Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Küfür etti diye öldürüyordu
Mahkemelerden rekor cezalar
Tutu, nabız tuttu
Lefke'de yapılan yurt binası mühürlendi
UBP anahtarı UBP'lilerde olmalı
Dünya nefesini tutmuş bekliyor
Tarihle randevunuz var
Elektrik Kurumu vurgunu davasında karar aşamasına gelindi
Gazimağusa'da 26 köyde elektrik kesintisi yapılacak
Mükemmel bir görüşme oldu, cesaretlendirildik

YORUMLANANLAR
Büyük sınav [1]
Bulutoğluları: Artık ipler koptu [1]
4 ay hırsızlıktan arandı adaya girerken yakalandı [1]
14 yaşındaki kızla cinsel ilişki [1]
Bu kez Girne zehirlendi [2]
13. maaş ve emeklilik ikramiyesinin budanacağı iddiaları cinayettir [1]
Defne öykü yazma yarışmasında dereceye girenlere ödülleri verildi [1]
YDÜ Tıp Fakültesi törenle eğitime başladı [4]
Bankalarımız güçlü [1]
Bu sefer ölümlü isyan çıkacak [1]
Girne'de yine fuhuş, yine Afrikalı [5]
Annesini dövdü, tutuklandı [4]
Mecbure Esen kurtarılamadı [4]
Talat değişmezse çözüm bulamayacağız [1]
KKTC'de "ozon"lu tedavi başlıyor [2]



O AN... (*)

Ahmet Tolgay

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   25 Haziran 2008, Çarşamba Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Kapanan her kapıdan sonra yeni bir kapı açılır hayatımızda.

   Çoğumuz hayatı yaşarken, o an olduğumuz basamağı beğenmeyiz. Daha üst basamağa adım atmak için sabırsızlanırız. Bir üste çıktığımızda ise yine bir üstünü hayal ederiz.

   Ve hayatımız hep böyle devam eder gider. Bir bakıma mutsuzluk içinde...

   Oysa bir sonraki basamağa ulaştığımız zaman geride kalan basamağa özlemle bakacağımızı tahmin etmeyiz. Geride kalan basamak, tatlı bir nostaljiye dönüşür...

   Zaman hızlı akıyor.

   Bunu geriye dönüp bakanlar eminim ki daha iyi anlar. Yaşarken zamanı, yavaş ilerlediğini sanırız ve sabırsızlanırız. Çoğumuz o anı yaşamayız. Daima bir sonraki anı düşünürüz ya da geride kalan anlarımıza bakarak avuturuz kendimizi.

   Yani o anı yaşayan çok az kişi vardır.

   "Bir sonraki, bir sonraki" diyerek yaşadığımız anın tadına ancak daha sonra varabiliriz.

   Tabii ki sadece hayal ederek.

   Yani ileriyi düşünmekten dolayı zamanında yapmayı başaramadığımız şeyleri hayal ederek kendimizi avuturuz.

   Farkında olmadan kapanan kapının ardında bir sürü hatıra bırakırız.

   Yaşarken mutluluk duyduklarımız artık tatlı hüzünler yaşatır bize ve ince ince süzülür gözlerden yaşlar. Düşündükçe kaç kişi kırdığımızın da farkına varırız.

   Bu sefer pişmanlık dolu sancılar batar yüreğimize. Ufacık bir şey için hayatta en değer verdiğimiz kişilerden birini kırmış olmak çok üzer bizi.

   Hele ki bunun farkına sonradan varmış olmak daha da acı verir.

   Ve hıçkırıklarla karışık gözyaşlarımız başlar akmaya.

   Engel olamayız buna...

                             *    *    * 

   Kapanan kapıların ardındaki hatıralar hep bizimledir. Kapı deliğinden göz kırpar bizlere hatıralarımız.

   O hatıralar ki, gölgemiz kadar yakındır ve parlak olan yıldızlar kadar uzaktırlar artık bize...

   Güneşin en tepedeki sıcaklığı kadar yakarken bizi bazıları, bazıları da ılık bir yaz akşamı esintisi kadar hafifçe dokunur yüreğimize. Şiir gibi, şarkı gibi...

   Ve geçmişte yaşadığımız o anın kıymetini bilmediğimizin farkına varırız hemen o şiirsel ve melodik dokunuşlarla...

   Geleceği düşünmekten ve geçmişin hayaliyle yaşamaktan o anı yaşamaya vakit kalmadığını görürüz.

   Bir "de javu" etkisi yaşamanın, o anıyla yeniden haşır neşir olabilmenin yakıcı özlemini duyarız içimizde..

   Ve farkına varırız ki, hep böyle yaşar insanoğlu ezelden ebede... Yani bugünü önemsemeden dünümüz ve yarınımızla yaşarız sadece.

   Hiç ders almayız kapının ardında kalan hatalarımızdan. Hatta öyle ki, açılan yeni kapılarda hatalarımızın üzerine yenilerini ekleriz.

                             *    *    *

   Ne varsa çocuklukta var...

   Çünkü ne geçmiş, ne gelecek ve ne de bir sonraki adıma geçmek için bir telaş var çocuklukta .

   Yalnızca çocukken yaşarız O AN'ı...

   Ne kadar çok oyun oynarsak o kadar mutluyuz.

   Ne kadar çok hikaye ve masal dinleyip öğrenirsek o kadar bilgiliyiz.

   Oyun oynarken de, hikaye ve masal dinlerken de, tek amaç işte O AN'ı iyice benimsemektir.

   Ne kapanacak olan bir kapı vardır aklımızda, ne de açılacak olan.

   Ve büyürüz...

   Artık hayat telaşımız başlar.

   Kişiliğimizin oturması gerekmektedir başarılı olmak için...

   Hayat telaşına kapılarak sadece dün ne yaptığımızı ve yarın ne yapacağımızı düşünerek yaşarız. Anı yaşamamız gerektiğini bilmemize rağmen hiç aklımıza gelmez bu gereksinim yaşam telaşımızın içindeyken.

   "Dün dünde kalmış; tekrar yaşayamazsın... Yarın gelmedi bilemezsin, bugünü yaşamaya bak." der Mevlana...

   Mevlana'ya kulak verirsek eğer, ne yaşanmış bir şeyi düzeltebilmek için ve ne de bilmediğimiz bir şeyi yaşamak için üzmüş olmayız kendimizi.

   Ve en önemlisi zamanımızı kaybetmemiş oluruz.

   Dünün hatırasıyla, yarının ne olacağını düşünmekle yaşamayı biraz olsun unutarak O AN'ı, yani işte bugününüzü doyasıya yaşamanızı dilerim... 

        

                                                     ÖZLEM TİRE

 

(*) "Başarılı bir köşe yazarı olmak en büyük ukdem" der hep Özlem Tire... Bu köşenin sürekli okurları onu iyi tanırlar. Hakkında da olumlu tepkiler verdiler bana... Bir yandan üniversitede okurken, bir yandan da bir muhasebe bürosunda çalıştı... Türk Sanat Müziği tutkunu ve bu müziğin Gazimağusa'daki korosunun elemanı... 5 yazısı yayımlandı Özlem'in bu köşede. Uzun bir aradan sonra şimdi köşemin okurlarıyla buluşturduğum "O AN..." başlıklı bugünkü yazısının ise bence ironik boyutu var... "Neden?" derseniz; Özlem Tire bugün Doğu Akdeniz Üniversitesi mezuniyet töreninde diploma alıyor. Hem de Bilgisayar Destekli, İngilizce Müfredatlı, Muhasebe Bölümü birincisi olarak... Diplomasını aldığı O AN'ı doyasıya yaşamasını dilerim hiç unutmamacasına... "Ahmet ağabeyi" ne yazık ki davetine katılamıyor... Buradan da olsa gönülden kutlarım genç yazarı... Mezuniyetinden sonra yazılarını yazmaya daha fazla zaman ayıracağına inanıyorum Özlem'in... Bu özel gününde, köşemden okuyucu kitleleriyle buluşmasını sağlamamın da bir anlamı var hiç kuşkusuz... Motive edici bir mezuniyet armağanı olarak kabul etsin bunu Özlem... Ve kalemini elinden hiç, ama hiç bırakmasın...

   429 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
10 Ekim 2008, Cuma   Yine ava ve avcılığa dair...
09 Ekim 2008, Perşembe   ŞİMDİ SİNEMA MEVSİMİ...
08 Ekim 2008, Çarşamba   GÜNCEL NOTLAR...
07 Ekim 2008, Salı   Ülkemizdeki yabancıların sorunları...
06 Ekim 2008, Pazartesi   DEVEKUŞU KÜLTÜRÜ...
05 Ekim 2008, Pazar   Güncel bir sohbet...
04 Ekim 2008, Cumartesi   LAFORİZMALAR
03 Ekim 2008, Cuma   SİLGİSİZ RESSAMLAR... (*)
02 Ekim 2008, Perşembe   AVVVVVVVVVV!..
01 Ekim 2008, Çarşamba   TAŞKINKÖY'DEKİ ÇEVRE SORUNU...



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1,3763 1,3860
1 STERLİN 2,3826 2,4004
1 EURO 1,8890 1,9022



YAZARLAR : .

Mustafa ÖZSOY

Sonun başına geldik





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital