|

Beste SAKALLI
Kırmalı, kalın kadife perdelerin açtığı o gıcırdayan sahnede, alkış bekleyerek birilerinden, rol peşindeyiz işte, inkâr etmesin kimse. Maskelerimiz ve ağır makyajın arkasında gizlenen yüzlerimizle en iyi 'gibi'yi kim yapacak derdindeyiz. İçimizdeki depremlerin artçı sarsıntıları devam ederken daha, en iyi 'mutlu'yu kim oynayacak, 'sevinç'i en iyi kim canlandıracak alemindeyiz.
Her şeyi tükettik, 'gibi'sindeyiz. Biri içerimizi göremesin diye kendi kuyumuzun dibinde, ama soranlara ıtır kokulu bir liman kentindeyiz. Rol yapıyoruz işte, inkar etmesin kimse. Kavgaların ve insanca savaşların içinde, küme düşmek aklımıza hiç gelmemiş gibi davranma hallerindeyiz. Yenilmenin ve düşmenin ağır kokusu burnumuzun direklerini hiç kırmamış, hiç burkulmamış gibi hayallerimiz ayak bileğinden, ve kaşı yarılmamış gibi umutlarımızın salıncağın paslı demirinden, oynuyoruz kendimize ve herkese.
Hep 'gibi'lerdeyiz. İçerimizde 'gözler giremez' tabelaları. Girilmez ve görülmez bölgelerle doluyuz başkalarına. Saklıyız dostlarımıza bile aysız bir gece kadar, karanlığız. Kapalıyız sıkı sıkıya zayıf yanlarımızdan. Eksiklerimizin ve artıklarımızın olduğu taraflardan denizci düğümlüyle bağlıyız, açılmayız. Dolsak da bulut kadar, yağmayız. Sonbahar alıştırdı bizi, kendi düşen yaprak gibiyiz, ağlamayız.
Ayıpmış gibi hüzün, hep güler gibidir güneyi bu maskeli yüzlerin. Hep memnun olacak birileri, bilmeden içimizden geçenleri. 'Gibi' yapıyoruz hep, yaptığımız işten mutlu gibi, girdiğimiz kalbe sıfır kilometre heyecanlarla gelmiş gibi, takvimden yaprağını aldığımız her yeni gün, dünü ömrümüzden gerçekten sökmüş gibi.

'Gibi' yapıyoruz hep. Lefkoşa'nın birleşik ışıklarının altında barışı çağırmaktan yorulmamış gibi, iki direkle Karpaz'a aydınlık gidecekmiş gibi, nefes nefese kalmamışız gibi yaşadığımız ülkede bir şeylerin düzeleceğini beklemekten.
Ah! 'Gibi' yaşıyoruz hep, kendi bedeninde bitmez bir sürgünde, gençliğimize yedi kat yabancı bir üslupla hem de. Sonra da sendeliyoruz. Her gün doğumunda, kendimizi yaşıyor gibi yapmaya uyandırıyoruz. En insan yanımız kanıyor ve biz hiç bir şey yapmıyoruz. Göz göre göre akıp giderken hayatımız, ardından yalnızca bir başkası gibi, bakakalıyoruz. 'Gibi' yapmaktan yaşlanıyoruz en çok, ne acı!
******

MUTLU SON
Yaşamak, nerdesin, çık ortaya
ne olur şeytan getirsin seni satamadan buraya
Mutluluk kim
Nerden yapılırdı çocuk sevinçleri unuttum
Sana bakıyorum
Farklı değiliz
İkimiz de birbirimizden torpil umuyoruz
Sonunda rüyalara dalacağımız ninnili bir masal gibi
Birbirimizin sesinden, yaşamayı dinlemek istiyoruz
Oturup kalmışız koltuklara
Bir hatırı sığdırmışız bir 'alo'ya
Tuş sesi, tık sesi, bip sesi derken
Unutmuşuz yüzlerimizi erken erken
Birbirimizi böyle uzaktan severken
Koltuğumuzun altına alıp teknolojiyi
Dört duvara kilitleyip yaşamı
Sanal alemlere dalıvermişiz
Gel diyorum sana da bana da ona da,
O yüzden gel diyorum artık,
Çıkaralım kafalarımızı soktuğumuz bu kumlardan
Bu hapseden kafeslerden kaçalım şafakta,
Kapatalım bilgisayarları
Kaybedelim telefonları
Ve çıkalım en dışarı
Hayat kalkarken karşı duraktan
Yakalarız belki ucundan
Mutluluk gelir
Sonra çocuk sevinçler peşi sıra
Ve bizler,
Gıcır gıcır bir ömrü yaşayacak olmanın
Tarifi imkansız heyecanıyla
Ediz Hun'un Hülya Koçyiğit'e koştuğuyla aynı hızda
Koşarız hayata
Ve sarıldığımızda biter bu film,
Hak ettiği gibi
Mutlu bir sonla!
Beste SAKALLI
**********

*********
Posta Kutusu
Gitme Vakti
Gitme vakti geldi galiba bu canlı şehirden
gülümseyen insanlardan, kuşların ötmesinden,
çiçeklerin sevda kokusundan,
ve en önemlisi de senden gitme vaktim geldi
Henüz gitmek istemiyorum bu cennet gibi şehirden
hayat dolu caddelerde yürümeye doyamadan daha
sessiz sedasız bir şehre dönmek istemiyorum ama
artik buralardan gitme vaktim geldi
Kalamaz mıyım bir kaç gün daha, bir gün de olsa?
o kadar kalmak isterim ki içimde feryatlar duyulur
fakat ne kadar istesem de,ne kadar çığlık atsam da
gitme vaktim geldi, son günüm artik bu şehirde
son günüm seninle, her şeyim hazır
ayaklarım doğru giderken, arkamda geriye çeker
gidiyorum buralardan istemeyerek, gidiyorum artik
dönüp de geriye baksam elimden bir şey gelmez
ne olur affet beni gitme vaktim geldi...
Ceylan Hassan
*********
Unutuş
Güneşin parlaklığının nasıl bir şey olduğunu
Ve nasıl serin estiğini esen yelin
Unutur çiçekçi dükkanına kapanmış
Camların altında duran çiçekler
Özdemir İnce
**********
|