|
Kıbrıs Rum Yönetimi ile imzaladığı memorandumdan dolayı KKTC'den İngiltere'ye tepkiler alabildiğine devam ediyor. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü ve Başbakan Soyer'in yanı sıra, bazı siyasi partiler ve de sivil toplum örgütlerinin protestosu, hatta siyah çelenk bırakmaları, bir öfkenin işareti olduğu kadar, memorandumun yanlış ve kabul edilemez olduğu anlamındadır.
Bu arada ülkedeki beş üniversite rektörünün de ortak bir bildiri yayınlayarak, İngiltere'ye tepki göstermesi, daha bir önem arzetmektedir. Rektörlere göre İngiltere, Rum tarafıyla imzaladığı memorandumla, KKTC üniversitelerine izolasyon uygulanmasını kabul etmektedir.
Açıklamada, memorandumun eğitimle ilgili maddesinin "sözde Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından akredite edilmeyen KKTC üniversitelerinin, uluslararası işbirliği programlarına girişini önleyecek tedbirlerin alınabileceği, İngiltere'nin de söz konusu tedbirleri tanıyacağı anlamına geldiği" ifade edildi.
Ortak açıklamada şöyle denildi:
"İngiltere, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile imzaladığı mutabakat muhtırası (memorandum) ile KKTC üniversitelerine izolasyon uygulanmasını kabul etmiştir. Adadaki gerçekleri göz ardı eden ve garantör ülkelerden biri olan İngiltere'nin bu yaklaşımı, 1960 Antlaşmaları'nın hükümlerinin ihlal edilmesinin yanında, halihazırda devam eden müzakere sürecine de gölge düşürmektedir."
Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı bir çözüm bulabilme çabaları yeni bir aşamaya girerken, soruna müdahil iki taraftan biri ile memorandum imzalamak ve öteki tarafı dikkate almamak, taşınan niyetin ne olduğunu göstermesi bakımından son derece önemlidir. Taraflar arasında 'eşit mesafe' uygulama politikası kesinlikle söz konusu değildir. Hele garantör bir ülkenin, öteki garantör ülke Yunanistan gibi davranması, ne yapmak istediği, nasıl bir çözüm arzuladığının da göstergesidir.
Bir zamanlar Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Rum tarafı, elinden gelse teneffüs ettiğimiz havayı da kesecek" demişti. Memorandumun bundan farkı yoktur. İşte üniversite rektörlerinin ortak açıklaması!. Bunun başka türlü bir izahı olabilir mi?
İngiltere, üslerini sağlama alma çabaları çerçevesinde Hristofyas'a prim kazandırmak için bir takım adımlar atarken, bunun, Kıbrıslı Türklerin boğazını daha da sıkma, izolasyonu artırma boyutlarına ulaşması, insan haklarına aykırılığı apaçık ortaya çıkar.
Üniversiteler, dünyanın her yerinde dışa açılan pencerelerdir. Akademik özgürlüğe sahiptirler. Böyle olmasına rağmen, bu gerçekleri dikkate almadan, sadece Hristofyas'ın istekleri doğrultusunda karar verme ve üniversiteleri de zora sokmanın, iyi niyetle bağdaşır bir yanı yoktur. Bu olay, aynı zamanda her şeyi Güney'e kaydırma istem ve amacının yeni bir işaretidir.
Memorandum, genel olarak müzakere masasına oturacak olan iki taraftan birinin arkasına saplanan hançerden farksızdır. Bir başka deyişle Hristofyas'a ekmek kadayıfı ikram edilirken, Talat'a ve onun şahsında Kıbrıs Türk halkına okkalı bir şamar indirilmiş bulunuyor. Bunu hazmetmek mümkün müdür?..
Kıbrıs'ın geleceğini belirlemek amacıyla taraflar, yeni bir süreç başlatırken, bu süreci baltalamak ve daha henüz oturulmayan müzakere masasına dinamit koymak da neyin nesi oluyor?..
Acaba maksat Kıbrıs Türk tarafını tahrik edip de görüşme masasından uzaklaştırmak, sonra da suçlu sandalyesine oturtmak mıdır?..
Bu da akla gelebilir, o nedenle son derece dikkatli olmak gerek!
Her şeye karşın şu bir gerçektir ki, iki taraf arasındaki bir görüşme sürecine özellikle olumsuz etki yapabilecek tavır ve hareketlerden, politikalardan kaçınmak gerekir. Uluslararası alanda atılacak adımlar, alınacak kararlardan da kaçınmak lazım. Böylesi politikalar söz konusu müzakere sürecine doğrudan veya dolaylı olumsuz etkiler yapar ki, gün gele altından kalkabilmek imkânsız hale gelir.
Kim ne derse desin, İngiltere'nin Kıbrıs Rum Yönetimiyle imzaladığı memorandum, dengeleri altüst etmiş ve müzakere sürecine gölge düşürmüştür. Gerçi Londra hükümetinin Kıbrıs konusunda bu güne kadar sergilediği politika bilinmekteydi; ama önemli olan böyle bir aşamada aynı çirkin politikanın yeniden sahneye konulmasıdır.
Kıbrıs Türk tarafının bu çirkinliği hazmetmediği ve hazmetmeyeceği de aşikârdır. Nereye sürüklenmek ve götürülmek istendiğimizin de farkındayız.
İngiliz, bizi çeşitli alavere dalaverelerle, hatta zorla Rum'un kucağına oturtmak isteyebilir. Meraklıları varsa, varsın otursunlar. Hatta o gibiler dünden razı olabilir... Ancak Kıbrıs Türkü'nün ezici çoğunluğu böyle bir zillete boyun eğmez!
Sonuç olarak diyoruz ki, İngiliz yetkililerce ne gibi mazeretler uydurulursa uydurulsun, ağır aksak dahi olsa yürüyen bir sürece İngiltere'nin, 'Memorandum gölgesi' düşürdüğü kabul edilen bir gerçektir. Bunun günahı da Hristofyas'tan çok, İngiltere'nin boynuna!..
|