Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Gökyüzünde Ay ile Venüs'ün muhteşem buluşması
Öz kızına tecavüz davasında, sanığın ifadesi inandırıcı bulunmadı
Çarşıda "bayram" yok
Mağusa'daki ırza tecavüz davasında yeni tanık
Dalga Pub kundakçılarından biri para,ikisi hapis cezası aldı
Talat ve Hristofyas'a "camdan mumluk"
Trafikte 894 sürücü rapor edildi

YORUMLANANLAR
Avcılar eyleme gidiyor [1]
Taksim Trio, Londra Caz Festivali'nde büyüledi [1]
Gökyüzünde Ay ile Venüs'ün muhteşem buluşması [1]
Çarşıda "bayram" yok [3]
Liste nihayet! [1]
2009 da kurak [1]
Yedikonuk İlkokulu'nda "Kitap Haftası" etkinliği [1]
Hiçbir şeyin değişmediğinin göstergesi [2]
Atılan çöpler hepimizi etkiliyor [1]
Eroğlu, parti meclisini de silme kazandı [2]
Hükümet yazı görmez [5]
Pakistan'dan yatırım girişimi [1]
Hatay [2]
12 yaşında, cinsel ilişkisi cep telefonuna kaydedilip tehdit edilen çocukları tedavi ediyorum [5]
Geri döndü [9]
Gönyeli emaneti geri aldı: 0-2 [1]
KAPARİ CİNSEL GÜCÜ ARTIRIYOR [5]
ZEYTİNYAĞLI ENGİNAR [2]
Çağın vebası AIDS [1]
BKP'den bir heyet Brüksel'e gidiyor [2]



Dehşet verici kirlilik!..

Akay Cemal

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   14 Ağustos 2008, Perşembe Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Ne Kafkasya'daki durum, ne Pekin Olimpiyatları, ne de Hüseyin Avkıran Alanlı'nın görkemli bir törenle ÖRP'ye geçmesi, kendimizi çevre konusunda tamamen koyvermemize nedendir. Emin Akkor'un dediği gibi, belediyelere kırmızı kart da gösterilebilir, Cumhurbaşkanı Talat'ın kızının ikinci düğünü Tunus'ta yapılabilir, hatta Mustafa Doğrusöz'ün 'kırmızı çizgili yılları' 34'ü geçebilir. Hristofyas, haksız yere barış madalyası isteyebilir.

Daha sayalım mı?.. Örneğin Eroğlu, "muhalefet yapabilsek, halkın UBP'ye yönelişi daha fazla olacak" diyebilir. Dökme çimento, arpa ve mısır yükü aynı anda boşaltılmaya başlanıp, rüzgar da aksi yönden esince Gazimağusa Limanı toz bulutu altında kalabilir.

Bunlar günlük olağan işler... Ardı ardına yapılan zamlar, hayatın çekilmez hale gelmesi, vatandaşın isyanı, 'yeter artık' demesi dahi çevre kirliliği yaratmamıza, çevreyi altüst etmemize neden ve mazeret olamaz!..

Bu ülkede nefes aldığımız vatan topraklarını kendi elimizle cehenneme çevirmeye, yaşanmaz hale getirmeye hakkımız olmasa gerek.

Her konuda olduğu gibi, çevre konusunda da bir umursamazlık, bir vurdumduymazlıktır gidiyor. Adeta birilerinin gelip de çevreyi güzelleştirmesi, yeşillendirmesini bekliyoruz. Halbuki yok öyle bir şey. Kimsesi senin yaşadığın toprakları yeşillendirmek, kuraklığa karşı tedbir almak, her yanı pırıl pırıl yapmak mecburiyetinde değildir.

Serhat İncirli, geçen günkü bir yazısında "Benim yaşadığım Londra'nın Enfield bölgesi Girne'den bilmem kaç kez daha büyüklüktedir. Orada niye çöpler göze batmıyor da, Girne'de göze batıyor? Niye her taraf pislik içinde?" sorularını sorarken, bir kıyaslama yapıyor ve olmaması gerektiğini vurguluyordu. Çevre bilincini halkımıza niye veremiyoruz acaba?..

Geçen gün tanınmış iş adamlarımızdan Şaban Emre ile konuşurken, KKTC'ye konuğu olarak gelen Alman iş adamlarının izlenimlerinin ne olduğunu sormuştum. Yanıtı gayet basitti: "Her şey güzel de, çevreyi beğenmediler. Çevre kirliliğinden şikayetçiler."

Yabancıların gözü ile KKTC aynen böyle. Ana yollar pislikten geçilmiyor. Her taraftan poşetler uçuşuyor. 'Refüjlere çöp atmayınız' levhaları var, ama dinleyen kim?.. Rengarenk olsa, 'poşetlerden lale tarlası'na dönüşecek. Sahiller ve hatta denizin içi kırık bira şişeleriyle dolu.

Bu kadar sorumsuzluk, bu kadar hainlik olabilir mi?..

