|
Türk tiyatro tarihinin ilklerinden birine ülkemizde imza atılıyor... İstanbul Büyük Şehir Tiyatroları ile Lefkoşa Belediye Tiyatrosu, Vahe Katcha'nın yazdığı CANAVAR SOFRASI oyununu birlikte sahneliyor...
Şimdiye dek hiç denenmemiş bir ortak sanatsal atılım...
Büyük organizasyonun yönetmeni Hüseyin Köroğlu... Genel koordinatörü Yaşar Ersoy... Oyuncu ve teknik kadroda, İ.B.Ş.T. ile L.B.T. sanatçıları var... 11 usta oyuncu... Ve çok sayıda genç figüran...
Sevgili sanatçı dostlarım Köroğlu ile Ersoy'un nazik daveti üzerine oyunun provalarını Lefkoşa Belediye Tiyatrosu salonunda izlerken, gerek konuya, gerekse çalışmalara ilişkin ayrıntılı bilgi edinme olanağı da buldum...
Profesyonel bir ekip, içten bir dayanışmayla, tiyatronun sevgi üstüne kurulduğunu bir kez daha kanıtlayarak, sanatçı ruhunun tüm özverisi ve coşkusuyla ter döküyor yazın bu bunaltıcı günlerinde...
Hüseyin Köroğlu "Oyun benim doğum yılım olan 1964'de yazıldı... Fransa'da yaşayan Suriye kökenli Ermeni Vahe Katcha tarafından... 1964, Kıbrıs'ta büyük travmaların yaşandığı bir yıl aynı zamanda... O dönem Kıbrıslıların yabancısı olmadığı travmaları sahneye taşırken, olağanüstü koşulların, olağanüstü ölçüleri olduğunun altını çiziyoruz yeniden" diyor.
Yaşar Ersoy usta ise, savaş koşulları içinde ve ölüm korkusu karşısında insanların ne denli ilkelleşip alçalabileceğinin yorumunu yapan bir oyun seçtiklerini anlatıyor bana... "Yılan yaklaşıp kendini de sokuncaya dek, daha önce sokulanlara duyarsız durabilenlerin savaş ortamındaki bir başka öyküsü bu" diyor.
Sözün özü, insanlığın alabildiğine sorgulandığı bir sofra bu CANAVAR SOFRASI...
* * *
Öykü, İkinci Dünya Savaşı'nın ikinci yılında geçiyor...
Nazi işgali altındaki Fransa'nın bir kasabasındayız...
Dışarıda savaş tüm şiddetiyle sürerken ve de ölüm, işkence, açlık, sefalet ortalığı kasıp kavururken; burjuva kökenli bir grup insan, arada bir savaştan da söz açarak ve sanki bu savaş salt dışarıdakilerin dramıymış gibi davranarak, apartmanlarının bodrum katında doğum günü partisi yapmakta... Doğum günü kutlanan güzel Brigitte'ye hediyeler yağmakta... Tam bir vur patlasın, çal oynasın havası!.. O yokluk ortamında leziz yemekler yenmekte, pahalı içkiler ve purolar içilmekte, sevişilmekte, dans edilmekte, şakalar yapılmakta...
Provayı birlikte izliyorum Hüseyin Köroğlu ve Yaşar Ersoy'la...
Köroğlu, dizüstü bilgisayarında efektleri ve müziği yönetmekte... Arada bir sessiz talimatlar vermekte yanındakilere...
Sahnedeki tantanalı bölüm sürerken, Sevgili Yaşar kulağıma eğilerek fısıldıyor:
"Bu neşeli sahnelerde, projeksiyonla izleyiciye dışarıdaki trajik görüntüleri de yansıtacağız. Gaz odaları, kurşuna dizilenler, kan revan içinde çarpışanlar ve insanlığın sefaleti. Sahne, insanlığın paradoksuna ayna tutacak..."
Ve oyun provada sürüyor...
Derken öykünün o kırılma noktasına geliyoruz birdenbire...
