|
'Uzvunu kaybetmiş, işlevini yitirmiş, başı öne eğilmiş bir ada ne kadar ada ise, biz de o kadar adalıyız işte'
Dağların dağlanması, gidilecek yer olmadığının en büyük kanıtıdır. Yüzyıllardır isyan eden, hak arayan, kaçan, kurtulmak isteyen herkes dağları mesken tutmuştur. Bu böyle bilinir. En son duraktır. Rüzgarları, bulutları, yağmurları sever. Başı dumanlıdır, asidir, ele avuca sığmaz. Çünkü o ne de olmasa 'DAĞ'dır. Fırtınalar kuşanan dağ lalelerini yetiştirir. Durulmaz, zincire vurulmaz, sahipsiz ve aidiyetesiz bir kimlikle hep oradadır. Şiirlerin, ermişlerin, şairlerin, eşkiyaların, delilerindir. Orası asilerin, başkaldıranlarındır. Yüksekten uçan kuşları, kaçakları, adaleti, tüm tezatları ve ulaşılmazlığıyla durur ve bekler bizi. 'Dağ gibi, taş gibi' duranların yeridir.
Kıbrıs'ın dağları ise, dağ denince aklımıza gelen tüm anlamların aksine içten çökertilen, varlığı tüketilen, gün be gün yokedilen bir durumdadır. Bildiğimiz herşeyin yalan olduğunu, dağların dokunulmazlığının olmadığını her gün kafamıza vura vura bize birileri anlatmaya çalışmaktadır. Dağların, insanların kurbanı olduğu ülkemizde, katilliğin sadece insan öldürmekle olunacağını sanan zavallılar büyümektedir. Dağların çökertilmesine, bitmesine, tükenmesine seyirci kalan kocaman bir seyirci topluluğu var önümüzde. Karpaz'da, İpsaro'da Yeniboğaziçi'nde yaşananlar Beşparmaklar'la kan kardeş bir konu durumundadır. Çevreyi, adayı Kıbrıs'ı ve Kıbrıslılığı tüketen, alet olan, ses çıkarmayan zavallılar, yaratıcı ve tanrısal bir güç ile çevreyi, kültürü, çocuğu, insanı ve dağları ihalelerin getirisine kurban etmişlerdir. Tüm kitaplarda, şiirlerde geçen o soruyu beynimde döner, durur:
-Dağlar kimindir?
"Ferman padişahın ise, dağlar bizimdir" diyerek padişaha, emire, demire, zulüme, fermana karşı çıkan, meydan okuyan Dadaloğlu'ndan bu yana sesimiz, soluğumuz kesilmiş, dağlarımıza sahip çıkamaz bir pısırıklıkla her olaya ağzı açık ayran budalası gibi evet demişiz. Şu kesin ve nettir ki artık bizim diyebileceğimiz hiçbir şeyimiz kalmamıştır. Hatta bu cümlelerde geçen 'bizim' sözcüğü artık lugatımızda fazla ve gereksiz bir söylemdir. Çünkü "biz" aslında kimse değiliz. Çünkü 'biz' buralarda kimliğimizle çoktan göçük altında kalmışız. Kıbrıslı kimliği gibi ellenmiş, kirlenmiş, kirletilmiş tecavüz edilmiş dağlarımız, sahillerimizin de son nefesini vermesini beklemekteyiz. Ülkeye gençler için, gelecek için bet ofislerinin gölgesinde utançla yaşamaktayız. Köylerimize çocuklarımızı zehirleyen kumar tuzaklarının ortasında karpuz hellim yemekle ferahlamaya çalışıyoruz.
Beşparmaklarımız, adamız kadar sevdalı, adamız kadar vefalımız, her gün içinden çökertilen acısıyla can çekişmektedir. Böğründen deşilen, döşünden yaralanmış dağlarımız şantiyeye dönen adamız için şirketlere altın tepsi ile sunulmaktadır. Tozumuzun bile kalmadığı bu adanın en büyük gerçeğidir Beşparmaklar. Uzvunu kaybetmiş, işlevini yitirmiş, başı öne eğilmiş bir ada ne kadar ada ise, biz de o kadar adalıyız işte. Dağları, tepeleri, el değmemiş güzellikleri peşkeş çekilen, yem edilen yarım ülkede, yarım yaşamla kapuşari düzeninde yaşayan bizler Beşparmaklar'ın eteklerine ufalanan taşlar gibi un-ufak olup ezildik. Gidilecek yerimiz, yürünecek yolumuz kalmamıştır. Ve kimsenin de aslında buna 'dur' demeye ne gücü, ne yüreği ne de niyeti vardır. Şimdi dağları aşıp sığlıkta boğulmak zamanıdır. Özgürlüğün o davetkar sesinin değil, sularında denizin sırt döndüğü, afroditin küstürüldüğü, defnenin, mersinin göç ettirildiği, ada çayının boyun büktüğü, kireç kokan, kumar oynanan, bet yatırılan, yüksek gerilim hatlarının altına salıncak kurulan bir Kıbrıs'tır şimdi önümüzde duran...
"Güzel günlere hangi dağın ardındadır
varabilmek mümkün mü ki o dağlara"
diyen şarkıların değil, bu şarkılara inanan ama dağına, sokağına, insanına, soyuna, sopuna kezzap suyu dökülenlerin düşlerinin bir dağ gibi yıkıldığı bir kaderi sürmekteyiz.
Dağlar sizce ne çağırıyor şimdi. "İmdat" mı? "S.O.S" mi?...
"ORADA KİMSE VAR MI?"
BENLİK İNSANIN BULDUĞU DEĞİL, YARATTIĞI BİR ŞEYDİR. (Thomas Szasz)
TAN OLMAK
Tan olmak
kutsamak için tanı;
kuş olmak
hayran olmak için kuşa;
çimen olmak
yaraşmak için çimen yaşamına:
yitmekti sevmek
sevilende.
Yele oldum
(günaydın, kısrak!)
Taşyaprağı oldum,
(iyi akşamlar, gelincik!)
ve şu yassı çakıl
öteki çakılların arasında
dalgaların çarptığı.
Değişim,
artık değişmek istemiyorum:
seviyorum.
Aşk,
artık sevmek istemiyorum:
değişiyorum.
Alain Bosquet
Bilmelisin
Kim vurduya gitti barışsız ömrümüz
Bilmelisin neler çalındığını yaşamımızdan
Basılıp geçilen, dönülüp bakılmayan bir halk
Acılar metni altına bir dipnot olarak geçti
Bilmelisin neler çalındığını ömrümüzden
Ot bürüdü yanlış çarpık aştığımız yolları
Dönsek yoktur izimiz, herşeyi örttü zaman
Bir uçurumun ortasında açan çiğdem çiçeği gibi
Yaşama tutunmaya çalışıyor şarkımız
Aşağıdan erişilmezdir, yukarıdan ulaşılmaz
Sormalısın: Biz mi daha çok severek avuçlardık
Ölümler döşenen bu yaralı toprağı
Yaşamın alnına silah dayayanlar mı yoksa
Sormalısın bıraktığımız evlerin yıkıntısına
Ot büyüyen avlulara, Soli'deki mermer sütuna
Sormalısın yüreğini, kilise duvarındaki ikona
Cami avlusundaki ses vermeyen şadırvana
Sormalısın köklerinden koparılan bir halkın
Hiçbir ilaç kar etmeyen kanser yarasına
Sahipsizlikten tozlanıp giden sardunyaya
Sormalısın neler çalındığını yaşamımızdan
Fikret Demirağ (Seçme şiirler - Pygmalion Yay.)
Teller
Dikenli tellerle döşedin yüreğini
Yurdum gibi bölünmüş bir coğrafyasın
Geçemiyorum öteye
Ellerimde yaralar
Vücudumda kanamalar
Durduramıyorum
Yurdum gibi
Dikenli tellerle döşedin gözlerini
Ne zaman baksam
Acı duyuyorum
Ağır yaralıyım sınırlarını zorlamaktan
Dikkenli teller var aramızda
Kaldıramıyorum
Bedia Balses
Zamana Asılı Satırlar
Yine 'gibi'li dönüşleri, 'gibi'li sarılışları ayırdım masamın üzerindeki takvim yapraklarına... Yeni bir ayın sayfalarını öyle çabuk çevirdim ki yokluğunda, haftalarca; sırf yanmasın diye gözleri bebeklerin odalarında, sırf saçlarına sinmiş is kokulu çocuklar olmasın diye Bosna'da, Lübnanda, dünyada, istedim ki bu cinnet Temmuz gömülsün ve dirilmesin bir daha...
Başucu Kitaplarından
Bir yarın düşleriz hep
bir türlü bugüne kavuşamayan.
Bir zafer düşleriz hep
aslında gerçekleşmesini istemediğimiz.
Yeni bir gün düşleriz
yeni bir gün başlamışken bile.
Kavgalardan kaçarız
uğruna dövüşmemiz gerekse de..
Ölü Ozanlar Derneği ( N. H. Kleinbaus -Nokta Yayınları)
|