Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Alev aldı çakıldı: 153 ölü
Provokasyon
"Bonfile şebekesine" polis operasyonu
Oğuz Veli Beidoğlu vefat etti
Kaçak apartmanlar mühürlendi
Paraya tamahımız yok
Bağdat'tan Suriye'ye Suriye'den KKTC'ye
Güney Kıbrıs'taki fanatik Rum örgütleri cesaretlendiriliyor
Millilere Danimarka piyangosu
Bağcıl'dan görkemli açılış
Lefke'de şenlik başladı
Türkiye'den güzel prova: 1-0
Altın adam Ramazan
Gönyeli bugün resmi açılışı yapıyor
Adal: Hata yapma lüksümüz yoktur
Spor ve sanat bir arada

YORUMLANANLAR
Panayotis Necati'ye 2 gün [1]
Ekmeğe zam: Ekmek bugünden itibaren 1 YTL'ye satılacak [1]
Kazaya davetiye çıkaran yol [2]
İzinsiz inşaatların yapımı durduruluyor [7]
Yedidalga'da viraj tehdidi [3]
Kıvanç Buhara, ÖRP'ye katıldı [3]
Bayrağını al, Kıbrıs'a gel [6]
Çayönü'nde 30-40 yıllık 393adet servi ağacını kestiler [6]
Kalp hastalıkları kanserle yarışıyor [2]
Oynamadan da kazanılır: 1-0 [2]
Serdar Akgül, kızı için böbreğini satacak [5]
Rumlar Güzelyurt için yürüdü [7]
Süt atıkları çevreyi mahvediyor... Noro suyu fidanları kuruttu [3]
Sponsor olun 5 yıl reklamınızı yapalım [8]
Cihangir'in kuzeyi çöplüğe dönüştü [4]
Cihangir tam gaz: 2-1 [3]

ANA

Bedia BALSES

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   22 Mayıs 2007, Salı Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

“Benim annem kadın annem bu nasıl iş bana deyver”

 (Ataol Behramoğlu)

 

Yeni yıl, sevgililer günü, kadınlar günü derken bir anneler günü daha geçip-gitti yaşamlarımızdan. Bu yıl yine, anneler gününden birkaç hafta önce reklamcılar gündemlerimize anneler ve çocuklarla dolu reklamlarını sunmak için kollarını sıvadılar. Annelerin hayatımızdaki yeri, duruşu, acısı, emeği dünyamızı sarıp sarmalayan etkisi sarsılmaz kale elbette. Fakat amaç, anneleri sembolik olarak kutlamak değildi. Bu gün, sevgiyi ölçme, biçme yarışına dönüştürüldü. ‘Şu kadarcık’ hediyelerle, ‘kaç karatlık’ sevgimiz olduğu sınandı. Bu gün için buketlenmiş çiçekler, hazır mesajlar, poşetler, hediyeler üretildi… Hepsi elbette ki anneler için hazırlanmıştı! Fazla yaratıcılık kullanmaya, düşünmeye, aramaya gerek yoktu. Her şey bir ‘tık’ kadar uzakta, bir kredi kartı kadar yakındaydı. Ne  de olsa çocuklar artık “şu kadarcık birşey al baba, borcum olsun” diyerek işaret ediyorlardı annelerin nasıl hatırlanacağını…

 

Bu hazırlanmış, paketlenmiş sıfırı çok, duygusu az oyunlardan en çok annelerin yara alacağı düşünülüyor mu? Peki reklamlarda, posterlerde kullanılan mesajların sahteliğinden, hayalini kurdukları bir düşten, bir gelecekten ne kadar uzakta olduğunun durmadan yüzlerine vurulmasından nasıl darbe aldıkları? Bu hediye furyalı dünyalara alet ettiğimiz sevgililerimizi, kadınlarımızı, annelerimizi parlak kaplı boşluklarla nasıl incittiğimizi aklımıza getirir miyiz? Su katılmamış bir çocuğun öz suyunda yıkanmak isteyen anne, fiyatı fahiş gündemlerle “gün”lere alet edilirken, hatırlanmaktan öte, aslında unutulmaktadır... 

 

Virgüllü, noktalı, parantezli yaşamların kucağında, şov dünyasının hormonlarıyla kutlanıyor anneler günü. Şiire, resime, tiyatroya yani sanata ve hayata uzaktan bakanların  “yaşam ucuzlamasına” kattıkları reklam panolarının önünde kutlanıyor Ve inadına,  ‘karatla’ değil ‘hayatla’ ölçülen dilekler tutuluyor “seninle sevmeyi öğreniyorum anne”  denilebilecek günlere...

 

*********

Anne, hayatın sonsuzluğudur…

Emile Zola

 

*********

Sevmeyi Öğreniyorum Anne

***
Bağışla beni anne.

Sevmeyi sen öğrettin

Bir bir yapıyorum dediklerini,

Sevmeyi daha çok seviyorum anne.

İhanetler olmasa, dostluklar bozulmasa,

Ne çok seveceğim daha anne.


Sevmeyi daha da çok sevdim anne.

Sen ne dedinse yaptım.

Bir tek kalleşliği,

Hainleri,

Arkadan bıçaklamaları sevmedim.