Dışarıda bir anda kıyametin koptuğu efektlerle sahneye yansıtılır. Patlayan bombalar ve silahlar... Çığlıklar...Bodrum katında eğlenenler, korkunun ve paniğin sarmalına girer aniden... Yabancılarıymış gibi durdukları savaş işte onlara da ulaşmıştır artık tüm dehşetiyle!..
Kapı kırılırcasına açılır... Nazi askerleri pür silah içeriye dalar... Gestapo subayı kadın son derece acımasız ve otoriter... Direnişçilerin dışarıda iki subaylarını vurduğunu açıklar ve cinayeti işleyenler ele geçirilinceye dek her daireden iki rehinenin alınacağını duyurur. Gerekirse kasaba baştan başa mezarlığa çevrilecek... Her kattan iki rehine alınacaktır... Bodrum katında eğlenmekte olanların da kendi aralarından iki rehineyi belirlemelerini ister...
İşte o anda başlıyor insan karakterinin tüm zaaflarının ve rezilliklerinin sergilenmesi. Yaşamla ölüm arasında kalanlar, rehine durumuna düşmemek için birbirlerini, hatta eşlerini ve sevgililerini bile satmaya hazırdırlar... Oysa az önce eğlenirlerken birbirleriyle nasıl da sarmaş dolaştılar!..
Can pazarına girdikleri o andan sonra artık hiçbir şey insanlık, sevgi, vatan ve onur için değil... Hiçbir şey ve hiç kimse eskisi gibi de değil... Her şey yaşamda tutunabilmek adına... "Can benim canım." Ve o canı tende koruyabilme uğruna her türlü alçaklık geçerli...
* * *
Hüseyin Köroğlu, izleyicinin tiyatronun kapısından içeriye adımını atar atmaz, oyunun karamsar ve ürpertici atmosferine gireceğini vurguluyor... Mizansen buna göre düzenlenecek... Kendini bir Nazi toplama kampında duyumsayacak olan izleyiciye, koluna bir gamalı haç, ya da bir Yahudi yıldızı takma seçeneği sunulacak. Salonun her karışının bu atmosferin sarmalında olacağını ve oyuncularla öykünün izleyicilerle özdeşleştirileceğini anlatıyor bana sevgili Köroğlu... Bir insanlık hesaplaşması bu büyük prodüksiyon... Sanat yaşamının en önemli olaylarından biri olarak bakmakta buna genç yönetmen... Öyle ki, Türkiye TV kanallarının çok tutulan dizilerinden DOKTORLAR'daki rolünden "Ben Kıbrıs'ta tiyatro yapacağım" gerekçesiyle ayrılmakta hiç duraksamadı...
Kıbrıs doğumlu sanatçı Hüseyin Köroğlu, tam bir Kıbrıslılık duyarlılığı ve kararlılığıyla el atmış bu projeye...
Genel Koordinatör Yaşar Ersoy'dan aldığım bilgiler de ilginç:
"6'ncı Uluslararası Kıbrıs Tiyatro Festivali'nin kapanış oyunu olarak sunulacak CANAVAR SOFRASI... Festivalden sonra oyunun sahnelenmesi sürecek. Kasım'ın ikinci yarısından itibaren İstanbul Şehir Tiyatroları'nda olacağız. Ondan sonra yeniden Kıbrıs oyunlarımız devreye girecek. Oyunumuzun galasını da İstanbul'da yapmış olacağız..."
Oyunda rol alan sanatçılar, sahneye giriş sırasına göre şunlar: Barış Refikoğlu, Hatice Tezcan, Erol Refikoğlu, Bora Seçkin, Murat Bavli, Özgür Oktay, Osman Alkaş, Döndü Özata, Cem Aykut... Melek Erdil ile Asu Demircioğlu ise iki ayrı kadın karakterine can verecek... Sahnede göremeyeceğimiz sevgili Kıymet Karabiber, bu iddialı oyuna yönetmen yardımcısı olarak katkı koymakta...
|