|
Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in işaret ettiği gibi, İngiltere, Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas ile 'Memorandum' imzalamakla pişmiş aşa su katmıştır.
Yani, yemeğin tadı tuzu kaçmış, yenmeyecek duruma gelmiştir. Kaşığı daldıranın yüz ifadesini hiç de tarif etmek niyetinde değiliz. İkinci kaşığı kesinlikle daldırmamakta ve mideyi temizlemek için çareler aramaktadır. Sonuçta, yemeği dökmekten başka da bir seçenek yok!.. Kediler mi yer, köpekler mi, o bizi ilgilendirmez!..
Hani, 'suyundan da koy' derler ya; bu öyle değil!.. Dozunu iyice kaçırınca, Hristofyas'ı bilemeyiz ama, Talat'ın midesi allak bullak oluvermiş!..
İngiltere, dünya politikasını yönlendiren bir devlettir. Memorandum konusunu bilinçsizce ortaya koyduğu kesinlikle düşünülemez. Hele de Kıbrıs'taki yeni sürece rağmen!.. Öyle bir su katmış, öyle bir oyun oynamıştır ki, bunu telafi edebilmek mümkün değildir!..
Düşünün bir kere, masa başında bulunan iki kişiden biri, New York'tan, Brüksel'den, Londra'dan devamlı surette destek bulmakta, eli güçlendirilmekte, ötekinin eli ise bu taktiklerle zayıflatılmaktadır. Ve ne acı ve yazık ki, Ankara da buna seyirci kalmaktadır. Tıpkı Girit konusunda olduğu gibi!..
Hristofyas, ikide bir Kıbrıs konusunda etken olan bazı dış merkezlere uçup gitmekte, görüşmeler yapmakta, açıklamalarda bulunmakta, sonra da hiçbir şey yokmuş gibi, adaya döndüğünde ahkam kesmektedir. Tanınmış devlet olmanın avantajlarını sonuna kadar kullanır ve de destek alırken, karşı tarafı manevi baskı altına almayı yeğlemektedir.
Böyle bir durumda 'nerde siyasi eşitlik?' diye sormak gerekmez mi?..
Bir yerde daha görüşmeler başlamadan, taraflardan biri, ötekine baskı unsuru yaratmakta, adeta tek kale oynamaktadır.
Tüm bunları dikkate alarak, sadece Talat'ın değil, fakat KKTC'nin içine düşürüldüğü veya sürüklendiği durumu değerlendirmek ve ona göre tavır koymak gerekir. Nereye gidiyoruz ve nereye sürükleniyoruz?..
Çünkü gidişat hiç de hoş ve iç açıcı değildir.
Bu konuda ne yapılması gerektiğini kararlaştırmak lazım. Ankara, kendi iç alemine dalmışken, Kıbrıs elden gitmiş veya gitmemiş pek de umurlarında değildir. Zaten dış güçlerin bir takım oyunlara ve taktiklere başvurmaları da bundan ötürüdür. İstemeyerek de olsa bunları dile getirirken, daha ileri gitmek istemiyoruz. Ancak Ankara'yı kafa kola aldıklarını da vurgulamadan edemiyoruz.
Bunca yıl bu topraklarda tutunabilme mücadelesi veren Kıbrıs Türk halkının, karşı karşıya bulunulan durum üzerine tarihi kararlar vermek zorunluluğundadır.
1 Temmuz'da Talat ile Hristofyas arasında yer alacak görüşme öncesi yapılacak değerlendirmelerde, Kıbrıs Türk halkının bilmesi gerekenler vardır. Demokrat Parti Genel Başkanı Serdar Denktaş, Rum yönetimi başkanı Dimitris Hristofyas'ın, Kıbrıs sorununda 'netleşme' talebine KKTC Meclisi'nde oybirliğiyle oluşturulmayacak bir yanıtın, sadece CTP ile ÖRP'yi bağlayacağını belirtmiştir.
Meclis'in ivedi olarak Kıbrıs konusunda kapalı oturum yapması gerektiği üzerinde duran Denktaş, parti olarak kaygılarını dile getirirken, "Türkiye'den yapılan 'Kıbrıs, AB yolunda en önemli engeldir' resmi açıklaması, bugüne kadar yapılmış en yanlış açıklama olarak ortada dururken, Hristofyas'ın 'netleştirme' talebi, olayın vehametini çok daha önemli bir noktaya taşımıştır" şeklindeki değerlendirmesi, sürüklenmekte olduğumuz tehlikeyi işaret etmektedir.
Biz, bu konuda daha da ileri gidilmesi ve Rum tarafında olduğu gibi, geç de olsa acilen 'Ulusal Konsey' tipi bir oluşuma gidilmesini zaruri görmekteyiz. Çünkü durum, hiç de güllük gülüstanlık değildir. Bir taraf, tek yumruk gibi masadadır, öteki taraf ise adeta kendi haline terkedilmiş, kendi başının çaresine bakmak zorunda bırakılmıştır.
Kıbrıs Türk halkı barış ve uzlaşma yanlısıdır, ancak bunun da koşulları, olmazsa olmazları vardır. Bunca yıllık haklı mücadelesini bir çırpıda sıfırlayacak değildir. Böyle bir şeyi Kıbrıs Türk halkından isteme hakkı kimseye verilmiş değildir. Ankara'daki 'yöneticiler' dahi olsa!..
Her şeyden önce onurlu bir uzlaşma istiyoruz. Başımız dik, alnımız açık bir şekilde, kendi egemen toprağımız üzerinde yaşamaktan başka bir arzu içinde değiliz. Adil ve kalıcı bir çözüm yolunda uğraş verilirken, elbette göz önünde bulundurulması gereken gerçekler vardır. Bu gerçekleri hiç kimse inkar edemez. Kalıcı bir barış ve uzlaşmanın yolu da ada gerçeklerini kabul etmekten geçer. Sadece bir tarafın doymak bilmez isteklerini kabul etmekten değil!..
|