Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
2'si ağır, 3'ü çocuk 7 yaralı
Hem aldatıldılar, hem hapse gittiler
Doğal pınarı kendi malı gibi kullanıyor
Evraklarını yeğenine verdi polise "kaybettim" dedi
Başkanlık konusunda uzlaşamadılar
Ertuğruloğlu: Herkes mesajı aldı,UBP tek başına iktidara yürüyor
Tatbikatlar iptal
Esnaf tükenme noktasında, acil önlem şart
Öztürk: Ülkede toplanan sütün yüzde 20'sinin fiyatı borsada belirleniyor
Kıbrıs sorununun çözümü, AB'ye katılıma da yardımcı olacaktır

YORUMLANANLAR
Avcı: Su sorunu, Anavatan Türkiye'nin desteğiyle çözümlenecek [2]
Güzelyurt kökenli Rumlar, sözde "işgale" karşı yürüyüş düzenledi [3]
Cumhuriyet Meclisi'nin izleyici konumuna sokulması kabul edilemez [1]
Konfederasyon ve iki ayrı bağımsız devlet istemiyoruz [1]
15 dakikada böyle oldu [1]
Devlet, yok oluşumuzu durdurmalı [1]
"Fanatizm-Ya bizdensin ya öteki" [1]
KTÖS: Bakanlıkla konuyu netleştirene dek yıllık planlar yapılmayacak [1]
Bu sezon Kıbrıs TV fırtınası esecek [1]
İktidara adayım [2]



SEVMEK HAKSIZLIKTIR KENDİNE

Beste SAKALLI

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   1 Haziran 2008, Pazar Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

*-*-*-*-*-*-*-*-*-* 

Beste SAKALLI

 

Sevmek. Adını duyunca ne güzel. İncecik geliyor söyleyince.Üst dudağınızla alt dudağınızın arasında, nefesinizi verdikçe tülden bir perde gibi uçuşup duran, ağzınıza alınca; adına yeni yeni alışan bir bebek gibi hevesle gözlerini diken o engin kelime; sevmek...Adı ne güzel.Söylerken vücudunuzdaki tüm organların ayni heyecan harmonisiyle haykırdığı, yüreğinize diz çöktüren...Ayaklarını savurup duran, yeleleri rüzgarın şarkısıyla salınan asi bir at gibi dizginlenemeyen, yabani bir çiçek kadar ürkek,aşka gözü dönmüş bir şiir gibi kanunsuz ve sırasız aklımıza düşen o kelime.Sana, bana hepimize aynı ıstırabı çektiren, aynı tarifsiz coşkuyla başımızı bulutlara sektiren sözcük...Baharda kışa, kışta bahara boğan.Teslim eden, esir eden,kör eden, sağır eden, bugün bizi bu hal eden.Sevmek...O büyük haksızlık.

 

Kısa süreli mutluluklarına kanıp, başkaları için gözü kapalı yandığımız ve sonrasında bir türlü küllenemediğimiz o büyük yangın. Kendi hayatımızdan taşınıp başkasının hayatına yerleştiğimiz, başkası için uğraştığımız, yaralandığımız, acıdığımız, azaldığımız ve bir daha çoğalamadığımız o büyük olay. Düşlerimize, kapı aralığından baktığımız, hayallerimizin kapısını gizlice dinlediğimiz, evin sokağa bakan penceresinin altına çömelip, çocukları seyrederken, gözlerimize ağlamaya iyice yedirdiğimiz o tarifsiz zaman. Elle tutulmaz kaygılarla dolduğumuz, şuursuz kuşkular yüzünden uykumuzu geceyle bölüştüğümüz, bazen bir miras gibi sanki devraldığımız, bazen bir sicim gibi şarkılara gözü dönmüş yağdığımız... Göründüğümüz ama olmadığımız. Yaşadığımız huzursuzlukların içimize indirdiği şamarla, kendimizi gözümüzün gördüğü her yere kilitleyip, sonra da anahtarını bu diyardan sürdüğümüz o unutulmaz hatıra. O mülteci hissi, o 'öteki' hissi. Sevmek işte günün sonunda. O büyük haksızlık kendine.

 

Bilmem ki yeterince söylemişler mi bize şiirler? 'Seviyorum seni ekmeği tuza banıp yer gibi, geceleyin ateşler içinde uyanıp ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi' derken Nazım, 'Hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların, bir dakika bile çıkmıyorsun aklımdan' diye çağırırken sevgiliye Attila İlhan, Simonov  'Bekle beni'yi yazarken, 'Ben seni sevdim mi? Sevdim en büyük' derken Ümit Yaşar, Ahmet Telli 'Ki unutulmuş bir karşı çıkış olmalı seninle her karşılaşmamız diye seslenirken, e.e. cumings 'Parmaklar gibi kapamış olsam bile kendimi, sen yaprak yaprak açarsın beni' derken, bu dizelerle aklımızı çelerken, sevmenin haksızlığından yeterince bahsetmişler mi?

