|
Internetten indirdiğimiz görüntüler ile harita üzerinde uzun süre çalıştık, sevgili Uğur Kaptanoğlu (KIBRIS Yayın Yönetmeni) ile.
Geçilecek yollar, aşılacak kavşaklar tek tek işaretlendi.
Tanıdıklardan tarifler alındı.
Görenler, haftalar sürecek bir yolculuğa çıkacağımızı sanıyordu ama Lefkoşa'dan sadece 50 dakika uzaklığa gidecektik.
Gideceğimiz yer de dahil bugüne kadar duymadığımız köy isimleri vardı haritada. Bölgeler ve tırmanacağımız Trodos'un bu yönü biraz ürkütmüştü bizi.
Uğur iyi bir rallicidir ama yaşı gereği iyi bilmiyor Güney Kıbrıs'ı.
Ben ise Argos diye bir köyü ilk kez duyuyorum.
Köyün yer aldığı Pitsilla bölgesini de.
Güzergah üzerinde sağda ve solda yer alan birkaç köy ismini duymuşluğum var.
Fakat hepsi o kadar.
Internet'ten baktığımızda "güller diyarı Argos'a hoş geldiniz" ibaresiyle sanki de Fransız veya İsviçre Alplerindeki bir köymüş gibi geldi bize Argos.
Dönümlerce uzayan gül bahçeleri, işlenen gülün her halinden hazırlanan parfümler, olağanüstü güzellikte bir manzara ve yol kenarına sıra sıra dizilmiş cafeler.
Cafelerin tıka basa turistle dolu olduğunu söylememe gerek yok herhalde.
Bu internet tanıtımını "biraz abartılı" bularak koyulduk yola.
Lefkoşa'daki büyük kavşaktan Astromerit'e dönmeyip düz gittik.
Yaklaşık 20 dakika sonra tırmanmaya başladık. Tırmandıkça Trodos'un bildik bitki örtüsüne rastladık ama bilmediğimiz bir mekanda yolculuk yapıyorduk.
Mükemmel bir tabela ve işaretleme sistemi nedeniyle, elimizdeki haritalara gerek kalmadan kolayca bulduk Argos'u.
Zaten tarif edenler de kolayca bulacağımızı söylemişti. "Lefkoşa'dan sonra dümdüz yol alın. Sağa sola sapmadan doğruca Argos'a varacaksınız" demişlerdi.
Nitekim de öyle oldu.
Bir tarafıyla Limasol, bir tarafıyla doğu.
Argos, yükselen tepeler arasında gül kokularıyla karşıladı bizi.
Köyü görünce internette abartmadıklarını anladık.
Meyve bahçeleri, bağlar, çok güzel taş evler, pırıl pırıl sokaklar ve turistle dolu cafeler.
"Keşke biraz daha erken gelseydik" diye hayıflanarak seminerin yapılacağı otele gittik.
İçimizde "yine Kıbrıs sorununu konuşacağız" türünden bir sıkıntıyla.
***
Aralarında Kıbrıslı Türklerin de bulunduğu bir grup aydının kurduğu ENORASİS isimli sivil toplum örgütü, Kıbrıs sorunuyla ilgili seminer düzenledi Argos köyünde.
İlk kez böylesi bir dinleyici grubuyla karşılaştım.
3 dilde simültane çeviri yapılan semineri izlemeye gelen çok sayıda Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum vardı.
Kıbrıslı olmayanların varlığı da dikkat çekiciydi.
Konuşmacıların Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin siyasi ve teorik konuşmalar yapacaklarını tahmin ediyordum.
Bu yüzden gündelik hayata ve pratik konulara deyinmeyi tercih ettim.
Konuşmamda şöyle bir cümle kullandım: "Kıbrıslı Rumların büyük çoğunluğu hala Kuzey'e geçmedi. Kıbrıslı Türkler de Güney'e geçtiklerinde kendilerini turist gibi hissediyorlar. Biz de aynı duyguları yaşadık bugün. Ülkemizin bir yarısını yok saymadığımızda ve ülkemizin bir yarısına "gezilecek yabancı ülke" muamelesi yapmadığımızda barış bizimle olacak."
Bu sözlerim katılımcılar üzerinde ne gibi bir etki bıraktı bilmiyorum ama dünyada küçücük bir noktadan ibaret bu ada parçasında ömür tüketiyoruz, birbirimizi bilmeden ve tanımadan.
Sonra da dünyanın hukukunu ve politikasını parçalıyoruz bizleri uzlaştıracak formüller bulmak için.
Ayrılık, 3 neslin kanına girdi.
Böyle giderse nesiller boyu sürecek.
Biz Argos'u ararken, onlar Kuzey'i yok sayarlarken...
|