|
KKTC'de beğensek de beğenmesek de kamu sektörü ekonomide önemli bir rol oynamaktadır. Devlet bütçesi bir yıl içerisinde yaratılan toplam katma değerin en az yarısı kadardır. Bundan dolayıdır ki Devletin yapacağı harcamalar, çalışanlara vereceği maaş artışları ekonomiyi birebir etkilemektedir. Özel sektör de ne yazıktır ki kamunun ağzına bakmaktadır.
Kamunun bu kadar büyük olması doğal olarak ekonominin, siyaset ve siyasetçinin güdümünde olmasına neden oluyor. Hal böyle olunca da ekonomi, siyasi kaygılarla yönetilir ve alınacak kararlar, siyasi çıkarların ve/veya siyasi baskıyı tatmin etme yönünde olur. Ekonomi ile ilgili kararlar ekonomik akla göre veya piyasa koşullarına göre alınmaz.
Bu KKTC'de böyledir ve bunu beğensek de beğenmesek de kabul etmemiz gerekmektedir. Yıllardan beri kemikleşmiş bu yapıyı değiştirmek zordur. Bu, akşamdan sabaha düzelecek bir olay değildir. Bunu başarmanın belli bir siyasi ve ekonomik maliyeti vardır. Siyasi diyetler ödenmesi gerekir. Devlet vatandaşıyla kemer sıkması ve özveride bulunması gerekir.
Hoş bunu minimum maliyetlerle ödemenin yolu yok mudur? Tabi ki vardı! Özellikle ekonominin yüksek oranlı büyüme yaşadığı yıllarda kamunun mali yükümlülüklerini (kısa ve uzun vadeli) fazla artırmayarak, büyüyen ekonomi içerisinde kamunun payı küçültülebilir. Dünyada başarılı olan ülkeler bunu böyle yapmaktadır. Türkiye'de son 6 yılda yapılan budur. Ekonomi %5'in üzerinde büyümesine rağmen kamu bu oranda büyümemiş, Hükümet özellikle cari harcamalarında ek mali yükümlülükler yaratmaktan kaçınmış, ek geliri, özel kesimin gelişimine, piyasa ekonomisinin oluşması için harcamıştır. Borç stokunu hafifletme yoluna gitmiştir. Kamunun ekonomideki payını ve yarattığı baskıyı nispeten azaltmaya çalışmıştır.
Aslında Kıbrıslı Türklerin bu zoru başarmak için ellerine müthiş bir fırsat geçmişti. Özellikle 2002 yılından itibaren gerek iç, gerekse diş dinamiklerin yarattığı yüksek oranlı büyüme, bu kemikleşmiş sorunumuzu hafifletmek için inanılmaz bir fırsat idi. Ama biz bunu ıskaladık. Beklide yakın gelecekte bir daha karşılaşamayacağımız bir fırsatı kaçırdık.
Aslında bizler bunu hak etmedik. Zira yakın geçmişte (2000-2001) büyük bir ekonomik kriz yaşadık. Bunun ekonomik bedelini / diyetini fazlasıyla ödedik. Tedbirler alındı, Kıbrıs konusunda siyasi konjonktür lehimize döndü, ekonomi patlamaya başladı ve tam bu büyük sorunu aşmaya gidecekken Kamu kemerleri gevşemeyi tercih etti. Cari harcamaları artırdık, yaratılan geliri siyaset yaparak, geleceğe mali yük olarak yükledik. Ekonomik aklı değil, siyaset yaparak ekonomiyi yönetmeye çalıştık.
Sonunda da Başbakanımız "2007 yılı içerisinde önceki yıla göre personel ödemelerinde yüzde 36'lık bir yük kamu bütçesi üzerine ilave yük oldu. Bu yıl bir zorluk içinde bulunacağız. Bunun siyasi diyetini de ödemek zorundayız" demek zorunda kaldı.
Siyasi diyet ödenir ödenmez onu bilemem ama ekonomik diyeti ödeyeceğiz gibi görünüyor. İşin kötüsü, ekonomik diyet, siyasi diyetten daha ağırdır. Zira ekonomik diyette bedeli her kesim öder. Siyasi diyeti ise belli kesimler! Uzun lafın kısası, yaşadığımız kötü tecrübelerden ders çıkarmayı bir türlü başaramıyoruz. 2002-2007 dönemlerinde yaşadığımız yüksek oranlı büyümeden yararlanarak mali yükümlülüklerimizi hafifletsek, belki de bugün Devlet darboğaza giren ekonomiye genişletici makroekonomik politikalar uygulama durumunda olabilirdi.
Kamu çalışanları konusunda maaşlar % 3 veya %5 daha az veya daha fazla artırılsın tartışmasının yapılmasını anlamsız buluyorum. Sendikaların bu artışı neden istediklerini Hükümete gerekçeleri ile anlatmaları gerekir. Örneğin; "Ekonomi %5 büyüdü dolayısıyla biz de payımızı isteriz" yaklaşımı çok yanlıştır. Hele KKTC'de bunun tartışması hiç yapılmamalıdır. Zira bu ülkede kamu çalışanlarına sağlanan maaş ve diğer menfaatlerin özel sektöre göre çok daha iyi olduğu aşikârdır.
Burada yapılması gereken, ekonomiyi hangi sektörün büyüttüğüne bakmaktır. Katma değeri hangi sektör yaratmış ise refah artışı o sektör yönünde olmalıdır. Yani, performansa göre olmalıdır. Büyümeye katkı sağlamakta sorun yaşayan sektörlere de, ekonomideki katma değerleri nasıl artırılabilirse o yönde yatırımlar yapılması düşünülmelidir. Ancak bu sayede refah paylaşımı adil olur. Örgütlenmeye göre değil, performansa göre refah paylaşımı olmalıdır.
Bugünden sonra Hükümetin ve Sendikaların, özel sektör ile birlikte yapması gereken; performansa dayalı ekonomik akla uygun maaş sisteminin geliştirilmesi olmalıdır. Bu önemli konuyu da başka bir yazıda sizlerle paylaşacağım.
|