|
göçmeden gelseydi barış!
göçmeden umuttan ve inançtan!
bu hırıltıların tacizinde
sağ eli sol eliyle kavgalı
gölgesiyle davalı bizlerden sıyrılıp
açsaydı elverişli bir araziye
yanağını dayamış bir nergis gibi
inkar ederken bildiği tüm adresleri
yattığı tüm coğrafyaların yaygaralarına rağmen
bir tokat gibi vursaydı iyileşemeyen tarih yaralarımızın
ve yanılgılarımızın suratlarına
ilk günkü kiniyle nasıl dayanırsa kapıya bir ihanet acısı
bir günah eliyle koymuş gibi nasıl bulursa bizi
zincirini henüz koparmış bir mahkumun heyecanıyla
tüm aheste şarkılardan firar ederek
ahlaksız bir aşk
kabuksuz yara
kendini baharlardan ayıklayan tufanlar gibi
gelseydi barış
hani gecenin bir yarısı uyanır yağmurun damları dövmesiyle insan
hani soğuk bir gün ışığına bile kurban verir badem, çiçeğini, düşünmeden
hani lafa girer bir sevinç hiç hesapta yokken
tekerrür eder kavurucu bir hüzün hazana kanıp
ve durup dururken gücenir rahmine bu şehir
öyle gürültülü, öyle sarsıcı, öyle ansızın
gelseydi barış
kendine rumuz beğenip bir şiir gibi gelseydi
bir şiir ki; bütün vahşeti aşağılayan
kilitleyen savaşın rehavetlerini dipsiz bir kuyuya
inkar edilemez ve iyileşme ihtimalsiz bir şiir gibi
çıplak, çiğ ve törpülenmemiş gelseydi
tam da annem beni ağlarken
iflasa sürüklenmeden hayal kırıntılarımız
çarmıha gerilmiş İsa kadar acımışken beklemekten kalplerimiz
öylesine yalnız, öylesine bitkin, öylesine mecalsizken
öylesine hevessiz, öylesine ülkesiz, öylesine dilsizken
kapısız bir ev gibi içi dışı birbirine karışmışken
ergenleşmiş ihtimallerin hepsinden sırasıyla nasibimizi almışken
dikenine yabancı bir gül
gülüne yabancı bir bülbüle dönmüşken
ortaya atılmış bir azar gibi her birimiz
havada asılı kalmışken tam da
gelseydi
gelseydi
bu endişelerin girdabına yakalanmadan
bu kavgaların hortumları bizi bir oraya bir buraya savurmadan
aynalar bizi bu perişan suratlarda bulmadan
bulmadan tarih bizi daha fazla
daha çok korkmadan
annem beni daha çok ağlamadan
gelseydi barış
göçmeden!
BESTE SAKALLI
************************************
TÜRBAN, SANAT VE BÖLÜNMEK
2007'de miydi yoksa 2006 mıydı? Uzay turizmi tartışılıyordu
Yıl 2008, Amerikalı ve Singapurlu bilim adamları kansere umut olabilecek ilacı tartışıyor
Dünya krizi nasıl atlatsın diye çözüm yarışında
İngilizler nezle virüsünün gelişimini incelemek için fareye nezle bulaştırıyorlar
Avustralya 'online mahkeme' sistemine geçiyor
Türkiye de türbanı tartışıyor, hem de ciddi ciddi
Meydanlar hınca hınç milyonlarca insanla dolu
Dünya gündeminden bu kadar uzakta böylesi argümanlarla çalkalanıyorlar
Kendi dilinden, kendi dininden ve kendi coğrafyasından insanlar
Birbirine bölünüyor
Bağıra bağıra bölünüyor Türkiye
Türbanlılar türbansızlar olarak ayrılırken
Aslında sinsi bir yasanın bedelini ödediklerinin farkında değiller
Kendi kapı komşusuna düşman eden bir yasa, hem de yüksek oy farkıyla
meclisten vize alıyor
Şimdi şiirlerde geçecek artık bölünmemiş bir ülkeye hasret
Fazıl Say piyanosunun tuşlarına dokunmakla dokunmamak arasında gidip gelecek, kalmakla gitmek arasında
Eski zamanları çizecek ressamlar tablolarına
Fotoğraf karelerinde eski mutlu günler girecek
Sanatın dilinde eski günleri anmaktan tüy bitecek
Bölünmeye gerek...
Yıllarca barış şiirlerinin alası yazıldı bu küçücük adada
Kaldırdı ressamlar aradaki sınırları çizerken bu memleketi
İki toplumlu şarkılar söyledi nice isimler
Hala çalışıyoruz, hala uğraşıyoruz
Bir arpa boyu yol gidemiyoruz
Bölünmeye gerek çünkü kafalarda
Öyle anlı şanlı sınırlar da gerekmiyor bölünmeye
Keskin tellere de lüzum yok
Kapılar açıldığı halde kendi kalplerindeki ve beyinlerindeki duvarları yıkamayanlar yüzünden kapalıyız hala
Kapalı bir kadın kadar açığız işte
Ah, Bölünmeye gerek...!
BESTE SAKALLI
****************
Yaşama sanatı bir mutluluğa sıkı sıkı tutunmak değil, mutluluğun hayatımıza farklı farklı şekillerde girmesine izin vermektir.Mutluluk, bir çocuk gibi büyütülmelidir.Charles L.Morgan
**************
SEVGİNİN GÜCÜ
Bir büyü, bir sır, bir güzellik taşır bu sözcük...Sevgi...Rengarenk, kır çiçekleri kadar çeşitlisi var.Minik bir bebeğin yumuk yumuk ellerine dokunurken gözlerimizden taşan sevgi.Bizi yetiştiren ana-babalarımıza duyduğumuz sonsuz minnet duygusundaki çoğalış...İki aşığın bedenlerinden fışkıran enerji, doğadaki eşsiz güzelliklerin hayranlığı...Hepsi, hepsi sevginin sunuluşu, sevginin var oluşu.Aslında hepimiz sevgiyi bir şekilde tanımlayabiliriz.Önemli olan onu bilmek ya da tanımlamak değildir.Onu kullanabilmek, gücünden yararlanabilmek kıvraklığını gösterebilmektir.Başarılarımızda sevginin payı ne kadar çoktur düşünün.Sevilerek yapılan işler bizi mutlu eder, daha kolay başarılar getirir.Özenle korunan sevgiler de daha uzun ömürlü olur.Hastalıklar sevginin gücüyle alt edilir.Bize uzanan ellere, ışık saçan gözlere böyle zamanlarda daha çok ihtiyaç duyarız.Dostluklarımızda, neşeli ve mutlu yüzleri arayışımız da bundandır.Sözler, gerçek mutluluğun aynasıdır.Bu nedenle duygularımızı dile getirmenin sanat'ını kazanmaya çalışmalıyız.Ayşe Tural, İyi ki Varsınız'
|