|
Gecenin içindeydi felsefenin yetmediği anların suskunluğu. Gecenin içinde devinimli, dayanımlı yüzlerin ağırlığı duvarlara çarpıp geri dönüyordu. Ay, inadına insanlara alaylı gözlerle bakıyordu. Dilsizliğin resmini çekiyordu gece. Çoğalıyordu kurgulu anların dev gibi cüce halleri. Devler ve cüceler ülkesine dönüşüyordu mekan. Ay, kim dev, kim cüce karıştırıyordu.. Bıyık altı değil ama, bir yaranın kan kırmızısına `ayna ayna güzel ayna, benden daha büyük bir "şey" var mıdır bu dünyada?` diyen bir cümle kaçıyordu. Kayıyordu zamanın yarattığı zeminin alt düşünceleri. Düşünceler düşüyordu eteklerden, Sarıya, mora, ama en çok da griye dönüşüyordu. Ayın içi acıyordu alacalanmışlığın sahteliğinden... Bir kadın cücelere inat, devlere meydan okuyarak, geceye, aya, aşka sarılan kurgusuz bir gerçeklikle şiirler yazıyordu. Yarıyordu planlı, kurallı ve tüzüklü gülümsemecilerin karelerini. Cızırdıyordu noktasızlığın ve aidiyetsizliğin tatminsiz çivisi.
Fotoğraflar düşüyordu insanların önüne. Geceye dair fotoğraflar. Herkes kendi gecesini, kendi karanlığında yaşıyordu. Reklam kokan hareketlerle, şiir ucuzcuların elinde yalaşık bulaşık cümlelerle pazarlanıyordu. Etiketler yarışıyor, en büyük kim soruları gazetelerde satılıyordu süslü paketler eşliğinde Bilgeliğin ve erdemin tüm argümanları derinden çatırdıyordu. Magazinleşen ve alenileşen cümleler sosluyordu gecenin öteki şeyini.. Ateşin ve buzun her halinde dolaşan bir çılgın tüm şifrelerini çözdüğü bir bilmişliğin acısını çekiyordu. Çeke çeke lastikleşen, sakızlaşan cümleleri reddederek `düş`ünün peşinden gitmek istiyordu. Düşüne düşüne, kendinden geriye düşürmeyen bir düş düşlüyordu.
Zaman, ben denen canavarın önem derecesini a(yı)rıyordu. Bilmişliğin verdiği tatminsizlikle paçalara yapışan sülükler gibi yapışıyordu kelimeler geceye.. Ay, tinsel, düşsel bir suskunluğu gebe bırakıyordu. Zebaniler ve tanrılarla dansetmeyi özleyen kadın, paslı hareketsizliğini yumrukluyordu. Aşk ve insan denen `şey` yaralanıyordu. Beyaz bir zambak/zaman kangren oluyordu... Bir kadın geziniyordu, donuk ve de soğuk bakışlarına basarak. Unutmamak için bakışını, korumak için gözyaşını hiçbir’şey’e yem etmiyordu. Geceden, aydan, gerçekten, imgeden, Tanrıdan beslenenen kadın, en çok kendinden korkuyordu...
Gerçek, bazılarımızın onsuz yaşayamayacağı bir yanılsamadır.
F. NIETZSCHE
----------------------------------------------------------------------------------------
Ne yapıp Ne Edip
“Kurbağalara bakmaktan geliyorum, dedi Yakup“
Edip Cansever
Çocukların uyumasını bekleyen sevişmeler
Başlarken yatak odalarında
Bir gramofonun
Kırık iğnesi gibi yürüyorum
Sokakların siyah
Taşlarında
Faytonlar geçmiyor önümden artık
Son sürücünün
Elindeki kırbaç
Mazoşist bir müşteri için
Sexshop’un vitrininde
Satılık
Ansızın bastırıyor yağmur
Işte buna çok seviniyorum
Belki de
Bakkaldan dönen çocuğun
Balkondaki çamaşırları
Toplama telaşındaki annesine
Paranın üstünü unutturur
Yanlış duydun seni değil
Organlarımı bağışladım
Ben ki öptüğüm ilk dudakta
Traş olmuş baba yanağının
Tadını bıraktım
Ne yapıp ne edip
Buldum sonunda
İçinde kurbağaların yüzdüğü
O küçük gölü
Ama kimsecikler yok ortalıkta
Ne yakup ne edip
Sunay Akın
(62 Tavşanı - Çınar Yay.)
Hükmediş
Güvenli korunağıma vuran dalga
Denizin dibinde kuytu mağara
Tenimle oynaşan güneş
Boynuma tinini dolayan yılan
Vur kuytularıma dalga
Vur kuytularıma
Yıka ama arındırma!
Aliye Ummanel
(düş geceye düşünce - Ars operandi Yay.)
Köstebek, Gölge
Kışkırtınca sıkıntı
Yüreğinde taşıdığı
Ağırlığı ayrılığın,
dışına taşar esmer
(g)izlerin
ezberindeki.
Keser
Sırtına lüle lüle dökülen
Şelaleleri.
Tıkar çıktığı delikleri,
karanlıktan çaldığı
balçığıyla tekinin.
Kararlıdır,
Kaçırdıkları için kazacaktır...
Jenan Selçuk
(Haz – Bilinçaltı Yay.)
Başucu Kitaplarından
Şarkı
Kalbim yine üzgün seni andım da derinden
Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden
Üzgün ve kırılmış gibi en ince yerinden
Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden
Senden boşalan bağrıma gözyaşları dolmuş
Gördüm ki yazın bastığımız otlar solmuş
Son demde bu mevsim gibi benzim de kül olmuş
Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden!
Yahya Kemal (Eski şiirin Rüzgarıyle, Yahya Kemal Küllüyatı)
Yahya Kemal Enstitüsü
Zamana Asılı Satırlar
...Oysa küresel iktidar adlı gerçeklik demek, bu iktidarın sonu demektir. Öngörü ve olayları denetleyen bir güvenlik gücü üstüne oturan ve karşısına çıkan hayaletleri saf dışı etmekten başka bir şey düşünmeyen bir iktidar da bir hayalete dönüşmüş olup, kendisine her an zarar verilebilecek hassas bir varlık gibi görülebilir. Bu iktidar sınırsız bir sanal güce sahiptir. Bir başka deyişle dünya çapında enformatik programları üretme ve işleme koyma, borsalar oluşturma, haber ve hizmet, vs programlayabilmektedir. Oysa bu güç onun oyunun bir parçası olmasını engellemekte, kendi iç çelişkileri ve boşlukları nedeniyle de ancak kendi kendinin rakibi olabilmektedir. Gücünün doruğundaki bu iktidar herkese rezil olmaktadır. “İktidar Cehennemi” denilen şey sözcüğün gerçek anlamında bu türden bir şeydir.
Jean BAUDRİLLARD
|