 

Sevmek... Nasıl bir haksızlıktır kendine? Nasıl bir fazlalık böyle?Bir okyanus nasıl çoksa içinde çöl geçen bir cümle için bile, bir ağıt nasıl azsa 'hayat'ı hayatından çıkarmış birisi için, dağlar, kayalar, uçurumlar nasıl yüksekse hep bu kağıttan bakınca, nefesi tenimizde konuşan bir ülke bile nasıl uzaksa zaman zaman, nasıl ağırsa eprimiş bir resme bakmak uzun uzun, öyle bir haksızlıktır işte.Ya az gelir ya fazla.Bırakır seni öylece, arada.Kalabalık bir caddeden geçerken, bir barın içinden sızan bir vivaldi gibi seni kolundan çekip alır önce,ıhlamur ağaçları gibi gölgesiyle seni sarıp örterken doğrultur yeninden, sonra da bir panik gibi ortada bırakır.Sevmek...O, yüreğine kara sular indiren 'şey'idiyorum...Nasıl bir haksızlıktır böyle?Nasıl bir haksızlıktır kendine?... 

 

*-*-*-*-*-*-*-*-*-* 

 

ŞİİR

sözcükler hangi şiire yetmiş ki bugüne dek

ne yazdıysam içimde kalandı asıl şiir

okumadığınızdı

Beste SAKALLI

 

*-*-*-*-*-*-*-*-*-* 

 

Nazım; O Mavi Gözlü Şiir

 

3 haziran geliyor ya, Nazım Hikmet bir daha geliyor insanın aklına.Sade insanın değil,  dağın, tepenin, aşkın, hecenin, yaşamanın her zerresinin aklına, Nazım geliyor bir daha.Kavganın, rüzgarın,balığın, ağın, Nazım düşüyor aklına.Bu hafta şiirleriyle, dedikleriyle,ve Piraye'siyle ağırlanırken bu sayfada, gelecek haftalarda uzun hikayesiyle de yer alacak bu satırlarda.Şiirin devrimci şairi, bir kez daha söylüyor Yaşama Dair'i, 1947'lerde yazıldığı halde, daha dün bize üzülüp yazmış sanki...

 

 

Nâzım ile Piraye Mithat Paşa köşkü günlerinde

 

Şairin dünyası, en az, bir romancının dünyası kadar büyük olmalı. Bak, bugün bizim şiir piyasasında çok yetenekli delikanlılar var, fakat ekserisinin dünyası daracık, soluğu yok, tıknefes. Ve bu dar dünyalı oluşlarını, tıknefesliklerini örtbas için, sözde kendi iç âlemlerine kulak verdikleri iddiasındalar. Halbuki bir metodoloji bakımından ayrılsa bile, gerçekte iç âlem dış âlem diye bir şey yoktur, şairin iç âlemi gerçekte dış âlemin bir yansımasından başka bir şey değildir, bundan dolayı da dış dünyası dar olanın, iç dünyası da daracık olur. (Memet Fuat'a Mektuplar, s.70)Nazım Hikmet

 

*-*-*-*-*-*-*-*-*-* 

 

YAŞAMAYA DAİR

 

1

 

Yaşamak şakaya gelmez,

büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın

                           bir sincap gibi meselâ,

yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,

                           yani, bütün işin gücün yaşamak olacak.

 

Yaşamayı ciddiye alacaksın,

yani, o derecede, öylesine ki,

meselâ, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,

yahut, kocaman gözlüklerin,

                     beyaz gömleğinle bir laboratuarda

                                       insanlar için ölebileceksin,

                     hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,

                     hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,

                     hem de en güzel, en gerçek şeyin

                                            yaşamak olduğunu bildiğin halde.

 

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,

yetmişinde bile, meselâ, zeytin dikeceksin,

           hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,

           ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,

                                               yaşamak, yani ağır bastığından.

 

                                                             1947

 

*-*-*-*-*-*-*-*-*-* 

 

   1194 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
07 Eylül 2008, Pazar   YUMUŞAK YAZILAR
31 Ağustos 2008, Pazar   BİR EYLÜL KARŞILAMSI
24 Ağustos 2008, Pazar   BELKİ ATILIR DİYE AYRILIK İÇİNDEN...
17 Ağustos 2008, Pazar   AŞK, ALIŞMAK VE YAŞAMAK...
10 Ağustos 2008, Pazar   ÇOCUKLUK FOTOĞRAFLARI
03 Ağustos 2008, Pazar   KAPILAR
27 Temmuz 2008, Pazar   BENİ YAĞMURA BIRAK
20 Temmuz 2008, Pazar   ALMANYA, ŞİİR VE YOLCULUKLAR
13 Temmuz 2008, Pazar   GÖZLERİNE DAĞILIRDI BENİM ANNEM
06 Temmuz 2008, Pazar   II. Uluslararası Şiir Buluşması



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.3916 1.4014
1 STERLİN 2.3972 2.4150
1 EURO 1.8957 1.9090



YAZARLAR : .

Mustafa ÖZSOY

Özlediğimiz futbol...





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital