Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Eroğlu, parti meclisini de silme kazandı
Hükümet yazı görmez
5 AIDS vakası var
2009 da kurak
Pakistan'dan yatırım girişimi
Burhan Nalbantoğlu Hastanesi Üroloji Servisi'nde bir ilk daha
Vadili Belediye Başkanı, savcılığa şikayet edildi

YORUMLANANLAR
Hiçbir şeyin değişmediğinin göstergesi [1]
Eroğlu, parti meclisini de silme kazandı [1]
Hükümet yazı görmez [2]
Geri döndü [6]
Gönyeli emaneti geri aldı: 0-2 [1]
ZEYTİNYAĞLI İNGİNAR [1]
Çağın vebası AIDS [1]
Hatay [1]
12 yaşında, cinsel ilişkisi cep telefonuna kaydedilip tehdit edilen çocukları tedavi ediyorum [3]
BKP'den bir heyet Brüksel'e gidiyor [1]
Ambargolular Grubu'ndan kanlı haritaya tepki [1]
Maraş'a dönüş, hemen şimdi [5]
KKTC var olmaya devam edecek [2]
KTÖS:Nüfus akışından dolayı okullarda olumsuzluklar yaşanıyor [1]
Tam teşekküllü müzakereyi gerçek anlamda yürütmüyor [1]
Cumhurbaşkanına internette hakaret eden gençler tutuklandı [12]
Ölümlü trafik kazası sanığına 3 ay hapislik [5]
Sporun ruhu öldü! [6]
Keklik ve turaç avı yasaklandı [5]
Güneye 6 milyon euroluk ihracat [1]



İYİ EĞİTİLMİŞ CANAVARLAR...

Ahmet Tolgay

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   29 Eylül 2008, Pazartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Öncelikle sevincimi ifade etmeliyim... Kıbrıs Türk halkının yetiştirdiği iki değerli tiyatrocu Yaşar Ersoy ile Hüseyin Köroğlu'nun muhteşem projeler için el ele verdiklerini görebildiğim için...

   Gerçeği anımsamanın zamanıdır: Bir ara Ersoy-Köroğlu anlaşmazlıkları o boyutlara gelmişti ki, sanatsal gerginlik saklanabilecek durumdan çıkmış ve gazete sayfalarına yansımıştı...

   Aslında her ikisi de Kıbrıs Türk halkına tiyatro bağlamında güzel şeyler verebilmenin uğraşındaydı... Ama farklı kulvarlarda birbirleriyle sürtüşerek ilerliyorlardı... Ersoy-Köroğlu polemiği bir ara benim köşeme de yansıdığı için o sert tartışmaları çok iyi anımsıyorum...

   Hüseyin Köroğlu 2002'de OTHELLO oyunuyla ülkemize geldiğinde o polemikler doruk noktasındaydı... Mağusa'nın Othello burcundaki Shakespeare efsanesini unutulmaz biçimde günümüze taşıyan bu oyun, Köroğlu'nun "Kıbrıs'ta ben de varım" mesajıydı...

   O mesaj, daha sonra son derece etkileyici DÖRDÜNCÜ MURAT oyununda da yinelenecekti... Konusu Kıbrıs'ta geçen diğer bazı sinema ve TV filmleri de Köroğlu'nun vatan aşkının altını çizmeyi sürdürürdü... 

   Ersoy ile Köroğlu'nun en sonunda uzlaşma zeminini bularak aynı kulvarda birlikte yürümeye başlamaları ne kadar güzel bir gelişme...

   İşte CANAVAR SOFRASI, bu birliktelikten doğabilecek başyapıtlara örnek ve umut oluşturacak nitelikte... Tiyatronun ancak sevgi üzerinde yükselebileceğini görüyoruz... 

   Heyecan veren olgu şu ki, sanatsal dayanışmanın ürünlerinden yalnız halkımız değil, Türkiye'deki sanatseverler de yararlanacak...

   Galası geçen cuma gecesi Lefkoşa'da yapılan CANAVAR SOFRASI, İstanbul'da 22 kez perde açacak...

   Bu bir ilk... İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları ile Lefkoşa Belediye Tiyatrosu ortak bir yapıma birlikte imza attı...

               *    *    *

   Adana doğumlu, Ermeni kökenli ve Fransa vatandaşı Vahe Katcha'nın savaş karşıtı oyununda, çok iyi bildiğimiz o acı gerçeğe; yani "insanın iyi eğitilmiş canavar" olduğu gerçeğine iz bırakan vurgusunu yapıyor...

   O çok başarılı ekip çalışmasını ustaca yöneten Hüseyin Köroğlu, bu insanlık trajedisini görkemli bir sahne kurgulamasıyla yorumlarken, olağanüstü koşulların olağanüstü ölçüleri olduğunun altını çiziyor...

   Öyküdeki olağanüstü koşul, dışarıda savaş tüm şiddetiyle sürerken bir doğum günü partisindeki tuzu kuru 7 insanın birdenbire faşizmin pençesine düşmesidir... Olağanüstü ölçüler ise yaşamda kalabilme adına insanların alçalabileceği sınırlardır... 

   Doğum günü partisi başladığında birbirlerine karşı çok sevecen ve bağlı görülmektedir bu bir grup insan... Dışarıdaki korkunç savaşta acı çeken milyonlarca insanı umursamaz çılgınlıklar içindedirler... Derken sokakta silahlı bir çatışma... Direnişçiler iki Nazi subayını öldürür... Az sonra, ileride lezbiyen olduğunu öğreneceğimiz bir kadın Gestapo subayının komutasındaki askerler partiyi basar. Öldürülen Nazi'lere karşılık apartmandaki her kattan iki rehine alınacaktır... Partidekilere iki rehineyi kendi aralarında seçme şansı tanınır...

   İşte bu kırılma noktasında, savaşın acımasız koşullarına sürüklenen o 7 insanın hayatta kalabilme mücadelesi başlar... "Can benim canım, benden sonrası tufan" mantığına dayalı bu mücadelede egoizm tüm çirkinliğiyle ön plana çıkar... Doğum günü partisindeki dostluk ve sevgi sofrası artık bir canavar sofrasına dönüşmüştür... Her kişi, öteki bireylerin canavarıdır... Partidekilerin, iki rehineden biri olmamak için tenezzül etmedikleri alçaklık kalmaz... Birbirlerinin kirli çamaşırlarını da teker teker ortaya sererek rehine olmayı hak edeni belirlemeye çalışırlar...

               *    *    *

   CANAVAR SOFRASI' na giden izleyici, fuayeden itibaren kendini oyunun atmosferi içinde bulur... (Hüseyin Köroğlu bu denemeyi OTHELLO'da da, burcu meşalelerle dekore ederek yapmıştı...) Toplama kamplarının tel örgüleri, kum torbalı kanlı siperler ve Nazi propagandası yapan ekranlar ve objeler arasından geçerek sahneden gelen militarist buyruklar arasında salondaki yerini bulmaya çalışanlar, nasıl bir dramla yüzleştirileceklerinin de bilincine varırlar... Açıkçası oyun, daha tiyatronun girişinde, izleyicisini teslim alıyor...

   Yönetmen Hüseyin Köroğlu, üç boyutlu gösterişli dekoruyla müthiş etkileyici bir anlatım tarzı yakalamış... Ön planda partinin verildiği salon var... Yükseltilen arka plana dış mekan, yani tehlikenin kol gezdiği sokaklar dekore edildi... Sahnenin iki yanındaki büyük ekranlar ise izleyiciyi sahne gerisine taşan olaylarla ve insan manzaralarıyla yüzleştiriyor... Kimi zaman izleyiciye kendini sinemadaymış gibi duyumsatan müthiş yaratıcılık örneği bir kurgulama...

   CANAVAR SOFRASI gerçekten büyük prodüksiyon... Bu gösterişli yapıma oyuncu ve teknik ekip olarak 60'ın üstünde sanatçı katkı koydu... Disiplinli bir ekip çalışmasının harikulade yaratıcılığını kanıtlayan tüm sanatçıları gönülden kutlarım...     

   659 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
01 Aralık 2008, Pazartesi   DERVİŞ BEY'İN DÖNÜŞÜ...
30 Kasım 2008, Pazar   SUZAN'I KOCASININ ÜZERİNE GÖMDÜK
29 Kasım 2008, Cumartesi   LAFORİZMALAR
28 Kasım 2008, Cuma   TÜM ZAMANLARIN EN İYİ AŞK FİLMİ...
27 Kasım 2008, Perşembe   "PADİŞAH 2008": ATATÜRK OLMASAYDI...
26 Kasım 2008, Çarşamba   DÜNYA MERSİN'E, BİZ TERSİNE...
25 Kasım 2008, Salı   ALTERNATİF ENERJİ ÜRETİMİ...
24 Kasım 2008, Pazartesi   GİRNE YAT LİMANI SAHİPSİZLİĞE TERK EDİLEMEZ...
23 Kasım 2008, Pazar   GECİKEN BİR YEMEKTE NAİL ATALAY'LA...
22 Kasım 2008, Cumartesi   LAFORİZMALAR


Yorum Sayısı:   1
  Oznur         - Chicago) Lefkosa) Iskele 29 Eylül 2008, Pazartesi 15:24 
Sn Tolgay,

Iyi ki varsiniz. Her zaman yazilarinizi buyuk bir keyifle okuyorum.
Sizlere ve sevdiklerinize nice mutlu bayramlar diliyorum.
Saygilar,


DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.5624 1.5699
1 STERLİN 2.3989 2.4114
1 EURO 2.0039 2.0136







© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital