|
Sözcüklerle ihtilal yapan iğneli şair Can Yücel’in şiirlerinden sonra eline, kalemine iğne yamamaya çalışanları gördükçe, içimden ‘Can Baba kurtar bizi’ demek geliyor. Sezai Sarıoğlu’nun, ‘şiir şairin nesi, şair şiirin kimi olur’ sorusundan habersiz, egolarına şair yakıştırması yapanlar, kimliklerini adı-şanı duyulan büyüklerden! tescil ettirenler daha çok şiirin başına kusmuklarını sürmektedirler. Dudak uçlarında biriktirdikleri büküm-büküm, büklüm-süklüm tıslamalarla birer edebi abide olup bakmaktadırlar yüzümüze/yüzsüzlükle. Hadi bizi geçtik de bunca şiirsizlikle nasıl bakıyorlar bilmem şiirin yüzüne?

- Hiçliğin dibinde gezmeyen ne anlar derinlikten? Sevdanın suyundan içmeyen ne anlar aşk sözlerinden? Hayatında hiç şair yüzü taşımayan ne anlar yazılmayan şiirlerin eksikliğinden? Yarım mutluluğun, yarım yaşamanın, yarım yazmanın kimliksizliğinden?
Üç günlük rumuzlar kurarak, tarihsiz, bilinçsiz ve bilmiş bir edayla gerçek adlarıyla yapamadıkları eleştirileri yapanlar kendilerine “abla, abi”, “ya-ya- ya şa- şa-şa şairim sen çok yaşa” diyenlerin cumhuriyetinde egemenliklerini ilan etmektedirler. Ayarlarıyla oynayamadıkları, kanallarını değiştiremedikleri acemi ve çaylaklara süslü ve ezbere sanatsallıklarıyla baş öğretmen kesilmektedirler. Kıbrıs davasını, çözümsüzlüğü, edebi eserleri, şehitleri, faili meçhulları, göçü ve dikenli telleri pazarlayan, kalemlerine meze yapan ve şiirlerin kanını emenlerle dolu etraf/edebiyat. Acıların sermayedarları, ideolojik cümlelerle şiirde iktidar olma sevdalıları, kelimeleri değil ama kötülüklerini köpürtmektedirlerler en fazla. En yalan köşelerde, gece kulüplerinde, sayfaları boyama, alıştırma deneylerine dönüştürerek aşık ve acılı taklitler yapmaktadırlar koca hayatın gözüne baka baka.
- Kendini sevmeyen sever mi şiiri? Kendinden başkasını dinlemeyen duyar mı geceleri derinlerden seslenen o çocuğun sesini?
Şimdi bu ortamda, büyük! şairlerin yanında şiirci, müzisyenlerin karşısında çalgıcı, popüler yaşayış karşısında şizofren, iki yüzlü, davet meraklısı, organizasyon hastası barış çığırtkanlarının yanında, başka gezegende kalan ‘diğerleri’ olarak kalmak boynumuzun borcu olmuştur. “Cevapsız sorunun boynu büküktür ve hemen anlar yetimliğini” der Metin Altıok, bizim çıkmaz sokaklı, sorusuzluğumuza inat. Etrafımız denizle değil kaybedilen kimliklerimizle, şiirisiz ve şairsizliğimizle çevrilmekteyken söylemektedir. Biz, “kaybetmeye tiryaki olmuş çocuklarız”, sözcükleri parsellemeyen cahil mahallelerde yaşarız...
Soru sormayan nasıl bilir acının kokusunu? Ruhu olmayan tuz ruhuyla mı yapar temizliğinin akordunu? Dışını yamalayıp, içinden dilek tutmayanlar bir şiirin kimin nesi olduğunu, bir şairin gözlerinin nasıl baktığını nerden bilir? Şiir der ki: “Oysa gülün tüm günahı acıtmaktı, savunmak için kokusunu”..
Ve şiirin de yoktur bunda günahı, gerçekleri söylemekten, olmayanları dillendirmekten başka.
Ki gerçek, şiire ve şaire yakışır...
Gerçek şaire, şiir yakışır...