Bağışla beni anne.

Seninle sevmeyi özledim.

Aziz Nesin

********

Ne zaman güneş doğsa

İçime kar yağar

Ne zaman içime kar yağsa

Yüreğim kil gibi erir

Bir rüzgar alır

Sürükler sonsuzluğa

Ne zaman güneş batsa

İçime sen yağar

Ne zaman içime sen yağsa

Yüreğim üşür

ve ne zaman yüreğim üşüse

Ben yağmak isterim yüreğine


Fatoş Öztüren

2007

 

Annem İçin Bir Şarkı Daha

İçimdeki Silah Sesidir şiir

içinde doğup batan zamanın

açan bahar dalının, atan şafağın

yastığıma sinen sevgi kokunun

anne çocuk eş kokusunun

acıların tacı, süsüdür şiir

bir babanın mezarı başındaki ince uzun Akdeniz Selvisidir

 

Sesini sevgiyle geliştiren anne

(ki gözlerin bir tragedyadır,

bu dünyada kocaman bir tragedya)

en sevinçli sesinden bile

külleri dökülür kırgınlığın, acının,

en sevinçli gününden bile

küller kalır geriye, acı ve küller,

en acılı şiiirimsin sen benim

***

Fikret Demirağ

RÜZGARDA OZAN TÜRKÜLERİ ya da Şiirin Uzun Yürüyüşü

(KKTC Turizm ve Kültür Bakanlığı Yayınları)

 

Yüzündedir

(Yüzünüz) yok…nasıl yüzünüz anlatamam

her gece

kapısı kırılır uykularımın

ateşten kuşlar düşer gözlerime

sığınacak sözüm (yok) uyanamam

 

Feriha Altıok

ADI AŞKA ÇAĞRILI

 

Başucu Kitaplarından

Ana’nın yanına yaklaştı. “Bu bir cinayet, Ana! Milyonlarca insanın öldürülmesi, ruhların katli… Anlıyor musun?.. Ruhu öldürüyorlar (…) Kendilerini insanlara egemen kılma olanağını sağlayan parayı, altını, önemsiz kağıt parçalarını, bir sürü ıvırzıvırı korumak için boğuyorlar. Düşün bir kez: Kendilerini savunmak, korumak için değil, varlık aşkına yapıyorlar. İçerden değil, dışardan sakınıyorlar.” Anasının ellerini kendi elleri arasına aldı, sıktı eğilerek: “Bütün bu iğrençliği, bu utanç verici çürümüşlüğü duyabilseydin,” dedi, “bizim hakikatimizi anlar, davamızın ne denli ulu ve güzel olduğunu görürdün”Ana ayağa kalktı. Pek duygulanmıştı. Yüreğini oğlunun yüreği içinde tek bir alev halinde eritmek tutkusuyla yanıp tutuşuyordu. Soluyarak: “Dur” diye fısıldadı. “Anlıyorum dediğini…Bekle!”

ANA (Maksim Gorki)

 Türkçesi: Zaven Biberyan (ODA Yayınları)

*********

Zamana Asılı Mektuplar

“O Pazar” zambak kokulu bir çocuğun varlığını hissetmek adına uyandım güne. Kirlenmeyen bir dünyanın koynunda açmak istedim gözlerimi kendime.. İki can, iki kırmızı sevda, toprağımızda, alın terimiz, emeğimiz, sevdamız ve acılarımızla büyüttüğümüz kan kırmızı gülleri döktüler ellerime. Kendi sabahımda sıcaklıklarına sarıldım. İki canın yaşamıma aşkla dokunduğu bir sabahta zambağın beyazını, gülün aşkını ve acısını kucakladım…Tüm tv, radyo kanallarını susturarak, iki canın yazdıklarıyla soluklandım: “annem yıldız kayıyor içinden dilek tut/koşuyor sana kısa pantalonlu çocuk/gözünde gözümde gözlerinde bin umut -Nevzat Çelik”

 

Bedia Balses

   1723 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
15 Ağustos 2008, Cuma   Elinde Camdan Ebem Kuşakları Dilinde Kristal Kelimeler
08 Ağustos 2008, Cuma   YANGIN
01 Ağustos 2008, Cuma   ÇOCUKLAR ÖLDÜRÜLMESİN
28 Temmuz 2008, Pazartesi   ‘O’ DAR KORİDORDA
18 Temmuz 2008, Cuma   Döşünden Yaralı Dağlar
13 Temmuz 2008, Pazar   GECENİN “ÖTEKİ” ŞİİRİ
04 Temmuz 2008, Cuma   KIBRIS TÜRK MÜZİK İŞÇİLERİ
27 Haziran 2008, Cuma   Bırak Saçlarını İstanbul Rüzgarına
20 Haziran 2008, Cuma   BAŞKALDIRICI HAZİRAN
14 Haziran 2008, Cumartesi   UÇAKLAR DÜŞERDİ ARAMIZA



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.1836 1.1919
1 STERLİN 2.1995 2.2158
1 EURO 1.7438 1.7560



YAZARLAR : .

Mustafa ÖZSOY

Protokol imzalanırken...





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital