|
Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası'nın (KTOEÖS) 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı'na da denk getirilen grev ve yaşananlar, daha çok yazılacak, çizilecek ve konuşulacak.
Konuyu ilk irdeleyenlerdeniz. 19 Mayıs tarihinde "19 Mayıs'ı en coşkulu biçimde kutlamak, Kıbrıs Türk halkının en doğal hakkıdır" başlıklı yazımızın da sonuna kadar arkasındayız.
Bırakın 1930'ları, fakat kırklı yıllardan bu yana bir var oluş mücadelesi verilmiş ve sonuçta başarı elde edilebilmişse, bunda öğretmenin büyük payı vardır. Onların yetiştirdiği nesiller 1940'lı, 50'li, 60'lı, hatta 70'li yıllarda mücadelenin mihenk taşını oluşturmuş, omuzlarına ağır sorumluluklar yükleyerek, adada tutunabilmenin savaşımını vermişlerdir.
Rahmetli Yavuz Konnolu, Arif Nihat Asya, Raci Hoca, Hasan Faiz, Talat Yurdakul, Reşat Kazım, Oğuz
Kusetoğlu, İsmail Savalaş, Reşad S.Ebeoğlu, Turgut Sarıca, Nazım Refet, Kara Yusuf, Ahmet Tansel, (Gago) Kubilay Çaydamlı, Orhan S. Arı, Hasan Tahsin, Numan A. Levent, Leman Feridun ve onlar gibi daha nice öğretmenleri saygı ile anmak, hayatta olanlara da sağlıklı ömürler dilemek gerek.
Onların döneminde öğretmenlere duyulan sevgi ve saygı doruk noktadaydı. Çünkü Kıbrıs Türk halkının kaderinde söz sahibiydiler. Yetiştirdikleri nesiller, kendilerine ve halkımıza, Türk milletine nankörlük yapmadı, milli değerleri koruma ve kollamada kayıtsız kalmadı.
Yakın geçmişe kadar doruk noktada olan sevgi, saygı ve bağlılık günümüzde ne durumdadır?..
Dün bir arkadaş anlatıyordu. Samimiyetine dayanarak, kendisine dert yanan öğretmen, "arkadaş; insan içine çıkmaya utanıyorum. Öğrencilerin, ailelerinin ve halkın yüzüne bakamaz hale geldik, daha doğrusu getirildik. Ne oldu bize böyle?" demekten kendini alamamış.
Halbuki öğretmenler her ülkede baş tacıdır. Bizde de!.. Ancak saygınlığın her geçen gün yitirilmesinde grevle yatıp grevle kalkanların payı olduğu kadar, gelmiş geçmiş hükümetlerin de payları vardır. Oy veya başka amaçlar uğruna sendikal eylemler, siyasi eylemlere dönüşürken gerektiği yerde 'dur' diyebildiler mi, kıllarını kıpırdattılar mı?..
Şimdilerde sendika 19 Mayıs nedeniyle sadece hükümetle değil, halkla da daha fazla karşı karşıya gelmiş bulunuyor. Halbuki tören provaları dikkate alınarak veya gerekçe gösterilerek grev ertelenemez miydi?.. Kıyamet mi kopardı, yoksa kadı günah mı yazardı?..
Bazı hesapsız kitapsız çıkışlar nedeniyle öğretmenin, halkın ağzında sakız olması üzücü değil midir?.. Zırt pırt greve gidilmesini benimsemeyen öğretmenlerin hiç de küçümsenmeyecek sayıda olduğunu biliyoruz.
Bu süreçte milli değerler ayaklar altına alınıyorsa, 'halkı devletten, milli değerlerden soğutma politikası mı uygulanıyor?' diye sormak herhalde en doğal haktır!..
Son bir kaç yıldan bu yana eğitim ciddi yaralar almış bulunuyor. Ülkenin ve halkın geleceğini şekillendiren en önemli kesimlerden biri de eğitim ordusudur, öğretmen kesimidir. Ancak bu kesim kamuoyu nezdinde kan kaybediyor. Eğitim de aynı şekilde. Kanı durdurmak ve yaraları sarabilmek için sendikaların da tepkiye neden olan icraatlarını gözden geçirmeleri gerekmez mi?..
Grevler nedeniyle öğrenciye de, veliye de gına geldi. Psikolojik bunalıma sürüklenmiş bir nesil yetiştirerek, yarınları, geleceği tehlikeye atmak veya bu ortamı hazırlamak mıdır amaç?.. Buradaki okullara ve öğretmenlere güveni sarsarak, daha fazla öğrencinin Güney'deki okullara gitmesini teşvik etmek midir?..
Eğer amaç buysa, 'osmosis'i Rum tarafının gerçekleştirmesine hiç de gerek yok. Böyle giderse, bunu kendi elimizle gerçekleştirmiyor muyuz?..
Rauf Denktaş ve Mehmet Ali Talat'ın işaret ettikleri gibi, bizler 19 Mayıs'ları en zor dönemlerde bile kutladık. Talat, bu konuda herkesi sağduyuya davet ederken, 1963-74 arasındaki en zor toplumsal mücadele dönemlerinde dahi Kıbrıs Türkünün 19 Mayıs'ı kutladığını, bugün kutlamamasının asla mümkün olmadığını belirtti.
Hatta Rauf Denktaş'ın belirttiği gibi, bayrağın, toplantının, yürüyüşün yasak olduğu 1960 öncesi sömürge günlerinde bile 19 Mayıs ve diğer milli günler kutlanmaktaydı.
Bu gerçekler bilinmesine rağmen, 'öküz altında buzağı arama' yollu aldatıcı taktiklere bu noktadan sonra kimse rağbet etmez!..
Eğer bir otorite boşluğu yaratılmak isteniyorsa, onu da halledivermek ve sarsılan güveni yeniden sağlamak
da hükümetin görevidir!..
Halkı milli değerlerinden soğutmanın bilinçli veya bilinçsizce uygulanan bir politika olup olmadığı da bu noktadan sonra netliğe kavuşacaktır.
|