|
Türk milleti olarak Fransız'ı iyi tanırız. Oldum olası Türk'lerden hoşlanmaz, sevmezler!.. İstisnalar kaideyi bozmaz.
Ancak her şeye karşın, açık yüreklidirler. Bazı başka ülkeler gibi Türkiye'yi AB yolunda oyalama taktikleri gütmezler. Açık sözlüdürler ve parmak arkasına da saklanmazlar. Bunu da takdir etmek gerek!..
Hiçbir zaman Türkiye'yi Avrupa'nın bir parçası olarak kabul etmezler, AB çatısı altında Türkiye'nin yeri olmadığını savunurlar ve bunları da çekinmeden dile getirirler.
Türkiye'nin hasımları genelde onların dostudur. Kıbrıs konusunda da bu güne kadar Türk tarafından yana bir tavır ortaya koymuş değillerdir.
Türkiye, iç sorunlarla boğuşurken, Rum lider Hristofyas'ın elinin güçlü olması yönünde önemli adımlar atılıyor bu günlerde.
1 Temmuz'dan itibaren AB Dönem Başkanlığını devralacak olan Fransa'nın Cumhurbaşkanı Nikola Sarkozy'nin, Yunanistan'a gerçekleştirdiği ziyaret oldukça önem taşımaktadır. Herhalde Sarkozy, dönem başkanlığını alıncaya kadar AB üyesi tüm ülkeleri dolaşacak değildir. Ama Yunanistan'ın konumu bir başkadır Fransa için. Tarihi dostluk bağları vardır.
Eski Başbakanlardan Karamanlis bile sürgündeki yaşamını Paris'te geçirmeyi tercih etmişti. 'Politis' gazetesi, Sarkozy'nin Yunanistan ziyareti ile ilgili olarak "belki de ilk kez yabancı bir ülke başkanının tüm Yunan tezlerine (Kıbrıs, Makedonya) tam destek belirttiği" yorumunda bulundu. Sarkozy ayrıca, Kıbrıs sorununa ilişkin girişimlerin ilerlemesi için Fransa'nın BM Güvenlik Konseyi çerçevesinde de elinden geleni yapacağını kaydetti.
Anlayacağınız, 2008 sonuna kadar işimiz hiç de kolay değil!..
Ankara, kendi dertleriyle uğraşırken, gerek Türkiye'ye, gerekse KKTC'ye dış baskıların artacağından kuşku duyulmuyor. Özellikle Fransa'nın, AB Dönem Başkanlığını almasından sonra, baskıların hissedilir şekilde aratacağının işaretleri verilmeye başlandı bile.
Tüm bunlara karşı Kıbrıs Türk halkının hazırlıklı olması lazım!..
Fransa'nın BM Güvenlik Konseyi çerçevesinde elinden geleni yapacağına dair Cumhurbaşkanı Sarkozy'nin sözlerine gelince; madem o kadar iddialıdır, Güvenlik Konseyi'nin raflarında tozlanmış bir dosya vardır, ona bir göz geçirsin ve gereğini yerine getirsin.
Kıbrıs'ta çözümü öngören Annan Planı'na Kıbrıs Türk halkının 24 Nisan 2004 Referandumunda 'evet' demesinden sonra, zamanın Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonların kaldırılması için Güvenlik Konseyi'ne öneride bulunmuş, ancak Rusya'nın vetosu ile söz konusu öneri gerçekleşememiş ve rafa kaldırılmıştı.
Eğer Sarkozy'de o yürek varsa, o dosyayı gündeme getirsin ve kendisinin de söylediği gibi, BM Güvenlik Konseyi çerçevesinde gereğini yapsın. O zaman kendisini canı gönülden alkışlarız.
HRİSTOFYAS ÜZÜLMÜŞ!..
Öte yandan İngiltere Başbakanı Gordon Brown ile 'İngiltere-Güney Kıbrıs Karşılıklı Anlayış ve İşbirliği Memorandumu'na imza atan Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Larnaka'ya memnun dönerken, Türk tarafının memoranduma tepki göstermesinden üzülmüş!..
Vah vah!.. Hiç olmazsa kadim dostu İzzet İzcan'ın kendisine hediye ettiği mendil ile göz yaşlarını silemez miydi?..
Hristofyas, tepkileri yorumlarken "önümüzde daha kat edecek yolumuz olduğu, Kıbrıs sorununun çözüm zemininde anlaşamadığımız açıktır ve ortadadır" dedi.
Peki; müzakere sürecinde masanın etrafında dolanarak, karşı taraf üzerinde baskı unsuru yaratmayı amaçlayan taktikler kullanmak, acaba çözüm zeminindeki anlaşmazlığı olumlu mu etkiler, olumsuz mu?.. Bu tür tavırlar, Kıbrıs Türk tarafını müzakere masasından uzaklaştırmak ve suçlu sandalyesine oturtmak için yapılıyorsa, bir yararı olmadığı gerçeğini bilmelerinde yarar vardır.
Ama ne diyelim, Fransız, İngiliz cesaret vermeyecek de kim verecek?..
Kıbrıs sorunu askıda durur ve hala daha uzlaşma sağlanmazken, Rum tarafına haksız yere AB üyeliğini sağlayan ve Kıbrıs sorununun 'içine eden' de onlar değil midir?..
Tabii ki, dünyada İngiliz diplomasisinin üzerine yoktur. Kıbrıs'ta da kendi çıkarlarını ön planda tutarak, oyununu oynamaktadır.
Oynasın oynamaya da, bizim de ona göre yeni değerlendirmeler yapmamız gerek. Nihayet üzerine bastığımız toprakların efendisi ne İngiliz'dir, ne Fransız, ne de Rum!..
|