Büyükler, çocuklara örnek olacaklarına, katıldıkları evlenme töreni sonrası eve giderken aldıkları pastanın kağıdını yolda arabanın penceresinden yola atıyorlar. Ana-baba olarak çocuklarına 'biz böyle yapıyoruz, siz de böyle yapın" dercesine!..

Bu kadarına da pes doğrusu!..

Geçen gün Ali Cansu'nun haberi de ilginçti: Yonca kavşağındaki ağaçlar susuzluktan kurudu. Devlet önce ekiyor, sonra kurutuyor... Orman fakiri ülkemizde Orman Dairesi her sezon ağaç dikerken, özellikle yaz aylarında aşırı sıcakların egemen olduğu ülkemizde ağaçlar susuzluktan bir bir kuruyor veya kurumaya terk ediliyor. Bunların en acı örneğinin yaşandığı Ercan yolu üzerindeki Yonca kavşağındaki ağaçların kuruması, turistleri de şoka sokuyor.

Bu ağaçları ayakta tutabilmek, kurumalarına fırsat vermemek bu kadar zordu. O ağaçları dikenlerin emeğine hiç mi saygı yoktu?.. Göz göre göre o ağaçları ölüme terk etmenin sorumluları kimlerdir? Kendilerine ne gibi cezalar verilmelidir?.. Ağaç ve yeşile, çevre karşı bu kadar da düşmanlık olabilir mi?..

Yazıklar olsun!..

Daha nice ağaçlar kurudu bu kuraklık ve susuzluk döneminde. Lefkoşa-Girne veya Lefkoşa-Mağusa ana yolun kenarında bu tür manzaraları görebilirsiniz. Tüylerinizin diken diken olmaması için çevreye bakmadan gidebilirseniz ne ala!.. Ama bir baktığınızda içiniz kararır, baktığınıza da, bakacağınıza da bin pişman olursunuz.

Halbuki o fidanların dikilmesi, büyümesi ve çevremize güzellik verebilmesi için ne emekler sarfedilmedi!.. Askerin de emeği, teri var, öğrencinin de, halkın da!..

Tüm bu olumsuzluk ve eleştirilere, kara tabloya rağmen, geçen gün bir nebzecik de olsa yüreğime su serpildi. Konu çevreden açılmışken Suat Hoca, balkondan kurumaya yüz tutan ağaçları göstererek şöyle dedi:

"Bu kuraklığa, bu susuzluğa can dayanmaz. Ama diktiğimiz fidanların gözümüzün önünde eriyip gitmesine de seyirci kalamayız, kalmamalıyız. Tüm ağaçların köklerini eşelettirip laganiler (çukurlar) açtırdık. Sonra da tankerlerle 'hayat suyu' vermeye başladık. Bu şekilde kurumalarını, ölmelerini kurtardık. Kendilerini yeniden yaşama kavuşturabildik. Başka da çaresi yoktu."

Bunları devlet yetkilileri, ilgili bakanlıklar yapamaz mı?.. Çeşitli olanaklar yaratılamaz mı?..

Evet; ülkeye gelen yabancılar, turistler, hatta yurt dışında kalan soydaşlarımızın ülkeye dönüşlerindeki gördükleri çirkin manzaraları ortadan kaldırabilmek için devlet olarak elden gelen ne varsa yapılmalıdır. Turizmde pazarlamaya bunca paralar akıtılırken, kendi evimizi pislik içinde bırakmak, tanıtım uğruna sarfedilen çabaları sonuçsuz kılmaya yeter de artar bile.

Ne olur çevreye sahip çıkalım, çevre bilincini geliştirelim ve orman fakiri olan ülkemizi önce kendimizin, sonra da başkalarının sevebileceği bir noktaya getirelim. Bu bir doğa görevdir ve kimsenin de bu sorumluluktan kaçmaması gerekir!..

   439 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
02 Aralık 2008, Salı   Dubai'den mesaj var: Oradaki Türklere sahip çıkınız!..
01 Aralık 2008, Pazartesi   UBP'de bundan sonrası...
29 Kasım 2008, Cumartesi   UBP Kurultayı ve Kıbrıs Türk halkının beklentileri
28 Kasım 2008, Cuma   UBP'de son kulvara girilirken...
27 Kasım 2008, Perşembe   Hristofyas'ın attığı taşlardan başımız, gözümüz yarıldı!..
26 Kasım 2008, Çarşamba   Sarı altından ve Güzelyurt halkından ne istiyorlar?..
25 Kasım 2008, Salı   Öğretmenlerin önünde saygı ile eğilmek gerek
24 Kasım 2008, Pazartesi   Kıbrıs'ın incisi Girne'nin önündeki engeller kaldırılsın!..
23 Kasım 2008, Pazar   Yarım yüzyıldan sonra dükkânı kapatıyorsa...
22 Kasım 2008, Cumartesi   İki dost, Gündüz Aktan ve Aydın Olgun'un ardından



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.5847 1.5958
1 STERLİN 2.3879 2.4057
1 EURO 2.0038 2.0179







© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital