşk ritmi dokur

Her gece bir yazda

Bu yazıları yazdığımda

 

Hiçbir ağustos böceği yoktu gecelerimizde

Düşlerimiz de ölüydü

Gecelerimizden beter

 

Beter; artık yeter!

Sen  uyuma düşlerime!

 

Ozan Özgenler

(Ektoplazma -Ateş Matbaacılık/2004)

 

*************

 

 

 

(Fotoğraf: Sadık DEMİRÖZ)

 

****************

gönderilmeyen mektuplar VII

Yüreğim ayaktaydı

Kaç kez alıntılar yaptım aşklardan

Boyamıyorum saçlarımı artık

Güneşleriyle birlikte

Koca kenti hapsettim kısır çığlıkların ötesine.

 

Şirin Zaferyıldızı

(Duruşumdaki ayna paramparça – KIBATEK Yayınları/2005)

 

*************

Adam

.önce bıyık aralarına gizledi

yarım kalan gülüşünü

 

.sonra sararmış bir gülü

özenle çıkarıp kitap sayfalarından

yakasına taktı

 

.doğrusu delikanlı adamdı

başka türlü ağlayamazdı

    

Tekin  Gönenç

(Gönlü Güvercinli Kadın- Varlık Yayınları)

 

*********

Zamana Asılı Mektuplar

 

Doluluk ve hiçlik...Dönüyor, dönüyoruz içinde bu ruhanın...Aldı mı bizi içine yoksa biz mi girdik mandalanın yörüngesine? Dün gece mandala kitabından şu takıldı bana: Bitmek tükenmek bilmez bir olma ve yok olma, biraraya gelme ve yayılma, daireler çizme ve erime, bunlar kozmosu “Varlığa” getirmekte ve onu hareket halinde tutmaktadır...Bu bir La Danse, bu bir böceğin kelebeğe dönüşüp uçup evrene karışması, bu bir tohumun kendini oluşturup tekrardan toprağa karışması....Peki ya insan, kendine ters düşmeden soyunup soyunup tekrardan kendine açan doğanın yanında kendini soymayıp katılaşan, katılaşdıkça kabuklaşan insan? ...Kayboldu, hem de kendi yarattığı o kabukların içinde hem de aslında tüm dünyanın kabuklarını soymaya yetecek gücü varken...       

 

Zehra n.

 

**********

Başucu Kitaplarından

 

Bireyci-kapitalist özellikler içeren “benim çocuklarım” ve senin çocukların” sözleriyle bir yere varamayız. Sözkonusu olan “bizim çocuklarımız”dır, bütün çocuklardır. Bu nedenle de çocukları toplumumuzda en önemli konu haline getirmeliyiz. Daha da ileri giderek siyasette pek sözünü etmekten hoşlanmadığımız bazı değerlere de burada değinmek istiyorum: Bunlar şefkat ve sevgidir, yaşama sevincidir, sıcaklıktır, beraberlik ve paylaşmadır. Konu son kertede mutluluk kadar emsaliz bir nokta etrafında dönüyor. Sosyal democrat aile politikasının hedefi işte o toplumu yaratmaktır.

 

Biz Demokrasiyi Zincirlerinden Kurtardık (Olof Palme)

AFA Yayınları, Çeviren: Dilek Zaptçıoğlu

 

***********

 

Acı, ruhun fiyakasıdır. (İsmet Özel)

 

**********

 

   2322 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
11 Ekim 2008, Cumartesi   Fotoğraflar
04 Ekim 2008, Cumartesi   Sürüden Ayrılmak
05 Eylül 2008, Cuma   Larnaka'da Şimdi Sonbahar mıdır?
29 Ağustos 2008, Cuma   YİNE BU YIL ADA SENSİZ
22 Ağustos 2008, Cuma   Muammer Ketencoğlu ve Zeybek Topluluğu Yeniboğaziçi Festivali'nde esti
15 Ağustos 2008, Cuma   Elinde Camdan Ebem Kuşakları Dilinde Kristal Kelimeler
08 Ağustos 2008, Cuma   YANGIN
01 Ağustos 2008, Cuma   ÇOCUKLAR ÖLDÜRÜLMESİN
28 Temmuz 2008, Pazartesi   ‘O’ DAR KORİDORDA
18 Temmuz 2008, Cuma   Döşünden Yaralı Dağlar


Yorum Sayısı:   3
  m/s         - ing/ 09 Nisan 2007, Pazartesi 02:42 
herzamanki gibi,toplamimizin adina,kendimizi okuttun bize,tsk ler....
Kimisi kirilmis.. kusmus..
Kimisi gocmen kuslara katilmis,
Goc ettirilmis veya etmis,
Kendi icine cekilmis..ya alkole..
Ya tutune..Ya icine kapanmis..
Ya da sokaklara atmis canini..
Ya insansiz kalmis..Ya insanlara dalmis..
Ama insandir..Umar yorgunu oldugu sevgiyi..
Ama insandir..Umar kendi gibi sancili geceyi dinleyeni..
  BD         - Lefkoşa 08 Nisan 2007, Pazar 18:37 
Edebi masallardan yoksun kaldık, ne yazıkki edebi masalların yerini politik masallarla doldurduk.
  aslihan         - lefkosa 06 Nisan 2007, Cuma 18:54 
inanın cok sevindim kıbrıs gazetesınde sanat ıcın bır sayfa ayrıldıgına uzun zamandır bunun eksıklığını hısseden bır okuyucuyum.sanatın toplumun bır parcası olup okuyucunun ve genc neslın dıkkatını cekıp bılgılendırdıgınız ıcın sıze cok tesekkur ederım.


DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.4210 1.4310
1 STERLİN 2.4073 2.4252
1 EURO 1.9296 1.9432



YAZARLAR : .

Mustafa ÖZSOY

Farkı kalitesi...





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital