|
Beste SAKALLI

İnsanoğlu konuşmayı öğreniyor kısa sürede. O kadar yoğun çaba sarf ediliyor ki konuşturmak için, sonra susturamıyorlar bile bizi. Şimdiki kalabalık da ondan değil mi? Oturmak, kalkmak da öğreniliyor bir şekilde. E ağlamayı öğrenmemek olur mu? Mahalle arkadaşlarıyla kavga sonrası, istediğin bir oyuncağın alınmaması, öğretmenin sorduğu soruyu doğru yanıtlayamamak, bir işten haksız yere kovulmak, bir dostunu yitirmek, düzeltilmeyecek bir hataya öncülük etmek...Tüm gazetenin sayfaları kaplanabilir daha birçok ağlama bahanesiyle. Ama benim derdim o değil. Benim derdim 'gülmek.'Bu, tam da ısıttığımızda kalktığımız hayattan gülme bahaneleri koparmak.
***
İnsan iyi yazılar yazabilir, harika çizimler yapabilir, tahtaya çok güzel şekiller verebilir, herkes tarafından beğenilen bir araba tasarlayabilir, notaları kıskandıran bir sesle kendine hayran bırakacak şarkılar söyleyebilir ve tüm bunların topluma katkıları da olabilir, ama bence iyi gülmeyi başarabilen bir insan hepsinin ve hepimizin önüne geçer. 'İyi gülmek' ten kastım içtenlikte, yani vitrinden değil tam da içinden, yüreğinin dudağı ağzının dudağına eşdeğer açılan bir gülüş benim kastettiğim. Geride bırakarak anılarda kalmayı hak eden ne varsa, bırakmak ve yol almak.
***
Çok ünlü bir futbolcunun bir röportajını okumuştum. Ve hayatı en çok o zaman futbola benzetmiştim. Maçın başında harika bir gol şansı yakalıyorsunuz mesela, herkes ve her şey bu gol için hazır. Ama yapamıyorsunuz, takımınıza yüklü bir moral ve destek getirecek o golü atamıyorsunuz. Siz olsaydınız ne yapardınız? Bütün maçı kendinizi suçlayarak, yeşil sahanın kenarına çömelip gözyaşlarınızı taşlara vurarak geçirir ve kalan 85 dakikayı da harcar mıydınız? Umarım öyle değildir. Çünkü iyi bir futbolcu olmak o olayı anında unutmak ve size fırsatlar getirebilecek 85 dakikayı doğru kullanmakla başlıyormuş. Bunu hayatla bağdaştırırsak bizim de elimizde işlenmeyi ve değerlendirilmeyi bekleyen uzun bir ömür kalıyor, hayal kırklıklarına ve fırsat kalelerine atamadığımız gollerin ardından çok uzun dalmayarak tabi. Yani geriye bakıp üzülmek yerine ilerisini düşünüp gülümsemek kalıyor.
Yapabileceklerimizi düşünerek, umutlarımızı, bıraktığımız yerden yeniden başlamayı düşleyerek.. Yalnızca bir fotoğraf makinesinin gözüne değil hayatın gözüne gülümsemek. Çekiyoruz diye değil yaşıyoruz diye gülümsemek.
*********
BENİ KARPAZ'DA UNUT RÜZGAR

beni Karpaz'da unut rüzgar
'sever'e demirlemiş bir papatyanın dudağında
uçsuz bucaksız dalgaların koridorlarında, bir nar gibi darmadağın
masallarıma kadar kumlanmış
adını bilmediğim bir kuşun kanatlarını kuşanmış
gün batımıyla kaçmış bir gündüz gibi unut
saçlarıma düğümlü bir ağustos demirledi buradayken
sanki okuduğum şiirlerin gözleri en çok bu sahillere çekti
kendim kendimin tam da ruhuna değdi
beni almaya gelme rüzgar
beni Karpaz'da unut
vur açık unuttuğum kapılarımı ve kitaplarımı
durdur masamdaki akreple yelkovanı
kalın bir nokta koy tüm yarım yazılarıma
ve at kalemlerimi kağıtların en ucuna
denizler yazı tutar mı hiç
söyle o kente de silsin beni defterden
balıkçılar sorsun adımı yalnız
yalnız martılar girsin ıslığımın koluna
deniz feneri yer açsın denizin koynunda bana
gitmeyeceğim
hatırlamak istemediklerim ve sevmediklerim
dün kadar gerimdesiniz şimdi
ve ben dağın ardındaki güzel günlerde
tuzun tenimi inandırdığı başka bir memleketteyim
tüm esintilerden sakladım kendimi
unutsun rüzgar da hatırlamasın
ne de hatırlatsın beni
essin ve gördüğü yerde Karpaz'a unutsun
Beste SAKALLI
**********
'Şiirin genç kalması, yeni yazılmasıyla alakalı bir konu değil şüphesiz. Yeni yazıldığı halde yaşlanmış şiirlere çokça rastladığımız gibi; yüzyıllar öncesinde yazılmış şiirlerin bugün hâlâ net bir şekilde gençliğini sürdürdüğünü de görüyoruz.O halde bir şiiri değerlendirirken, eski-yeni, yaşlı-genç değil; daha çok şiir bilgisine sahip olup olmaması noktasında değerlendirmek durumundayız.' Rafhet Candan, Güçlü Şiir Zayıf Şiirin Gölgesinde, Alaz Edebiyat Dergisi, Sayı:2.
******
Albüm Yaprağı
DEVECİLER HANI

Bugünkü fotoğrafta Lefkoşa'da develerin konakladığı Deveciler Hanı'nın tuval üzerine yapılmış yağlı boya tablosu görülmektedir. Tablo, Olga Rauf tarafından 20 Ekim 1929 tarihinde yapılmış olup özel bir koleksiyonda bulunmaktadır (Olga Rauf: D.T. 21 Ocak 1893, Moskova- Ö.T.1987) Tabloda, Lefkoşa'da develerin konakladığı Han ve kuzeyinde de Selimiye Camii'nin çifte minareleri görülmektedir. Eski Deveciler Hanı, günümüzde adını korumakta fakat motorlu araçların park yeri olarak kullanılmaktadır.(Fotoğraf ve bilgiler Altay Sayıl)
Posta Kutusu
SEN
Sahi sen nereye gidiyorsun?
Ne arıyorsun?
Bilinmezlikleri keşfetmekse bu arayış
Her şey oradadır
Güzel yanıdır sevgiyle mutluluğun tanışması
Çok hoş gelir, keyif alır insan
Ya tanışınca hüzünle, özlemle
Gözyaşı olur arkadaşın
Yalnızlığını da paylaşırlar bir de gecelerini
Bitmeyecek gibidirler onlar
Sen bilmezsin güzelim, çok inatçıdırlar
Üzülme bir gün giderler
Yakarak hem de yakarak...
Mehmet CEYLANLI
|