|
İlk fark ettiğimde fındık büyüklüğündeydi.
Umursamadım.
Sonra hızla büyüdü ve irice bir ceviz kadar oldu.
"Madem hızlı büyür önemli değil" şeklindeki teselliler fayda etmeyince bir doktora göstermek farz oldu.
Dr. Hüseyin Kebapçıoğlu "basit bir operasyonla alırız" dedi.
Her daim "ayaklı sağlık ansiklopedisi" muamelesi yaptığım sevgili Okan Dağlı'ya başvurdum.
Etraflıca anlattı. Anlattıklarının özeti "basit bir operasyonla almak lazım" şeklindeydi.
"Dr. Kudret de mutlaka görmeli" denildi. Çalışmalarını takdirle izlediğim Doç. Dr. Kudret Çağlar'a da "göründüm."
O da aynı cümlelerle aynı şeyleri söyleyince dördüncü doktora başvurmaya utandım ve bıçak altına yattım.
Dr. Kebapçıoğlu "tam da beklediğimiz gibi" dedi ve küçük bir şişenin içindeki ilaçlı suda yüzen yağdan ibaret bezemi elime verdi. Doğru Dr. Sonuç'un yolunu tuttum.
Dr. Sonuç Büyük "Cuma günü belli olur ama şimdiden söyleyebilirim ki sorun yok" deyip içimi rahatlattı.
Sırtımda biraz ağrı, "bıçak altına yatmanın" getirdiği halet-i ruhiyenin yarattığı havayı kullanarak yapmaya çalıştığım "şımarıklıklar" ve işe geri dönme zorunluluğu.
İnsan böylesi durumlarda "en önemlisi sağlıktır" sözünün boş bir temenniden öteye anlamlar içerdiğini fark eder.
Ve yaşamın kutsallığını anlar.
Yaşamı sağlayan sağlıktan daha önemlisinin olmadığını bir kez daha saygıyla teslim eder.
***
Geçtiğimiz ay Çanakkale Üniversitesi'ndeydim.
Gözlerinde umut ama o denli de karamsar birçok öğrenciyle sohbet etme imkanım oldu.
Şüphesizdir ki gençlerin derdi "geleceğe dairdir."
Üniversite eğitiminden sonra ne olacaklarına ilişkin kafalarında dolaşan yüzlerce soruyu paylaşırlar sizinle.
Sizin hayat hikayenize bakarak kendileriyle ilgili bir sonuç çıkarmaya çalışırlar.
Bugüne kadar birçok üniversitede benzer durumlarla karşılaştım.
Fakat en kötüsü İletişim Fakültesi'nde okuyanlardır.
Mezun olmaya ramak kala bile "ben niye bu bölümü seçtim" sorusunu sorup dururlar.
Bunu anlamaya çalıştım hep.
Gazetecilikle ilgili anlatılan "kötü" hikayelerin bunda etkisi var.
Gazeteci milletinin çokça boşboğazlık içeren olumsuz konuşmaları belli ki öğrencileri kötü etkiliyor.
Doğu Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi gazetecilik öğrencilerinin "genel olarak" durumu da aynı.
Geçtiğimiz cuma çocukları gazetede konuk ettik.
Bence dünyanın en önemli mesleği olan gazeteciliğin (tüm olumsuz koşullara rağmen) ne anlama geldiğini anlatmaya çalıştık.
Bu ölümlü dünyada, tarihe tanıklık edildiğini ve geleceğe bırakılan bir iz olduğunu söylemeye çalıştık.
En etkilendiğim cümleyi Süleyman Ergüçlü söyledi:
"İster gazetecilik yapın, ister başka bir meslek seçin. Ne yaparsanız yapın ama sevdiklerinize ve mutlu olacağınız şeylere mutlaka zaman ayırın. Yaşam işten ve çalışmaktan ibaret değildir."
Bunu söyleyen yaşamının bütününü mesleğine ayırmış birisiydi.
Bu açıdan da altın değerinde bir öğüttü.
***
Yaşam geçip gidiyor.
Bir süre sonra hastalıklar yoldaşlık yapmaya başlıyor insana.
Ve bilinen son gerçekleşiyor.
Önemli olan geride kalacak hoş bir seda ve yaşanmış mutluluklar değil mi?
Bana bunları yazdıran cevizden iri bir yağ bezesi oldu.
|