|

Sanatın yaşama kattığı anlamların derinliğinde büyüyen bir ismin veda anonsu düştü gündemimize dün gece. Sevginin, Kıbrıslılığın, coşkunun, bize bizi anlatan gür sesinin gidişini haber veriyordu spikerler. Radyolarda, skeçlerde ezberlediğimiz cümleleriyle ‘az’ olan insanlardan, az olan sanatçılardan, az olan Kıbrıslılar’dan, ‘çok’ olan biri daha, artık karelerden, repliklerden sesleniyordu bize. Kemal Tunç “ilk sahne”nin emeği, direnci, sanata ve hayata ömrünü veren sesi ve yankısı ile tamamladı son görevini sahnede.
Sanatçı kişiliğinin haricinde kızıyla olan baba-kız sevgisi, “mersin kokulu” bir babanın varlığını hep yanımda hisseden bana bir başka ilham kaynağı olmuştur. Bugün sadece bir sanatçının değil, bir babanın gidişini de yeniden yaşadım kendi anılarımda. Acıların, ayrılıkların, sevdaların harmanladığı bir yaşamın önünde saygı ile eğildim. Kemal Tunç gibi vedasıni ‘ayakta’ yapan, yaşamı sanata dönüştürebilen bir usta için bugün kah Türe, kah Bedia, kah herhangi biriydim. Bir tiyatro sahnesinde, senaryoda, ya da bir replikte yaşam bulan “ilk sahne”nin önündeydim. Sahip çıkılması gereken geçmişin, insanın, toprağın, kimliğin çırpınan kuş sesini duydum gidişiyle. Zamane anlamlarda eksilen vefa duygusunun bir sembolü olarak 2005 yılında, Kemal Tunç DAÜ’den çok anlamlı bir çalışma olan ‘Vefa Kültürü’ çerçevesinde onur ödülü alırken, toplum olarak ne kadar vefalı/vefasız olduğumuzu sorgulamıştım gülümseyen karelerin önünde. Bugün ise vefa/vefasızlık ne denli içimizde yaşıyor bilmem ama, biliyorum ki usta işi bir emeğin, bir meddahın, öz kalabilmiş bir yürek atışının, akan su sesindeki berraklığı kaldı geride bizlere. Vedaların silemeyeceği bir ses kaldı. Bugün, bir çağlayan yaşam limanından yol aldı. Denizin masmavi enginliğinden el sallayan koskocaman yüreğe, “Alekko ile Caher”e emeğin, sanatın ve yaşamın gerçeğiyle selam olsun…
Devinimsiz bir su sesidir yaşam
Kopar cümlelerin koynundan
Acı yapışkan bir el gibi
Susar, kaçar yarından
Bir mendil kalkar
Bir buse konar
Devinimsiz akan bir cümle olur
Tunç’tan bir sese döner zaman
Bedia Balses
************
Gülüyorsam ağlayamadığım içindir. (Byron)
************
Kemal TUNÇ un ardından
başarabilirsen eğer tunç dökümü
devasa bir ağaç heykeli dene
düşle
görünmez kurtçuklar tarafından
dişlenmiş bütün yaprakları
cüce testere dişlerle
bir gözü giden dönmez tüneli
bir gözü inen çıkmaz
yaklaşmayı dene cesaret edebilirsen
tunç dökümü aşk bozumu bir kalp düşle
devasa
ve dibinde gözlerini verdiği bir çocuk
düşman kendine
düşle ve dene başarabilirsen
düğüm düğüm saçlarını taramayı çocuğun
arasında sıkışmış dumanı dağıtmayı
ve annesinden çaldığı eski rujla
ne yapmak istediğini al ağzından
ve serseri dayısını
öğretmeninden çok sevmesine engel ol
başarabilrisen
tunç dökümü bir aşk kapanı düşle başarabilirsen
napoliten bakışlı gözleri hep yağışlı
doğum kırışığı alınlı bir kadın düşle
aşkın unufak ettiği elleriyle yapışmış
hayat sandığı koparılmış boşluğun göbeğine
yüreğine
birbirine yaslanarak denge bulan
bir üçlü düşle
heykel kuş rüzgar olur
hepsi ıslak mutlaka
birden birinin gittiğini düşle
yerine sular seller bırakarak
yittiğini
ve başarabilirsen diğerlerini
bu kaypak ve ıpıslak zeminde
bu var yok içinde kurumadan
sallanıp duruşunu düşle
Ayşen Dağlı
Mayıs 2007
*******************
Yalımlı çocuklar
Yalımlı çocuklar büyürdü
Kucak başında anaların
Uçar giderlerdi
Son sürat eteklerde
Şaşırırdı
Bulamazdı yolunu
Yara da
Dudak kenarından
Yürek dibine...
Fatma Akilhoca
******************
Tiyatro
Senaryosu bir gün önceden yazılmış
hayatlardı yaşadığımız
kullanılacak replikler, atılacak adımlar
oysa doğaçlama olmalıydı her şey
tasarlanmadan ezberlenmeden çıkmalıydı sözler
Tiyatroyu hayata, hayatı tiyatroya kattık
baş oyuncu sanıp kendimizi akışa aktık...
Rukiye Kurt
(Hüsran mıdır Senin Adın-2006)
******************
Zamana Asılı Mektuplar
Belki hoşlanmayacaksın ama bazen biz mi yanlışız diye tezata düşmediğim de olmadı değil. Bu kadar maddesel yargı içinde yaşamak ne zordur bilirsin. İnsan genlerinden getirdiği inançlarla mı tutunur yaşama?. Kaç kuşaktır süregelen bir iç burkulması değil midir bu? Ne çok soru soruyorum sana bugün.. Oysa giderken her türlü cevabın anlamını yükleyerek gittin hayatıma. Hep, ne denli özel, ne denli güzel, ne denli sevilen biri olduğumu hissederek yaşadım. Bazen kızdın, bazen kaşlarını çattın, bazen gelip saçımı okşadın, işaretler bıraktın bana bulabilmek için yolumu. Bunca yılın sonunda, Larnaka gecelerindeki sevdayla yoğrulmuş küçük bir kızdan ‘Bahar Mektubu’ getirdim sana... Yozlaşmayan sevdaların, deli aşkların, ertelenmeyen duyguların zamanından. Biliyor musun hala o şiiri duyumsayarak yaşıyorum ben. Öğrendim ki, uzaklıklar etki etmiyormuş, hissedebilmek için bir yüreği.. Ve bildim ki, hiçbir ayrılık büyük değilmiş, bitimsiz bir sevdadan...
Bedia Balses
Başucu Kitaplarından
Kaçbin yaşında bir zeytin ağacıyım. Burdayım. Çok görüp geçirdi kol dallarım, göz yapraklarım. Gövdemde satır satır kayıtlı yaşadıklarım. Çok çocuk büyüdü dallarımda; şimdi şeytanın art bacağı başka çocuklar…
Bir tarih-ağaç’ım; üç beş yılda bir vurulurum, delik, deşik edilirim. Daha çook göreceklerim var. Direneceğim. Çok yaslı ve yorgun bir ‘ana’nın ağıdıdır ağıdım, türküsüdür türküm…
Fikret Demirağ
Limnidi Ateşinden Bugüne –Tablet 11 (Galeri Kültür Yayınları)
**************
|