************

************
Şair
Tekbıyık bir oğlan tepeden tırnağa sinir
Dişi çiçekten yoksun savrulan çiçektozu
Kendi kıyamına her gün secdeye gelir
Beyaz güllerle yıkanmakta uykusu
Çalar bozuk saat aşkın sonsuz çarpanı
Sevişmek sularında mağrur kaptanıderya
Bin yıl ömrü var sanır kesilmiş şahdamarı
Yıldırımkıranlar en muazzam korkusu
Sevdiğinin mememsi emilmekten çürümüş
İhaneti avucundaki yivlerden ziyadedir
Hoyrat adımlarıyla salkımsaçak yürümüş
Nerde buz orda ateş nerde yaz orda karkuyusu
Uğrakeş olmuyor hiçbirisi nedense
Haz verse de adına ölüm fermanı düzmek
Kadınlar sever yine başka kimse sevmese
Vahdetivücut buldular onda ve zelzele duygusu
Küflenir yosunlanır kayadır erir gider
Toprak altında sıcak tenlerin hasretlisi
Şair olmak istedi ne kavas ne şehbender
Şair ya da edepsiz bir nisa suresi
Onur Behramoğlu
*********
Duvar
Ne zaman ki
Kiracı hissetti
Ada sokağı’nın sakini kendini
Çivi bile çakamaz oldu duvara
Duvar da ne yapsın
Düştü özünden uzağa
Çiviler çakılsaydı duvara
Duvarda olsaydı fotoğraf
Bu kadar soğuk
Dururdu zanneden duvar?
Rukiye Kurt
********
Kalbi Domuz Postu Temiz ‘Dost’
Hey dost!
Havalar ısındı
Terliyorsun çıkar postunu
Niye darılayım sana
Domuz kalbi taşıdığın için
Daha mı iyi olurdu ölsen
Hem uymuş göğüs kafesine
Şanslıymışsın ne iyi
Rahat mısın sahi?
Heyy dost?
Iyi görünmüyorsun terliyorsun
Yardım edeyim yaklaş
Çıkarayım postunu
Kramp girmesin avurtlarına
Dilinin altındakini sıkma
Rahat ol, dümdüz söyle
Dayan arkana
Öyle eğreti durma
Isındı havalar çıkar postunu
Aç, önünü, ardını, domuz kalbini
Heyy dost, terliyorsun soyun!
Ayşen Dağlı (2007)
*******
Zamana Asılı Mektuplar
Uçsun kuşlar mavi göklerde
Salınsın kelimeler
Aslolan yaşamaktır yazarken
Aslolan yazmaktır koşarken
Üretmek yaşla değil yaşamakla ilgilidir. Tükenmek zamanla değil eksilmekle mümkündür. Eskimek doğum tarihiyle değil, yenilmekle gerçekleşir...Yazamamak yaşayamamaktan geçer. Ortaya çıkıp, ben burdayım diyen biri yıllarca aynı sözleri söylemeye başladığı anda yaşlanmış demektir. Sanat sayfalarını, köşelerini yıllar ve yıllar önce defalarca okunulan satırlarla doldurmak beyaz bayrağı göndere çekmek, kendi ekseni etrafında dönmek demektir. Kendi egosuna yenilen şiirsizdir, şair sansa da kendini...
Kendim, koru kendinden kendini.
Bedia Balses
**********
Başucu Kitaplarından
Şöhret acaba bencilliğimizin yalnızca çok tatlı bir lokmasından başka bir şey değil mi? Bu, aslında pek nadir insanlarda hırs olarak ve yine bu insanların pek nadir anlarında vardır. Bu anlar, dünyanın yaratılışında olduğu gibi, insanın kendi içinden ışık çıkararak ve etrafına saçarak koluna emir verdiği aydınlanma anlarıdır. O sırada insanın içini mutlandırıcı kendisini böyle en uzaklara çekip yücelten şeyin yani bu bir tek hissin doruklarının ileriki dünyaların hakkı olarak kalamayacağına dair bir güven doldurur. Bütün gelecektekiler için bu en nadir aydınlanmaların ebedi gerekliliği içinde insan şöhretinin gerekliliğini fark eder; bütün bir gelecek boyunca insanlığın ona ihtiyacı vardır. O aydınlanma anı nasıl kendi varlığının özü ise, kendisi de bu anın insanı olarak ölümsüzlüğü olduğuna inanır ve başka her şeyi pislik, çöp, kibir, hayvanlık ya da tekrarlama sayarak üzerinden atıp ölümlülüğe terk eder.
Yazılmamış Beş Kitap İçin Beş Önsöz (Friedrich Nietzsche)
Türkçesi: Gürsel Aytaç- Say Yayınları 2003
********
Ve benim bildiğim kadarıyla
Her şeydir bir insan, her şeydir
Yalandır kısalığı yaşamın
Ve özellikle insan dediğimiz şey
İnançlı bir insan soyunun parçasıysa
Edip Cansever
********
Ya sus ya da susmaktan daha değerli şeyler söyle.
PHTAGORE
********
|